• Dönem: 27. Dönem
  • Yasama Yılı: 5
  • Birleşim:
  • Birleşim Tarihi: 22.12.2021
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)

 22 Aralık 2021 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

                                            Açılma Saati: 14.01        

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

 

Gündem dışı ilk söz 3 Ocak Mersin'in düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Mersin Milletvekili Zeynep Gül Yılmaz'a aittir.

Buyurun Sayın Gül Yılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

ZEYNEP GÜL YILMAZ (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu, hemşerilerimi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bir yanında sırtını dayadığı yemyeşil Toroslar, bir yanında uçsuz bucaksız güzelliğiyle masmavi Akdeniz bulunan Mersin'imiz doğal güzellikleri, coğrafi konumu, tarihi, kültürü, tarımı, sanayisi ve ticaret hacmiyle ülkemizin en önemli büyük şehirleri arasında yer almaktadır. Turizm, ticaret, tarım ve sanayinin bir arada geliştiği çok odaklı ekonomiye sahip olan ilimiz bünyesinde barındırdığı Türkiye'nin en önemli ve en işlek uluslararası limanı, otobanıyla hızlı kara ulaşım olanağı ve gelişmiş serbest bölge faaliyetleriyle, dünyanın önde gelen bölgesel kalkınma projelerinden biri olan Güneydoğu Anadolu Projesi'nin de dünyaya açılan kapısı olmuştur.

Değerli milletvekilleri, özellikle sebze ve meyvecilikle seracılık faaliyetlerinde ülkemizin büyük bir bölümüne üretimle katkı sağlayan Mersin’imizin yüz ölçümünün yüzde 21’nde yaklaşık 330 bin hektar alanda tarımsal üretim gerçekleştirilmektedir. Narenciye üretiminde dünyada 4’üncü sırada yer almakta olan ilimizin eşsiz lezzetlerinin yanında Mut'un zeytinyağı ve kayısısı, Silifke'nin çileği, Erdemli'nin Lamas limonu, Tarsus'un Topacık üzümü ve Sarıulak zeytini coğrafi işaretli ürünleri arasındadır. Yaş meyve ve sebze, narenciye, bakliyat ihracatında da ülke ilk sıralarda yer almaktadır. Yine, kıl keçisi üretiminde 1’inci olan ilimiz canlı hayvan ve hayvansal ürünler değeri bakımından da ülkemizin önemli üretim kaynaklarından biridir.

Tarih boyunca her kesimden, her inançtan, her meşrepten insanı bağrına basan, Torosların yoldaşı, Akdeniz’in serin sularının sırdaşı Mersin’imiz 321 kilometre uzunluğunda sahil şeridinde bulunan kumsallar, koylar, körfezler, barındırdığı çeşitli dinlere ait tarihî, kültürel zenginlikleriyle gerçek bir kültür ve turizm kentidir. 334 kuş türüyle Türkiye rekorunu elinde tutan Göksu Deltası Kuş Cenneti’nin yer aldığı ilimiz, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde Alahan Manastırı, Kız Kalesi, Mamure Kalesi, St. Paul Kilisesi gibi birbirinden değerli 4 adet kültür varlığına da ev sahipliği yapmaktadır.

Saygıdeğer milletvekilleri, Mersin’imiz Hükûmetimizin on dokuz yıldır sürdürdüğü yatırım ve desteklerle her alanda kurtuluşunun 100’üncü yılına yakışır bir ivme kazanmıştır. AK PARTİ hükûmetlerimiz tarafından ülkemize kazandırılan eser ve hizmet siyasetinden ilimiz de payını en yüksek oranda almıştır. Mersin’imiz bu on dokuz yıllık dönemde cumhuriyet tarihinde eşi benzeri görülmemiş eserlere ve hizmetlere kavuşmuştur. 2023 hedeflerimizin en önemli sembollerinden biri olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’mizin inşaatı da hızla yükselmektedir. Kendi alanında en son ve en güvenli teknolojiyle inşa edilen Türkiye’nin ilk nükleer santralinin birinci ünitesi 2023 yılında faaliyete geçecek olup yılda 35 milyar kilovatsaat elektrik üretimiyle ülkemizin elektrik ihtiyacının da yüzde 10’unu karşılayacaktır. Üreteceği elektrikle kalkınmamıza, karbon emisyonunda sağlayacağı azaltımla çevremize, teknolojisiyle bu alandaki atılımlarımıza çok önemli katkılar sağlayacak bu önemli yatırıma ev sahipliği yapan Mersin’imiz, büyük ve güçlü ve Türkiye’nin inşasında da ön sıralarda yer almaktadır. Ülkemizin en önemli dış ticaret merkezlerinden biri olan Mersin Limanı ve Serbest Bölgesi’nde faaliyet gösteren firmalarımız, 10 bin kişilik istihdamları ve milyar dolarları aşan ticaret hacimleriyle ekonomimize de çok ciddi katkılar sağlamaktadır. Hükûmetlerimiz döneminde, on dokuz yıllık süreçte ulaşımdan eğitime, sağlıktan enerjiye, adaletten güvenliğe, toplu konutlardan sosyal yardımlara kadar her alanda ilimize 38 milyar tutarında yatırım yapılmış olup 2023 hedeflerimizin doğrultusunda ilimize her alanda yatırımlarımızı artırarak sürdüreceğiz.

Değerli milletvekilleri, 3 Ocakta kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne girecek olan Mersin’imiz, her karış toprağı gazi, her vatanseveri kahraman olan ülkemizde, Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele döneminde pek çok isimsiz kahraman çıkarmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ZEYNEP GÜL YILMAZ (Devamla) – Torosların zirvesindeki Arslanköy’den Karboğazı’na, Alata Çay’ından Kavaklı Han’a kadar Mersin’in dört bir yanı Fransız ve Ermeni zulmüne karşı kutlu bir özgürlük direnişinin iz ve sembolleriyle doludur. Mersin “Arkadaşlar, gidip Toros Dağlarına bakınız; eğer orada tek bir Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet bizi asla yenemez.” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün de güvenini boşa çıkarmamıştır.

Mersin'imizin 100’üncü kurtuluş yılını kutlarken AK PARTİ hükûmetlerimizle cumhuriyetimizin 100’üncü yılına tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet şiarıyla birlik ve beraberlik içinde ulaşacağız. Bu vesileyle… 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEYNEP GÜL YILMAZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz Gaziantep’in düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Gaziantep milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’a aittir.

Buyurun Sayın Taşdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 25 Aralık 2021 günü, evladı olmaktan gurur duyduğum Gaziantep’in düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüdür. Bu sebeple, hangi beylik sözlerle ifade edersek edelim, isimsiz kahramanlarımıza haklarını vermiş olmamız gerekir. Mustafa Kemal Atatürk'ün övgülerine mazhar olmuş Gaziantep savunması her mahiyetiyle Türk'ün fıtratının tarihidir çünkü unvan almak, vatanı için, namusu için seve seve ölüme koşmakla kazanılabilecek bir onurdur.

Bundan tam yüz yıl önce Antepli, Gazi Paşasıyla tek yürek olmuş ve makûs talihimizi değiştirmiştir. Bu şanlı mazimiz, her anı iftihar edeceğimiz destanlarla doludur. Ülkemizin her ferdi bu eşsiz tarihimizden haberdar olmalı, kutlu mazimiz mütemadiyen çocuklarımıza ve gençlerimize anlatılmalıdır. Varlığımızın nişanesi ay yıldızlı al bayrağımızın, cennet kokan vatanımızın üzerinde ebediyen ve özgürce dalgalanması için canımızı, kanımızı feda etmeye, bu uğurda her türlü fedakârlığı yapmaya ant içmişizdir.

İsminin başına “gazi” unvanı almış gazi şehrimizin savunması dillere destandır. Zira bu unvan mukaddeslerin en ulvilerindendir. Gururluyuz, onurluyuz, bu gurur ve onurun emanetçisiyiz, en güzel hâliyle de çocuklarımıza emanet etmeye namzediz.

Birkaç günde işini bitirip gitmeyi planlayan düşmanın şehrin önünde aylarca çakılıp kalması onları şüphesiz şaşırtmıştır.  Oysa bu durum, Türk için en tabii hâldir. Çünkü Türk, savaşa düğüne gider gibi giden, cennete gül bahçesine girer gibi girendir.

Antep savunması, savaşın türlü türlü imkânlara sahip olmakla değil, vatan ve iman sevgisiyle kazanılacağını bütün dünyaya ispat etmiştir. Bu şehrin her sokağı, her köşesi, her taşında aziz şehitlerimizin aziz hatırası bizleri karşılamaktadır. Merhum Mehmet Akif Ersoy’un “Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda.” dizesi Anadolu’nun her karış toprağında olduğu gibi Gaziantep’te de karşılığını fazlasıyla bulmaktadır.

Ecdadın yadigârı olan kutlu topraklarımıza bağlılığımızı kendimize baş vazife edinmişizdir. Bu vazife öyle alelade bir vazife değildir, bu vazife gelişen ve değişen dünya düzeninde bütün ilmî, siyasi, askerî, fikrî gelişmeleri takip etmek, kurucu liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hedef olarak belirlediği çağdaş medeniyet seviyesini yakalamak gibi büyük bir ülküye odaklanmaktır. Çağı yakalamak, güçlü ve müreffeh bir ülke hâline gelmek için var gücümüzle çalışacağız, bu bizim tarihî sorumluluğumuzdur çünkü bu topraklar yurt edinilirken ecdadın kanıyla sulanmıştır. İşte, bu uğurda muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. Bu asil kan Metehan’dan, Sultan Alparslan’dan, Fatih’ten beslenmekte; Çanakkale’den, Sakarya’dan kopup destanlar yazmaktadır.

Türk tarihine altın harflerle yazılmış 6.317 Antep Harbi şehidi; Şahin Beylerle, Özdemir Beylerle, Karayılanlarla ve binlerce isimsiz kahramanla yan yana, omuz omuza muharebe etmişlerdir. Nihayetinde ise cennetteki en yüksek mertebe olan şehitlik makamına Peygamber Efendimiz’le komşu olmuşlardır. Ne mutlu bizlere ki onların aziz hatıralarına sahip çıkmak, bıraktıkları emanetlerin üzerine titremek gibi bir ülküye sahibiz.

Yüce Atatürk’ün “‘Türk’üm’ diyen her şehir, her kasaba, en küçük Türk köyü dahi Gazianteplileri kahramanlık misali olarak alabilirler.” sözünü kendimize şiar edinmeli, Gazianteplinin gösterdiği cengaver duruşu en ince ayrıntısına kadar okumalı ve okutmalıyız. Zira, Şahin Beyler, Karayılanlar, Şehit Kamiller ebediyen gönlümüzde yaşamalıdırlar. 6.317 kahraman şehidimizi isim isim, köy köy gönlümüzün en güzel yerine yerleştirdik; rahat uyusunlar, emanetleri emin ellerdedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Devamla) - Bu duygu ve düşüncelerle Yüce Mevla’mdan bütün kahraman şehitlerimize rahmet diliyor; kahraman gazilerimizle birlikte genç, ihtiyar, kadın, kız, ayal, uşak, şehri topyekûn savunan herkese şükranlarımı sunuyorum.

Kurtuluşumuzun 100’üncı yılı kutlu olsun. Gazi şehrin gazi adaşı, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı 3’üncü söz Gaziantep’in düşman işgalinden kurtuluşuyla ilgili söz isteyen Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’e aittir.

Buyurun Sayın Filiz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gaziantep’in Fransız işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılı nedeniyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi, Gaziantepli hemşehrilerimi ve yüce Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Bundan yüzyıl önce, Fransız işgaline karşı mücadele veren şehitlerimizin ve gazilerimizin çocukları, torunları ve saygıdeğer hemşehrilerim; kurtuluş günümüz kutlu olsun.

Değerli milletvekilleri, Antep savunması; 29 Ekim 1919 tarihinde gönüllü Ermeni alayı, 412’nci piyade alayı ve Afrika avcı taburundan oluşan Fransız birlikleri tarafından işgal edilen Ayıntap’ın 1 Nisan 1920’de başlattığı amansız mücadelesinin 25 Aralık 1921’de son Fransız askerinin de Gaziayıntap’ı terk etmesiyle son bulan bir destandır.

Antep savunması deyince, akla, Şahin Bey, Şehit Kamil, Özdemir Bey, Şehit Karayılan ve ismini saymaya zamanımızın yetmeyeceği, vatan uğruna canlarını vermekten bir an bile tereddüt etmeyen, kayıtlı 6.317 Lohanizade’ye göre 12 bin şehidimiz gelir. Mithat Cemal Kuntay’ın “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/ Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” mısraları ve Arif Nihat Asya’nın Bayrak şiirindeki  “Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım/Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim.” mısraları tam anlamıyla Antep savunmasının ruhunu yansıtmaktadır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Antep savunması, annesini korumaya çalışırken Fransız askerleri tarafından süngülenerek şehit edilen 12 yaşlarındaki Mehmet Kamil’in ve olayın ardından Fransız komutanının kan parası olarak 200 altın teklif etmesi karşısında “Çocuğumun kanının hesabını milletim soracaktır.” diye reddeden babanın hikâyesidir.

Antep savunması, Fransız komutanına yazdığı mektupta “Siz hiç ömrünüzde ‘Türk esir yaşamaz.’ diye duymadınız mı? Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde şüheda kanı vardır. Din için, namus için, hürriyet için ölüme atılmak, bize ağustos sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir.” diyen, Fransız ordusunu 3 Şubat ve 18 Şubatta Kilis yolunda durduran, 29 Mart 1920 tarihinde Elmalı Köprüsü’nde tek başına “Ben yumruklarımla dövüşeceğim.” dercesine elini kaldırarak Fransız ordusuna “Dur!” diye meydan okuyan, şehadetiyle düşmanları bile hayran bırakan, Antep savunmasının fitilini ateşleyen Şahin Bey’in hikâyesidir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Antep savunması “Düşmanın kurşunu Müslüman’a değmez.” diye kahramanlarımıza moral veren şehit Molla Karayılan’ın hikâyesidir.

Antep savunması, askerin mühimmat ihtiyacını karşılamak için bir araya gelerek varını yoğunu harcayan ve hasta tedavisinde kullanılacak malzemeleri hazırlamak için gece gündüz çabalayan, ter döken esnafların hikâyesidir.

Antep savunması, Müdafaa-i Millî Hastanesi yapılmaya karar verilen Şıh Camisi Külliyesi için malzeme üreten,  sargı bezi bulunmadığı için evlerindeki tülbentleri dahi getiren kadınların hikâyesidir. Antep savunması, ameliyat için uyuşturucunun olmadığı Şıh Camisi Külliyesi’nde elleri ayakları bağlanarak ameliyat edilen kahramanların hikâyesidir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Antep savunması, Antep’te Fransızlarla savaş olduğunu öğrenerek desteğe gelen Ömer Asım Aksoy ve 4 arkadaşının, tıp fakültesi öğrencilerinin hikâyesidir. Antep savunması, işgal sırasında aylarca zerdali çekirdeği unuyla karışık undan mamul ekmek yemek zorunda kalan, bu yüzden de beslenme bozukluğu çeken, trahom, Antep çıbanı gibi hastalıklarla ve önemlisi açlıkla boğuşan ve bu şartlara on ay dokuz gün direnen Anteplilerin hikâyesidir. Antep savunması, Mustafa Kemal Paşa için “Böyle bir asinin arkasına düşmek caiz değildir.” diyerek Kuvayımilliye’yi ve mücadeleyi sekteye uğratmaya çalışan Müftü Bulaşıkzade Hoca Arif Efendi gibi hainlerin de rol aldığı bir hikâyedir. Daha nice hikâyeler var ama hepsini anmaya zamanımız yok.

Değerli milletvekilleri, Antep savunması, yokluklara rağmen Fransızlara ve yerli Ermeni iş birlikçilerine karşı eşine az rastlanan mücadeleler sonunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – …“Gazi”lik unvanıyla taçlandırılan bir şehrin hikâyesidir. Antep savunması, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ben Gazianteplileri gözlerinden nasıl öpmem ki? Onlar, yalnız Gaziantep’i değil Türkiye'yi de kurtardılar.” sözlerinde anlamını bulmuş bir destandır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu destan iyi bilinmelidir. Bu destanlar vatanın bize hangi şartlarda emanet edildiğini anlatır. Bunları öğrenmek gençlerimiz için, hepimiz için bir ödevdir, bir görevdir.

Değerli milletvekilleri, haklarını hiçbir zaman ödeyemeyeceğimiz tüm şehitlerimize ve ebediyete göç eden gazilerimize Allah’tan rahmet diliyorum; ruhları şad, mekânları cennet olsun diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Çelebi, buyurun.

 

 

 

 

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bu bütçede, Türk Silahlı Kuvvetleri personeli yine unutuldu. Dilimizde tüy bitti, 100’e yakın kanun teklifi ben verdim, Komisyona inmiyor. Nerede emekli binbaşıların maaş mağduriyeti çözümü? Nerede astsubaylarımıza söz verilen makam, görev tazminatı; kademe, derece sorunları da hâlâ çözülmedi. Nerede uzman çavuşlarımızın 3600 göstergesi, hani kadroya geçiyorlardı? Nerede uzman jandarmalarımızın okullarının hizmetten sayılması, hani 3600, adları da değişecekti; bekliyorlar. Nerede sözleşmeli erlerin yedi sene sonunda memur olabilme hakları, mesai sonu eve gidebilmeleri bile çözülmedi. Hiçbiri yok, hep övülen, hep canıyla bedel ödeyen ama hakkını alamayanlar merak etmesinler, bağırlarından çıkan bir kardeşleri burada, haklarını savunmaya devam edecek diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Kılavuz...

 

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sarıkamış Harekâtı’nın 107’nci yılında şehadete kavuşan şanlı ecdadımızı rahmetle ve minnetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

Ekonomik operasyon sonucu doların yükselmesiyle temel gıdadan gübreye, yem, mazot gibi tarımsal ve hayvansal ürünlere, inşaat sektöründen market zincirlerine, otomotiv fiyatlarından konut sektörüne, insanlarımızın temel ihtiyacı olan ürünlerde yaşanan fahiş fiyat artışı, kurun düşmesiyle birlikte normale dönmeli, vatandaşlarımızın emeği ve alın teri heba ettirilmemelidir. Devletimizin ekonomik ve siyasi saldırılar altında olduğu bu süreçte milletimizle bir ve beraber olmak yerine, değerlerimizle bağdaşmayacak şekilde zam gerçekleştirenlere, fırsatçılara ve stokçuluk yapanlara ağır yaptırımlar uygulanmalı, analarından doğduklarına pişman edilmelidirler. Türk milletinin kanını emip semirmeyi düşünenlere ise asla geçit verilmemelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ekonomimizde istikrar ve güven iklimini güçlendirecek yeni tedbirleri açıkladı. Yeni tedbirlerin ekonomimize, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Bundan sonra hiçbir vatandaşımız kur daha yüksek olacak diye Türk lirası mevduatından dövize geçme ihtiyacı duymayacak. Yeni yılda burs ve kredi miktarları lisans öğrencilerinde 850 liraya, yüksek lisans öğrencilerinde 1.700 liraya, doktora öğrencilerinde 2.500 liraya yükselecek. Tüm öğrencilerimize hayırlı olsun diyorum. AK PARTİ olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğinde aziz milletimizi bu ekonomik kurtuluş savaşından zaferle çıkaracağız.

Ülkemiz tarihinin önemli günlerinden olan 27 Aralık 1921 Tarsus’umuzun, 3 Ocak 1921 Mersin’imizin düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıldönümünü kutluyor, ecdadımızı saygıyla yâd ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

 

 

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öğrenci taşıyan sözleşmeli servis şoförleri zor durumda. Millî eğitim müdürlükleri 2021 yılı öğrenci taşıma ihale tekliflerini o günün mazot, asgari ücret, motorlu taşıt vergisi, sigorta, kasko ve araç bakım bedelleriyle tespit etmiş olup mevcut ekonomik koşullar altında servis şoförlerine yapılan ödemeler hizmet bedellerinin bir hayli gerisinde kalmıştır. Öğrenci servis şoförleri, acilen, ücretlerinin günümüz ekonomik koşullarına yenilenmesini talep etmektedirler.

 

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaçmaz…

 

 

 

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bu ülkede her geçen gün vahşetin ve barbarlığın daha da olağanlaşmasını yaşıyoruz. İzmir’de 3 Suriyeli mülteci çalıştıkları inşaat firmasında, gece saatlerinde uyurken üzerlerine benzin dökülerek katledildi. Katledilen mültecilerin ailelerinin aktardığı bilgilere göre, saldırgan ile katledilen çocuklar arasında herhangi bir husumet yoktu. Bu bilgi katliamın ırkçı saiklerle yapıldığı iddialarını güçlendirmektedir. Vahşetin üzerinden bir ay geçmesine rağmen Türkiye medyasında bu vahşet haber bile olmadı. Toplumda infiale sebep olabilecek bu kan dondurucu vahşet sıradan bir vaka gibi sadece sosyal medyada haber oldu. İzmir Valiliği ve Hükûmet yetkilileri bu ırkçı vahşet iddiasına ilişkin kamuoyunu acilen bilgilendirmelidir.

Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özcan…

 

 

SUAT ÖZCAN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Özel sürücü kurs temsilcilerinin taleplerinden bazıları şunlardır: Ülkemizde sürücü kurslarının eğitim araçlarından ÖTV alınmaması, sürücü kurslarının eğitim araçlarına KDV muafiyeti getirilmesi, sürücü kurslarının eğitim araçlarının kullandığı yakıt için vergi muafiyeti getirilmesi, sürücü kurslarının uygulama sınavları için alınan sınav ücretlerinden belirli bir fon ayrılarak araç içindekilere ve araca sınav kaskosu yapılması, sürücü kursu açılabilmesindeki kota uygulamasında nüfus oranının 100 bine çıkartılması, sürücü kurslarının ücret tespitlerinin her yıl asgari ücret belirlendikten sonra asgari ücrete indekslenerek ilan edilmesi, sürücü kurslarındaki adayla sözleşme yapılmasından doğan damga vergisinin kaldırılması diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

 

 

 

 

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına: Toplum yararına program uygulamasından son beş yıl içerisinde kaç kişi yararlanmıştır? Kaç kişi bir meslek edinmiştir? Bu uygulamanın İşsizlik Sigortası Fonu’na maliyeti nedir? Bu uygulama hangi illerde ve hangi belediyelere yapılmıştır? Bu uygulamadan Muğla’da son beş yıl içerisinde hangi belediyeler yararlanmıştır? Toplum yararına program verileri İŞKUR istatistik yıllığında yayımlanıyor mu? Yayımlanıyorsa en son ne zaman yayımlanmıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kemal Bülbül…

 

 

 

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Engin düşünceye daldığım anda,

Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım.

Ben benle baş başa kaldığım anda,

Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım.

Bir deyiş dinlesem sazın telinden,

Dem vursa Serez’den Aydın ilinden,

Bir gül görsem koparılmış dalından,

Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım.

Dağlar görkemliyse denizler mağrur,

Bulutlar nemliyse topraklar çamur,

Hele çiselese bir ince yağmur,

Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım.

Zalimler düşüme geldiği zaman,

Bir kâbus uykumu böldüğü zaman,

Bir ilim adamı öldüğü zaman,

Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım.

Bir kişi çarmıha diri çakılsa,

Bir fidan kesilip yere yıkılsa,

Bir eğri ağaca urgan takılsa,

Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım.

Kemal der dünyaya geldim geleli,

Gözümün pasını sildim sileli,

Hasılı kendimi bildim bileli,

Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – 18 Aralık 1416, Şeyh Bedrettin’i sevgi ve saygıyla anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aksoy…

 

 

 

 

HÜSEYİN AVNİ AKSOY (Karabük) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Aralık ayı başında “Hekimlerimize ve diş hekimlerimize 5 bin ve 2.500 TL zam yaptık.” dediniz ancak sonra diğer sağlık personellerinin tepkisi üzerine Komisyona geri çektiniz.

Pandemi küresel bir halk sağlığı problemidir. Sağlık hizmeti bir ekip işidir. Öncelikle hekimler, diş hekimleri ve hemşireler başta olmak üzere, gelin, bütün sağlık personellerinin doğrudan maaşlarına, ikramiyelerine ve emekliliklerine yansıyan yaşanabilir bir maaş zammı yapalım; veteriner hekimlerimizi de unutmayalım. Hekimlerimiz ve diş hekimlerimizin ek göstergelerini yeniden düzenleyelim. Hemşirelerimize de 3600 ek göstergeyi hemen verelim. Sağlık çalışanlarının özverili hizmetini sağlığınızı kaybedince anlarsınız. Olması gereken, döner sermayeye dokunmadan doğrudan maaş zammıdır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Güzelmansur…

 

 

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) -  Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan, Edirne'den başlayan otoyol İstanbul, Bolu, Ankara, Adana, Belen'e kadar geliyor ama Belen'de son buluyor. 1.200 kilometrelik otoyol yapıyorsunuz ama her ne hikmetse Belen-Antakya arası 38 kilometrelik yolu projesi çizilmiş olmasına rağmen yapmıyorsunuz. Hatay'a 38 kilometrelik yolu fazla mı görüyorsunuz? Her gün trafik kazaları oluyor, insanlar ölüyor, bunları görmezlikten geliyorsunuz. Merak etmeyin, Hatay halkı bunun hesabını ilk seçimde soracak.

Buradan Hükûmet yetkililerine sesleniyorum: Hatay üvey evlat muamelesi gören bir il, Hükûmetin görmezden geldiği bir il. Bu otoyolu bir an önce yapın ve artık insanların ölmesine meydan vermeyin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Sayın Kemalbay Pekgözegü…

 

 

 

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Teşekkürler Sayın Başkan.

16 Kasımda İzmir Gülbahçe'de ırkçı bir saldırı sonucu, uyurken üzerlerine benzin dökülerek 3 mülteci işçinin yakılmasından büyük bir üzüntü duyuyoruz. Irkçı saldırının bir aya yakın bir süre boyunca kamuoyundan gizlenmesi kabul edilemez. Failin önceden böyle bir saldırıyı yapacağını söylediği, bunun için kolluk tarafından teknik takibe alındığı biliniyor ama neden önlenmemiştir? Türkiye'de başta iktidar partisi olmak üzere, mültecilere karşı ayrımcı dilden, nefret söyleminden vazgeçilmelidir. Bu saldırının sorumlusu topluma nefret tohumları eken iktidardır. Emeğin özgürleştiği, halkların eşit ve kardeş olduğu barışçıl bir dünyanın sözünü yineliyoruz.

BAŞKAN - Sayın Antmen…

 

 

 

ALPAY ANTMEN (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 3 Ocakta düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılını kutlayacağımız Mersin'de, dün, pandemi sürecinde olduğu gibi, bugün de kara kışta Mersin Büyükşehir Belediyesi sosyal belediyecilikte çığır açıyor. Hiç kimse ve özellikle çocuklar yatağa aç girmesin diye 3 kap yemek ve ekmek 3 liradan halkımıza sunuluyor. Ayrıca Halk Kart ödemeleri de yüzde 50 artırıldı. Ben bu bağlamda, Mersin'in  çağdaş bir kent, çağdaş bir marka kent olması yönünde büyük adımlar atan Büyükşehir Belediyemize ve Başkanı Sayın Vahap Seçer’e teşekkür ediyor, Mersin'in düşman işgalinden kurtuluşun 100’üncü yıl dönümünü kutluyorum.

BAŞKAN - Sayın Gürer…

 

 

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Eylül ayında dolar 8 lira 26 kuruş idi, 18 liraya kadar dolar tırmandı. Döviz artışında yeni düzenlemeye gidilmesiyle dolar 13 liraya geriledi. Ancak Eylül ayına göre hâlen 1 dolar, 5 liralık artışını koruyor. Gerçek anlamda döviz artışında düşme olmuş ise döviz artışı nedeniyle artan tüm fiyatların geri çekilmesi gerekir. Bu konuda iktidar öncülük yapsın. Elektrik, doğal gaz ve akar yakıtta vatandaşa yansıyacak indirimlere gidilsin. Çiftçi girdi maliyetleri uçtu. Derhâl başta gübre olmak üzere fiyatlar geriye çekilsin. Marketlerde uçan fiyatlar düşürülsün. 1 kilo fasulye tarlada 8 lira iken markette 30 liraya fırladı; indirim sağlansın. Simit 3,5 liradan 1,5 liraya indirilsin. Döviz indi diye alkışlamak kadar bu fiyatları sorgulamak da yurttaşlık görevidir. Doları üç ayda 8 liradan 18 liraya çıkarıp, sonra o 13 liraya indi diye sevinmek düşündürücü bir yaklaşımdır.

BAŞKAN – Sayın Karasu…

 

 

 

ULAŞ KARASU (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sahte içki nedeniyle vatandaşlarımız hayatını kaybetmeye devam ediyor. Bir hafta içerisinde sahte içki tüketiminden dolayı en az 50 can kaybı gerçekleşti. Son olarak Sivas Zara ilçesinde 5 vatandaşımız sahte içki nedeniyle yaşamını yitirdi. Ülkemizde artık seri üretimine geçilen sahte içki, internet üzerinden dahi temin edilebilir hâle geldi.  Alkollü içeceklere son beş yılda yüzde 234 oranında zam gelmesiyle birlikte yaygın şekilde sahte içki sorunu yaşanmaktadır. Tekel bayilerini vergi dairesi, içki tüketenleri vergi mükellefi olarak gören, ham fiyatın üstüne 3 kat vergi bindiren iktidar, vatandaşları sahte içkiye ve uyuşturucuya yönlendirmektedir. İktidar bağımlılıkla değil, yaşam tarzıyla mücadele etmektedir. Yaşanan can kayıplarının sorumlusu gerekli önlemleri almayıp vatandaşı sahte içkiye yönlendiren siyasi anlayıştır.

BAŞKAN – Sayın Ceylan...

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, geçtiğimiz hafta Çanakkale Biga'da meydana gelen selden Selvi, Danişment, Gündoğdu ve Çeşmealtı köylerimiz etkilenmiştir. Aşırı  yağışlara bağlı selde bazı tarım arazileri ve seraları su bastı, tarımla geçinen köylerimizde maddi hasarlar oluştu. Hafta sonu ziyaret ettiğim Danişment ve Gündoğdu köylerindeki vatandaşlarımız  tarım arazilerinin ve seralarının zarar gördüğünü, birçok seranın su baskınına maruz kaldığını, seralardaki ürünlerin ekonomik değerinin kalmadığını belirttiler. Selden etkilenen köylere giden yetkililerin gerekli hassasiyeti göstereceğini ve hasar tespitini hızla sonuçlandırarak yaşadığımız bu ağır ekonomik kriz koşullarında köylünün daha da mağdur olmaması için gereken adımları hızla atacaklarına inanmak istiyorum. Felaket sonrası  mağdur olan yurttaşlarımıza devletin elinin bir an önce ulaşmasını beklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Bakbak...

 

 

DERYA BAKBAK (Gaziantep) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 25 Aralık 1921, bir milletin küllerinden doğarak destan yazdığı gündür, Karayılan'ın “Vurun Antepliler namus günüdür.” sözlerinin tarihe kazındığı gündür. Millî Mücadelede tek başına kurşunu kalmayınca düşmanın üzerine yürüyen Şahin Bey’in kahramanlığına tanık olduğumuz gündür. 25 Aralık, bu toprakların bağımsızlığı için uğrunda nice şehitler verilerek Antep’in düşman işgalinden kurtarıldığı gündür. Bu topraklarda destan yazmış bir ecdadın evladı olarak gazi şehrimizi 2053 ve 2071 vizyonlarıyla şahlandırmak için çalışmayı sürdürüyoruz. Tam yüz yıl önce bu gazi şehri bizlere bırakan tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi minnetle yâd ediyor, gazi şehrimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılını kutluyorum.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Karadağ…

 

 

 

YAŞAR KARADAĞ (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

1914 yılının 22 Aralık günü Kars’ı Ruslardan geri almak için Sarıkamış’ta şehit düşen 90 bin Mehmetçik’imizin 70 bini donarak şehadete yürümüştü. Yüz yedi yıl önce Allahuekber Dağları’nda eksi 30 derecenin üzerinde donarak şehadete yürüyen Mehmetçikler, bu toprakların nasıl vatan yapıldığını bizlere gösteren ölümsüz kahramanlardır. Sarıkamış yenilginin değil, dirilişin sembolüdür. Orada, Allahuekber Dağları’nın zirvesinde baş eğdiren ruh; Çanakkale’de destan yazmış, İstiklal Harbi’ni vermiş, Anadolu’yu kurtarmıştır. Bu duygularla Sarıkamış Harekâtı’nın 107’nci yıl dönümünde başta Sarıkamış’ta şehit düşen kahramanlarımız olmak üzere, vatan uğruna canını veren tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum, ruhları şad olsun.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, hemşireler sağlık hizmeti sunan ekibin en önemli elemanlarındandır. Türkiye'de 300 bin hemşire aktif olarak sağlık hizmeti sunmaktadır. Tüm sağlık personeli gibi hemşireler de özveriyle çalışmaktadır. Hemşireler farklı sağlık kuruluşlarında çalışmaktadır, bu nedenle maaşları ve özlük hakları da farklıdır. Devlet hastanesinde çalışan hemşire 3.500 Türk lirası aylık almaktadır; sağlık kuruluşlarına, çalıştığı servise bağlı olarak da ek ödeme almaktadır. Aldığı ek ödeme bakımından aralarında çok fark vardır. Hemşireler bu farklılıkların giderilmesini, tek ödeme şeklinde aylık almayı, aylıklarında iyileşme yapılmasını ve iyileşmenin emekliliğe yansımasını istemektedirler. Üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin çalışma şartları daha ağırdır, daha az personelle daha yoğun çalışmaktadırlar. Bu nedenle, üniversite hastanesindeki çalışma şartlarının iyileştirilmesini istemektedirler. Özel hastanede çalışanların ise durumu tamamen belirsizdir ve karmaşıktır. Bu nedenle özel hastaneleri kapsayan meslek düzenlemesi yapılmasını istemektedirler.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Sayın Süleyman Bülbül…

 

 

 

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yapılan zamlarla İstanbul'da simit, ekmek 3,5 TL, çay ise 3 TL olmuştur. 5 kişilik bir ailenin günlük simit ve çay gideri 82,5 TL, aylık 2.475 TL'dir. Sayın Cumhurbaşkanı iktidara gelmeden önce demişti ki: “Bu zalim yönetim bu aziz millete bir bardak çay ile bir simidi bile layık görmüyor.” Şimdi ise her gün yapılan zamlarla iktidar vatandaşı kuru ekmeğe muhtaç duruma sokmuştur. AKP iktidarı 2018’de “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” denilen adam rejimiyle doları 4,6 TL'den alıp bugün 12-13 TL'ye getirmiştir. Bütçe görüşmeleri başlarken 9 TL olan doları 18 TL'ye çıkarıp şimdi 13 TL'ye indirdik diye milletle dalga geçilmektedir.

Vatandaş soruyor: Döviz kurlarındaki bu dalgalanmalarda kimler zengin olmuştur? Şimdi de “dolar garantili mevduat” adı altında hazineden vatandaşın vergileri peşkeş çekilmektedir. Çiftçi, emekli, işçi, esnafın alım gücü kalmamıştır. Bu düzen değişecek, soygun, peşkeş düzeni son bulacak; geliyor gelmek olan.

BAŞKAN - Sayın Yalım...

 

 

 

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, kurlar yükselirken son bir ayda akaryakıta 3 defa büyük zam geldi ve motorin 11,60; benzin 11,70 TL oldu. Peki, dolar düştü; bugün 2,5 TL civarında pompaya yansıyacak olan indirim beklenirken, bu indirim pompalara yansımayacak ÖTV için eşel mobil sistemine aktarılacak, biliyoruz. Peki, ÖTV'den KDV alındığını da gayet iyi biliyoruz. Bu demek ki bu indirim beklenirken ÖTV'nin KDV'si oranınca da maalesef pompalara yeni zam geleceğini de buradan vatandaşlarıma duyurmak istiyorum. Gerçekten vatandaş indirim beklerken maalesef bindirimle karşı karşıya.

BAŞKAN – Sayın Özçelik…

 

 

 

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Teşekkür ederim Başkanım.

Milletin ana damar kodlarını her kelimesi, satırları ve dizelerinde ortaya koyan, devletler ve medeniyetler kurarak gelen milletimizin gücünü, özünü gün yüzüne çıkartan, dönemin şartlarına ve millete olan inancını büyük ustalıkla kaleme alan 20 Aralık 1873 yılı doğumunun 148’inci, 27 Aralık 1936 yılı vefatının 85’inci yıl dönümünde İstiklal Marşı şairimiz 1’inci Dönem Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy'umuzu rahmet ve minnetle anıyorum. Akif'in samimi, sahici kişiliği, tertemiz ahlakı, mütevaziliği, ahde vefası ve dinine, milletine sadakati, İstiklal Marşı'nın tecessüs eden davranışını ve mirasını gelecek nesillere aktarmak, onun düşünce ve ideallerini yaşatmak en büyük vazifemizdir. Mehmet Akif Ersoy'u, Anadolu'yu dolaşırken, Burdur meydanlarında konuşurken nasıl bir milletin mensubu olduğunu biliyoruz. “Allah'a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol. Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”

BAŞKAN – Sayın Örs...

 

 

 

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, tam bir yıl önce bugün Trabzonspor'umuza futbolcu, teknik direktör ve başkan olarak yıllarca emek veren, A Milli Takımı'mızda hocalık yapan Özkan Sümer hocamızı kaybettik.

Özkan Hoca ülkemiz futboluna altyapı bilincini kazandıran ve Türk futboluna büyük katkılar sunan, futbolun baş eğitmeni, bilge bir futbol insanı idi. Onun “Dalgaların sesi, yaylaların sisi, ormanların gizi, kemençenin sözü, yaşlıların öyküsü, gençlerin tutkusu büyük Trabzonspor.” sözü Trabzonspor’umuzu ne de güzel ifade etmiştir.

Vefatının 1’inci yılında, Özkan Hocamızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum; ruhu şad, mekânı cennet olsun.

BAŞKAN – Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz Sayın Bülent Turan’ın

Sayın Turan, buyurun.

 

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içinde bulunduğumuz hafta Mehmet Akif Ersoy’u Anma Haftası. Millî şairimiz, Bayramiç doğumlu hemşehrimiz Mehmet Akif Ersoy sadece şiirleriyle değil, kişiliğiyle, fikirleriyle ve mücadelesiyle kadim tarihimizde büyük bir iz bırakmıştır. Bizler mısralarında inancın, maneviyatın, bağımsızlık aşkının, cesaretin ve mücadelenin damıtılmış hâlini görüyoruz. Üstadı anlamanın ve gelecek nesillere onun fikirlerini, mücadelesini nakşetmenin hepimizin boynunun borcu olduğunu ifade etmek isterim. Mehmet Akif Ersoy’u Anma Haftası’nda üstadımız Akif’i rahmetle, minnetle ve duayla yâd ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yerli ve millî adımlar salgına karşı geliştirilen aşıda da kendini gösterdi. Yerli aşımız TURCOVAC’ı yıl sonunda milletimizin hizmetine sunacağımızı ifade etmiştik. Cumhurbaşkanımız bugün, ülkemizin ilk koronavirüs aşısı TURCOVAC’ın üretim tesisine canlı yayında bağlantı kurarak önemli bir müjdeyi daha aziz milletimizle paylaştı. Turkovac aşımız gereken onayları alarak üretim ve kullanma aşamasına geldi. Bu güzel haberde Covid-19 aşısı üreten 9 ülkeden biri olduk. Gelecek hafta itibarıyla, şehir hastanelerimiz başta olmak üzere, milletimiz aşı takvimine göre aşılarını yaptırabilecek. Aşımızın geliştirilmesinde ve üretilmesinde emeği geçenlere teşekkür ediyor, milletimize, tüm insanlığa şifa ve hayırlı olmasını diliyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum.

Evet, Sayın Usta, buyurun lütfen.

 

 

 

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu hafta Maraş katliamının yıl dönümünü idrak ediyoruz. Yedi gün süren olaylar sırasında 120 vatandaşımız hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah'tan rahmet, ailelerine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Milletimizin böyle acıları tekrar yaşamamasını, kavgayı ve nefreti körükleyenlere bir daha fırsat vermemesini temenni ediyorum.

Yine, bu hafta, 20-27 Aralık İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u anma haftasıdır. Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin simgesi İstiklal Marşı'mızı yazan merhum Mehmet Akif Ersoy'u rahmet ve saygıyla anıyorum.

Yüz yedi yıl önce bugün başlayan kahramanlığın destanı Sarıkamış Harekâtı’nda vatan uğruna canlarını feda eden şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ediyorum, mekanları cennet olsun, ruhları şad olsun.

Gaziantep'in Fransız işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümünü idrak ediyoruz. Bütün Millî Mücadele kahramanlarımızı rahmetle anıyorum.

Ülkemizin ve Trabzonspor'un yetiştirdiği önemli spor adamlarından Özkan Sümer’i de vefatının 1’inci yıl dönümünde rahmetle anıyorum.

Sayın Başkan, Türkiye İstatistik Kurumu her ne kadar “Enflasyon yüzde 20.” dese de Hükûmetin zam yağmurları devam ediyor. En son Resmî Gazete'de açıklanan tebliğlere göre damga vergisinde, harçlarda, çevre temizlik vergisinde, cezalarda –özellikle trafik cezaları dâhil, bütün cezalarda– 1 Ocaktan itibaren yüzde 36,2 artış olacak yani bir anlamda zam olacak. 1 Ocaktan itibaren motorlu taşıtlar vergisinde yine yüzde 25 oranında artış olacak, emlak vergisi değerlerinde de yüzde 18,1 bir artış olacak. Tabii, normal vatandaşın maaşlarında artışlarda Türkiye İstatistik Kurumu rakamları yüzde 20 esas alınıyor fakat bu tür vergi ayarlamalarında yüzde 36 alınıyor. Bunu da anlamak mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) – Formülasyonun ne olduğunu biz biliyoruz ancak bunun uygun olmadığını, adil olmadığını ifade etmek isterim yani vergileri, vatandaşın vergisini yüzde 36 artıracaksınız ama maaşını yüzde 20’lik bir enflasyonu dikkate alarak ayarlayacaksınız. Bu doğru bir şey değil.

Şimdi, yine Resmî Gazete'de yayınlanan EPDK Kurul kararına göre doğal gaz sektörü bağlantı ve hizmet bedellerinde de yüzde 18 ila yüzde 54,6 oranında zamlanma olmuştur yani vatandaşın yine burada kullandığı  doğal gaz tesisatlarının bağlanmasında hizmet bedellerinde yüzde 55’lik bir artış yapıyor Hükûmet. Bunu da anlamak mümkün değil.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son bir ay içerisinde 16 Kasım–18 Aralık 2021 tarihleri arasında benzine yüzde 43, motorine yüzde 40 ve LPG'ye yüzde 32 zam geldi. Son bir yılda ise LPG'ye yüzde 122, motorine yüzde 75 ve benzine de yüzde 62 zam geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

ERHAN USTA (Samsun) – Şimdi biz, bir yandan, kurlarda azalma nedeniyle akaryakıt fiyatlarında azalma beklerken dün gece yarısı bir kararname çıktı ve bu kararnameyle de kurdaki düşüşlerin akaryakıt fiyatlarına yansıtılmayacağı, bunun vergiye ilave edileceği düzenlendi; bunu anlamak mümkün değil. Yani bir yandan, Nureddin Nebati “Fiyatlar indi, kur düştü; fiyatları indirin.” diyor, fiyatları indirmeyenleri tehdit ediyor,  “Göreceksiniz, nasıl bir Hazine ve Maliye Bakanlığı var.” diyor ama diğer taraftan, Hükûmet “Akaryakıt fiyatlarındaki düşüşü yansıtmayacağım, kurdaki düşüşü akaryakıt fiyatına yansıtmayacağım, bunu vergiye ilave edeceğim.” diyor. Şimdi, devleti yönetenlerin biraz tutarlı olması lazım. Yani vatandaşa gelince “Kuru birebir fiyatına yansıt.” diyorsun; ne olduğunu, nasıl olduğunu hiç sormuyorsun ancak kur düşüşlerini kendin tutup “Vergiye, fiyata yansıtmayacağım.” diye düzenleme yapıyorsun. Böyle bir şey olmaz; kur artınca artıracaksın, kur düşünce düşürmeyeceksin. Bu anlaşılabilir bir şey değil, devleti yönetenlerin tutarlı olması gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERHAN USTA (Samsun) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Memur maaşlarında… Tabii, şimdi, çok ciddi artışlar oluyor; fiyat artışlarını görüyoruz, enflasyondaki yükselmeyi görüyoruz; her ne kadar TÜİK’in rakamları farklı olsa da. Ocak ayından itibaren memur, işçi -asgari ücretin dışındaki işçilerde, kamu işçilerini kastediyorum- ve diğer emeklilerde de ciddi bir iyileştirme ihtiyacı vardır. Burada, Türkiye İstatistik Kurumunun TÜFE rakamının esas alınması adil bir durum olmayacaktır; bu konuda da Hükûmeti uyarmak istiyorum.

Sayın Başkan, son olarak da Ege Bölgesi’ndeki yangının üzerinden yaklaşık üç ay geçmesine rağmen, ağaçlıkları ve zeytinlikleri yanan köylülere hâlâ destek sağlanmadı. Zeytinlikleri küle dönen köylüler hâlâ yaralarını saramıyor, Hükûmetten yeterli desteği alamıyorlar. Hükûmet, yangınlardan sonra olay yerine gitmiş ve afetzedelerin zararlarını karşılayacağını temin etmişti fakat aradan üç ay geçmesine rağmen herhangi bir adım atılmadı. Hükûmeti bu konu hakkında adım atmaya ve zarara uğrayan köylüleri daha fazla mağdur etmemeye davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – Bu konunun takipçisi olacağımızı da ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de konuşmamım başında, bu haftanın Mehmet Akif Ersoy’u Anma Haftası olması hasebiyle, Akif’i en güzel şekilde anlattığını, en kısa ve veciz şekilde tarif ettiğini düşündüğüm Hüseyin Nihal Atsız Hocamızın 1947 yılında Kızılelma dergisinde yayınlanan Mehmet Akif’le ilgili kısmını aktarmak istiyorum, çok önemli ve kıymetli buluyorum, dikkatlerinize de sunmak istiyorum: “Akif şair, vatansever ve karakter adamı olmak bakımdan mühimdir. Şairliğine kimse itiraz edemez. Onun oldukça bol manzum eserleri arasında öyle parçalar vardır ki Türk edebiyatı tarihinde ölmez mısralar arasına girmiştir.

Vatanperverliği tam ve tezatsız bir vatanperverliktir. Akif, sözle vatanperver olduğu hâlde fiille bunu tekzip edenlerden değildi. Vatanperverane şiirler yazdığı hâlde, en sefil bir namert ve en rezil asker kaçağı hayatı yaşayanlar henüz aramızda bulunduğu için Akif’in vatanperverliği yüksek bir değer kazanır.

Karakter adamı olmak bakımından ise Akif eşsizdir. O, daima bulun­duğu kabın şeklini alan bir mayi veya cıvık bir halita değil; şeklini sıcakta, soğukta, borada, kasırgada muhafaza eden katı bir cisimdir.

İslamcı olmasını “kusur” diye öne sürüyorlar. İslamcılık, dünün en kuvvetli seciyesi ve en yüksek ülküsü idi. Bugünkü Türkçülük ne ise dünkü İslâmcılık da o idi. Esasen İslâmcılık, Osmanlı Türklerinin millî mefkûresiydi. 14’üncü asırdan beri Türklerden başka hiçbir Müslüman millet, İslâmcılık mefkûresi gütmüş değillerdir. Bir Osmanlı şairi olan Akif de millî mefkûre kemaline ermiş fakat yeni bir millî mefkûrenin doğuş zamanına rastladığı için geri ve aykırı görünmüştür. Mazide yaşayanların fikir ve mefkûreleri bize aykırı gelse bile onları zaman ve mekân şartları içinde mütalaa ettiğimiz zaman haklarını teslim etmemek küçüklüğüne düşemeyiz. Çanakkale şehitleri için yazdığı şiir kâfidir, başka söz istemez. Akif inandı, dönmedi ve öyle öldü.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Sayın Başkan, ülkemizin 911 kilometreyle en uzun kara sınırının bulunduğu Suriye'de bir terör devletinin oluşumuna fırsat vermemek, göçü engellemek ve bölgedeki istikrarı sağlamak amacıyla başlatılan Fırat Kalkanı Harekâtı’nda 4 binden fazla DEAŞ’lı etkisiz hâle getirilmiştir. Bu, dünyada DEAŞ’la yapılan en büyük mücadele ve verdirilen en büyük kayıp olarak tarihe geçmiştir. Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamında El Bab’da bulunan ve DEAŞ’ın kalesi olarak ifade edilen Akil Tepesi’nin DEAŞ’lılardan temizlenmesi için başlatılan operasyonda çok çetin çatışmalar yaşanmış, Mehmetçik kahramanlığını bir defa daha göstermiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) -  21 Aralık 2016 gecesi gerçekleşen bu operasyonda Akil Tepesi ele geçirilmiş ancak 16 askerimiz şehit olmuş, 85 askerimiz de yaralanmıştır. Beş yıl önce yaşanmış olan bu uzun ve karanlık gecede huzur ve güvenliğimiz için şehit düşen kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize sağlık ve afiyet diliyoruz.

Sayın Başkan, 22 Aralık 1914 tarihinde işgal altındaki vatan topraklarının kurtarılması için Enver Paşa komutasında kahraman Türk ordusu tarafından Sarıkamış Harekâtı başlatılmış, 6 Ocak 1915’de Harekât sona ermiştir. Çetin kış şartlarında her türlü zorluğa göğüs gererek dönmeyi bir an dahi düşünmeden cepheye koşan ve harekât sürerken Sarıkamış’ta donan yürekler vatanın ve milletin istiklalinin sönmeyen meşalesi olmuşlar, şehadetleriyle tarih yazarak Türk milletinin gönlünde sonsuz ve müstesna bir yere sahip olmuşlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sarıkamış Harekâtı’nın 107’nci yıl dönümünde vatan ve hürriyet yolunda şehit düşen kahraman ecdadımızı rahmet, minnet ve tazimle anıyoruz; ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Sayın Başkan, bu sabah saatlerinde Ticaret Bakanımız Sayın Mehmet Muş tarafından İran sınırında ülkemize sokulmak üzereyken 462 kilogram sıvı metamfetamin cinsi uyuşturucu maddenin gümrük muhafaza birimlerince ele geçirildiği açıklanmıştır. 2021 yılı içerisinde Ticaret Bakanlığına bağlı gümrük birimlerince gümrüklerde tek seferde 808 kilo eroin, 462 kilogram likit eroin, İskenderun Limanı’nda tek seferde ele geçirilen ve en büyük miktarda yakalama olan 6,2 milyon adet captagon hap, Mersin Limanı’nda ele geçirilen 2 operasyonda ülkemizde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bülbül, son kez açıyorum.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – …bugüne kadar tek seferde ele geçirilen en büyük miktar olan 1,7 ton kokain başka olmak üzere Kapıkule’de 230 kilogram esrar, 183 kilogram extacy, İstanbul Havalimanı’nda ele geçirilen 470 kilogram farklı cins uyuşturucular bu yıl gerçekleşen en önemli yakalama olayları olarak kayıtlara geçmiştir. 2021 yılında gümrük muhafaza birimlerince ele geçirilen uyuşturucu madde miktarı 10 tonu aşmış ve bu yıl aynı zamanda 44,5 ton ağırlığında uyuşturucu yapımında kullanılan ara kimyasal madde ele geçirilmiştir. Uyuşturucu ve kaçakçılıkla mücadele kapsamında yapılan bu başarılı çalışmaları takdirle karşılıyor, Sayın Bakanımıza ve ilgili birimlere bu mücadelede kolaylıklar diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

 

 

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, bugün parti grubumuzu bir heyet ziyaret etti, Türkiye Seyyar Esnaf ve Sanatkârlar Meclisi heyeti. Seyyar esnaf ve sanatkârlar kimdir diye soracak olursanız, Türkiye ekonomisine hiçbir yük oluşturmadan, kendi kıt kaynaklarıyla kendi yetenek ve becerileriyle yaşamlarını sürdürmeye çalışan midyeciler, çiçekçiler, sokak müzisyenleri, simitçiler, hurdacılar, gençler, kadınlar ve saymakla bitiremeyeceğimiz sokağın sesi milyonlardan söz ediyoruz. “Ekmeğimiz umudumuz, sokaklar sorun değil, çözümdür.” diyorlar ve 48 bin üyeden oluşan ve aileleriyle birlikte 6,5 milyonu temsil eden sokak emekçilerinin sorunlarından söz ediyorlar. Onların taleplerini buraya aktarma sözünü verdik, o nedenle bu konuşmayı yapıyorum. Kendileri “6,5 milyon kişilik bir kesimi temsil ediyoruz.” diyorlar ve “Günlük Türkiye ekonomisine yaklaşık 1 milyar Türk lirası değerinde, yıllık ise 370 milyara yakın bir katma değer katıyoruz.” diyorlar. Ve talepleri var, taleplerinden bir tanesi esnaf bakanlığının kurulması. Sadece onunla yeterli kalmıyorlar, merkezî örgütlenmede esnaf bakanlığı kurulmalıdır ama yerel yönetimlerde de daire başkanlıkları ve müdürlüklerin kurulmasıyla ülkemizin dar gelirlisinin, yoksullarının, emeklisinin, öğrencisinin, atanmayan öğretmenin, umudunu yitirmiş işsizin, kendi kıt kaynaklarıyla yarattığı çözüm ortamı, zabıtanın güvenlik sorunu ve medyatik sorun olmaktan kurtarılarak kent yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmelidir.” diyorlar. Ve geçtiğimiz günlerde bir araya gelmişler; Adana'dan Giresun'a, Erzurum'dan Manisa'ya, Ankara'dan İstanbul'a kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – …birçok ilimizden ve çeşitli sektörlerden seyyar Esnaf ve Sanatkârlar Dernekleri Kooperatifleri temsilcileri, İzmir Esnaf ve Sanatkârlar Derneği ve İstanbul'da faaliyetlerini yürüten Sivil Taraf Derneği tarafından yapılmış çağrıyla toplanmışlar ve bu toplantının sonunda Türkiye Seyyar Esnaf ve Sanatkârlar Meclisinin kuruluşunun sağlanması konusunda bir karar almışlar. Biz de kendileriyle olan dayanışmamızı ifade ettik. Sorunlarının bizim tarafımızdan da Mecliste de dile getirileceğini söyledik. Bir kez daha vurgulayalım, aileleriyle birlikte 6,5 milyon insanı temsil ediyorlar ve Türkiye'nin ekonomisine çok ciddi katkıda bulunuyorlar. O nedenle siyasi olarak da ekonomik olarak da daha fazla ilgilenilmeyi hak eden bir kesimden söz ediyoruz.

Tüketici Güven Endeksi tarihinin en düşük seviyesine geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tüketici Güven Endeksi’ne baktığımızda Kasım ayında 71,1’di. Bu oran aralıkta 68,9’a düştü. Bunlar TÜİK'in verileri üstelik, hani hormonlu veriler olduğunu da biliyoruz ama esas düşüş maddi durum beklentisinde görünüyor. Yani hanenin maddi durum endeksi yüzde 3,6 düşmüş. On iki aylık döneme ilişkin hanenin maddi durum beklentisi yüzde 5,3 düşmüş. Genel ekonomik durum beklentisi yüzde 2,2 düşmüş aralık ayında kasıma göre. Bu son derece ciddi bir düşüş ve tarihsel bir düşüş aslında. Nereden kaynaklanıyor bu düşüş diye bakacak olduğumuzda gördüğümüz nedir? İktidarın ekonomi politikalarına, iktidarın attığı adımlara, uygulamalara güven duymamaktan dolayı tüketici güven endeksinde çok ciddi bir düşüş yaşanıyor. Beklentiler ve umutlar her gün biraz daha düşüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bir de uluslararası endeks sonucu geldi. Kanada merkezli bir düşünce kuruluşu Fraser Institute tarafından 2021 Global Özgürlükler Raporu hazırlanmış, Türkiye 165 ülke arasında 139’unculuğa gerilemiş vaziyette ve son bir yılda 6 sıra birden gerilemiş görünüyor, son derece önemli bir sonuç elbette. Hani tabii, listenin ilk sırasında İsviçre, Yeni Zelanda, Danimarka gibi ülkeler yer alıyor, onları geçtik. Sona doğru geldikçe Mozambik, Ruanda, Mali, Nikaragua, Birleşik Arap Emirlikleri, Etiyopya, Vietnam filan, geliyoruz Türkiye’ye 139’uncu sırada. Son derece vahim bir tabloyu burada da görüyoruz. Diyor ki rapor: “İnsanlar özgür olduklarında kendileri ve aileleri için daha mutlu ve sağlıklı bir hayat kurabilmek için daha fazla fırsat buluyorlar. Tabii, bu böyle ama Türkiye’de tam tersi yaşanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son kez açıyorum, tamamlayın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bitiriyorum.

Ekonomik özgürlükler bakımından 6,54’lük notuyla 165 ülke arasında 114’üncü sırada Türkiye ama yargı sistemi ve mülkiyet hakları açısından baktığımızda 4,8 notuyla çok daha düşük bir durumda yer alıyor.

Son söylemek istediğim efendim, Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Cezaevinde şüpheli bir ölüm yaşandı; Vedat Erkmen’in cenazesi camiye alınmadı, selası okunmadı, taziye çadırı verilmedi Kars Digor’un bir beldesinde. Hiçbir din ve inanç sisteminde böyle bir uygulama yoktur. Bu uygulama zorbalıktır ve cenazeye böylesi bir saygısızlık IŞİD pratiklerinden farklı değildir. Bu uygulamayı ve bu yasağı yapmış olan müftülüğü de ve onun üstündeki Diyanet İşleri Başkanlığını da kınıyoruz ve bunu protesto ediyoruz. Bunu da söylemiş olayım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay…

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Karayılan, Şahin Bey, Şehit Kâmil başta olmak üzere tüm Antep şehitlerimize Allah’ımdan rahmet diliyorum. 25 Aralık Gaziantep’imizin Düşman İşgalinden Kurtuluş Günü’dür. Bütün Antepli hemşehrilerimi tebrik ediyorum ve Allah bu ülkeye bir daha böyle bir savaş nasip etmesin, yaşatmasın ama başa gelirse de 84 milyon olarak al bayrağımız için, vatan ve milletimiz için gereğini hep birlikte yapacağımızı tekrar teyit etmiş olayım. Sayın Başkan, bu vesileyle Sarıkamış şehitlerimizi de rahmet ve minnetle anıyorum.

Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’in andığı gibi ben de büyük Akif’i anmak istiyorum. Zira doğum günü de ölüm günü de bu içinde bulunduğumuz hafta.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkan, şunu toptan versen de bizi kurtarsan.

BAŞKAN – Buyurun lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 20 Aralık 1873’te dünyaya geldi, 27 Aralık 1936’da ebediyete irtihal etti.

Başkanım, düşündüm Akif bugün yaşasa ne derdi diye. Herhâlde şöyle derdi:  “Bir inat uğruna Ya Rab koca devlet batıyor.” diye düşünüyorum Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

Turkovac aşısının acil kullanım onayı almasını çok büyük bir memnuniyetle ve sevinçle karşıladık. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.

BAŞKAN – Abdullah Güler’e de teşekkür edelim efendim. Kendisi gönüllüdür yani Sayın Vekilimiz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Eksik olmasın kardeşimiz, milletvekilimiz.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Eyvallah.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, Başkanım, tabii, bundan büyük bir sevinç duyuyoruz.

Tabii, bir iki üzüntümüz var, üzüntümüz şu, birisi: Evvelki haftalarda sağlık çalışanlarının ekonomik haklarıyla ilgili yapacağımız iyileştirmenin şimdilik askıya alınmış olması; buna üzülüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kesildi Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz, devam edin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir de tabii keşke 2011 yılında Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü kapatmasaydık eminim Turkovac’ı çok daha erken yakalar, bulurduk. O günkü gerekçelerin birisi 13 milyonluk bir revizyon, iyileştirme, güncelleme maliyetiydi ama biz o günden beri 200 milyon ithal aşı aldık yani çocuk felcinden, boğmacaya, kızamığa kadar. Bunu da küçük bir uyarı olarak Sağlık Bakanlığımıza yapıyorum ama Turkovac'ı acil kullanım onayı alması bizim hepimiz için memnuniyet vericidir.

Sayın Başkanım, son olarak şunu da söylemek istiyorum: Maliye Bakanımız Sayın Nebati “Fiyat indirmeyenler nasıl bir Hazine Bakanlığı olduğumuzu anlayacak.” demiş yani bence doğru, yanlış bir şey yok burada ama balık baştan kokar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Doların 18’lerden 12’lere inmesinden dolayı bir fiyat inecekse akaryakıttan başlanması lazım. Dolar 17 lirayken 11,68 olan mazotun, benzinin yaklaşık fiyatları aynı. Dolar 12,5’a indiği vakit -ki madem indi, indi yani- benzinin, mazotun 9 liraya inmesi lazım Başkanım ama bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımız 4938 saylı Karar’a ek bir karar yayınladı ve kur farkından dolayı akaryakıttaki indirimler ÖTV’ye aktarılacak, ÖTV’den de bankalarda çok yüklü parası olan, kur farkından etkilenen zenginlere olacak. Yani olan yine gariban olacak. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Hani, hep vardır ya, zenginimiz bedel öder, askerimiz fakirdendir. Tayyip Bey’in yaptığı bu ekonomik savaşın askeri de yine fakir fukara olacak, zengin daha çok zenginleşmeye devam edecek Sayın Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Son olsun efendim.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İnsanlık tarihinde zenginden alıp fakire vermek vardır ama şimdi, Türkiye'de, büyük ekonomik mucit, ekonominin ordinaryüsü Tayyip Bey’in sayesinde fakirden, fukaradan resmen toplayıp zenginin zenginleşmesini sürdürebilmesi için zengine para vermek bu. Fakirden alıp zengine para verildiği resmî olarak nerede görülmüş çok merak ediyorum. Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tam tersi.

BAŞKAN – Sayın Turan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Cevap ben de isterim. Ben Sayın Turan’a…

BAŞKAN – Başka bir konuyla ilgili bir dakika söz istedi.

Buyurun.

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Sarıkamış yaramdır, borandır Sarıkamış/Sarıkamış ayazdır, destandır Sarıkamış/Sarıkamış evlattır tam doksan bin/Evladı buz kesmiş/Evladı toprak olmuş/Tam doksan bin anadır Sarıkamış…” diyor şair.

Sarıkamış, milletimizin vatanı için neleri göze alabileceğinin abideleşmiş, eşsiz bir örneğidir. Bu millet için yüz yedi yıl önce Allahuekber Dağları’nda şehadete yürüyen Sarıkamış şehitlerimizi, elli sekiz yıl önce Kıbrıs’ta Rumlarca şehit edilen 364 kardeşimizi ve tüm şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle, minnetle yâd ediyorum Başkanım.

Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bizim hatırlatmamızdan sonra AK PARTİ’nin Sarıkamış şehitlerini hatırlamış olması memnuniyet vericidir, kayıtlara geçsin…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

 

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır. İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

22/12/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 

 Danışma Kurulu 22/12/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

    Erhan Usta

      Samsun

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Mersin Milletvekili Behiç Çelik ve 20 milletvekilinin tarafından ülkemizde uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin tüketimi ve bundan kaynaklı olarak ortaya çıkan sosyal ve ekonomik problemlerin önlenmesi ve yaşanılan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla 30/11/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 22/12/2021 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Sayın Behiç Çelik.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  verdiğimiz İYİ Parti grup önerisi hakkında konuşma yapmak üzere İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle, Mersin’in düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümünü de kutluyorum.

Ayrıca, Sarıkamış Harekâtı’nın bugün 107’nci yıl dönümüdür. Aziz şehitlerimizi ve kahraman ecdadı rahmetle anıyorum.

Grup önerisine konu olan Meclis araştırması önergemiz son yıllarda artan uyuşturucu kullanımı nedeniyle çatırdayan toplumsal yapımızın tahribatına dikkat çekmek içindir, çaresiz ailelerin dramlarına işaret etmektir. Uyuşturucuyla mücadele uzun bir süredir ülkemizin kanayan yarasıdır. Toplumun her kesimini hedef alan, millî ve manevi değerlerimizi aşındıran bu illet karşısında sürdürülen mücadele hayati bir mücadeledir.

Değerli milletvekilleri, teşkilatların mücadeleleri sürmekle birlikte üzülerek ifade etmek isterim ki ülkemizin uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımıyla mücadelesi yeterli seviyede değildir. Özellikle genç nüfusun bu maddelere olan bağımlılığında son yıllarda kayda değer bir artış söz konusudur. Yapılan çalışmalar bu tür maddeleri kullanma yaşının ilkokul seviyelerine kadar düştüğünü göstermektedir. Dikkatinizi çekerim, gencecik evlatlarımızdan, torunlarımızdan ve geleceğimizden bahsediyorum. Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezinin 2017 yılı raporuna göre sentetik uyuşturucu kullanımı sonucu ölümlerde Avrupa ülkeleri içerisinde ilk sıradayız. Yine, aynı merkezin bu yılki raporunda 2019 yılında ele geçirilen metamfetamin ve eroin miktarıyla diğer birlik üyesi ülkeleri de geride bıraktık. Türkiye’de 2018’den itibaren 8,4 milyondan başlayan ve en son 11 milyon tablete kadar çıkan bir uyuşturucu, ekstazi söz konusu. Yine, eroin olarak, Türkiye’de 2019’de en son 20 tondan fazla eroin ele geçirildi. Yani dünyada en fazla eroin ele geçirilen ülkeler arasında İran’dan sonra ikinci sıradayız. Kokainin son yıllarda yurda girişlerinde çok büyük artışlar olmuştur. Örneğin, 2019’de 1,6 ton yakalanmış, Mersin Limanında ele geçirilen 4,9 ton kokain hakkında hâlâ resmî bir açıklama mevcut değildir.

Değerli arkadaşlar, konunun bir ekonomik boyutu da var. Uyuşturucu trafiğinde dolaşan paranın 90 ila 140 milyar düzeyinde olduğu tahmin ediliyor, bu da millî gelir içerisinde önemli bir payı gösteriyor. Maalesef, bu illete olan bağımlılık toplumumuzu millî kimliğimizden, inançlarından, değerlerinden, geleneklerinden hızla uzaklaştırmaktadır. Bağımlıların aile ve yakın çevreleri çok ciddi maddi ve manevi tahribat yaşamaktadır; bu kişiler, özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet gibi durumlara ve maalesef cinayetlere varan suç olaylarına maruz kalmaktadır. Evet, bizler, binlerce yıllık devlet idare geleneğine sahip Türk medeniyetinin mensuplarıyız. Bu konuda devletin caydırıcı yüzünün gösterilmesi gerektiğini hatırlatıyoruz.

Son aylarda uyuşturucu trafiği hakkında medyada çıkan haberler mide bulandırıcıdır. Bu haberlerin yüzde 1’inin doğru olması dahi dünya çapında rezil olmamıza yeter ve artır bile. İranlı bir uyuşturucu baronunun serbest bırakılması ve yurt dışına gönderilmesinde adı geçenler, ünlü bir profesörün hastanede vefatı; bunlar ne aşağılık hikâyelerdir, hadiselerdir. Keza, Güney Amerika bağlantılı kirli ilişkiler, uçaklar, gemiler, kuryeler; bu nasıl bir ticarettir? Bunu yapanlar hiç mi Allah’tan korkmazlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bağımlı kişiyi devlet kontrol altına alamıyor; sokakta, pakta, evde, her ortamda polis dâhil herkese terör estiriyor. Savcı yetkisiz, kaymakam, vali yetkisiz, emniyet ve jandarma yetkisiz. Böyle bir kamu düzeni olur mu? Böyle bir durumda emniyet ve asayiş sağlanmış sayılabilir mi?

Diyeceğim odur ki Türk milleti çözülüyor, eritiyorsunuz; Anadolu’da düşmanın yapamadığını izin verilen, göz yumulan baronlar yapıyor. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Türk milleti asla sükût etmeyecektir, baronların ve onların koruyucularının hakkından gelecektir arkadaşlar.

Sözlerimi tamamlarken, uyuşturucuyla mücadele hayatidir diyorum. Bütün vekillerimize sesleniyorum: Gelin, önergemizi kabul edin, bu yaraya merhem olun.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Abdullah Koç.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

 

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli halkımız; sizleri saygıyla selamlıyorum.

İYİ Partinin uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin tüketimi ve bundan kaynaklı olarak ortaya çıkan sosyal problemlerin araştırılmasına ilişkin önerge üzerinde partim adına söz almış bulunmaktayım.

Uyuşturucu kullanımının ve dağıtımının uluslararası ve ulusal ağlarının giderek genişlediğine dair çok sayıda bilgi kamuoyunda tartışılmaktadır. Türkiye, uzun yıllardır bu sektörde özellikle yayılım ve geçiş merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Gençler başta olmak üzere tüm toplumu kuşatmaya ve yozlaştırmaya yönelen uyuşturucu eğiliminin en büyük nedeni üretim, tedarik, satış ağlarına karşı etkili ve kararlı çalışmaların yapılmamasıdır. Bu çalışmaların yapılmamasının hem neden hem de sonuçlarından biri kolluk kuvvetleri içerisinde konumlanmış bazı şahısların bizatihi uyuşturucu sektörünün içerisinde yer almış olmasıdır. Nitekim, son dönemlerde Türkiye'de medyaya yansıyan birçok olay bu tespiti doğrulamaktadır. Örneğin, Şanlıurfa’nın Viranşehir Belediyesinde de mahalle aralarında zabıta araçlarından uyuşturucu madde satıldığı iddiaları tarafımıza iletilmiş bulunmaktadır. Yine, geçtiğimiz günlerde Diyarbakır Lice’de kirpi tipi askerî araç sürücüsü olan bir uzman çavuşun Lice’den Şanlıurfa’nın bir ilçesi olan Hilvan’a 42 kilo uyuşturucu madde taşıdığı tespit edilmiştir. Diyarbakır’da kayyum atanan Yenişehir Belediyesinde zabıta olarak işe alınan E. Ayhan adlı kişinin mesai saatleri içerisinde üzerinde üniformasıyla sokakta uyuşturucu satarken yakalandığına ilişkin iddialar söz konusudur.

Türkiye'de oldukça yaygın hâle gelen her türlü uyuşturucu madde satışı ve kullanımının özellikle engellenmediğine dair izlenimler artmaktadır. Özellikle, iktidara muhalif olan toplumsal kesimlerin yoğunluklu yaşadığı mahalle, ilçe ve kentlerde uyuşturucu dağıtımıyla ilgili neredeyse hiçbir denetimin yapılmadığı iddiaları tarafımıza iletilmektedir. Okul önlerinde, kafelerde, mahalle ve sokak aralarında uyuşturucunun rahatça dolaşımı ve satışı ilgili muhitlerde sorunu derinleştirmektedir. Bu muhitlerde yoğun şekilde denetim mekanizmaları ile araçları devredeyken uyuşturucu dağıtımının ifade edildiği kadar kolayca gerçekleşmesi kamuoyundaki kuşkuları ne yazık ki artırmaktadır. Diyarbakır, Bingöl, Batman, Şırnak, Ağrı, Hakkâri gibi kentlerde bir mahalleden diğer mahalleye giderken ve çıkarken dahi kontrol noktalarında arama ve GBT yapılmasına rağmen uyuşturucu maddelerin gözle görülür şekilde satışının gerçekleşmesi kabul edilemez bir ihmalkârlığın veya kasıtlı politikaların sonucu olduğu aşikârdır.

Öte yandan, açıktır ki kasıtlı veya kasıtsız şekilde eksik denetim mekanizmalarının ortaya çıkardığı zeminde uyuşturucu kullanımı ve dağıtımı tüm ülke geneline yayılmış, bu toprakların hem şu anki kuşaklarını hem de geleceğini tehdit eder hâle gelmiştir. Partimizin bu konuda vermiş olduğu araştırma önergeleri, maalesef, mevcut olan bu iktidar tarafından reddedilmiştir.

Yine, Gençlik Meclisimizin “Bağımlılığı kıralım, yeni yaşamı kuralım.” şiarıyla başlatmış olduğu kampanyalar söz konusudur. Gençlik Meclisinin açıklaması aynen şöyle: “Amacımız, toplumda bir bilinç yaratmaktır; gençlerin bu bataklığa düşmesine engel olmaktır. Tüm amacımız, toplumda belki de bu bilincin daha da yaygınlaşmasını, bir kişinin dahi olsa bu bataklığa düşmesini engellemek. Bu hamlenin sürekli devam etmesi gerekiyor; sadece belli dönemlerde değil de her dönem aslında mücadele edilmesi gereken bir konudur.” Bugün tüm kesimlerin, tüm kurumların aslında birlikte gençlerle hareket edebileceği, gençlere yer açacağı, ortaklaşa çalışabilecekleri bir ortamın yaratılması gerektiğini belirtmektedir Gençlik Meclisimiz. Ama AKP ve MHP Hükûmetinin gençlere reva gördüğü nedir? Bu çalışmalara karşılık tutuklama ve gözaltıdır ne yazık ki. Bazı bölgelerde yoğunlaşan ve kolluk kuvvetlerinin bazılarının da dâhil olduğu uyuşturucu dağıtımı ve satışı ciddi bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.  Söz konusu sorunun ortadan kaldırılması, uyuşturucu kullanımının yayılmasına sebep olan olgu ve faillerin tespiti, tedavi merkezlerinin yaygınlaştırılmasıyla uyuşturucuya sıfır tolerans sağlanması için yol haritasının belirlenmesi amacıyla bu araştırma önergesine destek vereceğimizi belirtir, Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Erkan Aydın.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İYİ Parti Grubunun uyuşturucuyla mücadeleyle ilgili vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Malumunuz, bu uyuşturucu konusu uzun yıllardır Türkiye’de artık neredeyse başsorunlardan biri. Âdeta Avrupa’nın Meksika’sı hâline gelmiş Orta Doğu’dan, Orta Asya’dan gelen uyuşturucunun buradan sevkiyatı esnasında birçok kısmının da Türkiye’de kaldığı, ortaokullarda, liselerin önlerinde 5 liraya, 10 liraya temin edilebildiği, gençlerimizin, çocuklarımızın ve ailelerinin âdeta bataklığa sürüklendiği ancak bununla yeteri kadar mücadelenin yapılmadığı bir dönemi maalesef yaşıyoruz.

Bakın, rakamlar burada, dar vakitte onları söyleyeyim: 2008 yılından beri Avrupa’da yakalanan uyuşturucunun neredeyse yarısı Türkiye’de, 1’inci durumdayız. Amfetaminde, metanfetaminde, kaptagonda “ecstacy”de bütün bu uyuşturucu gruplarında Türkiye neredeyse yol geçen hanına dönmüş. 2018’de 5,7 ton amfetamin yakalanmış, 564 kilogram metanfetamin, 2017 ve 2018 yıllarında sekizer milyon MDA hap ele geçirilmiş. Bunlar nereye gidiyor? Gençlerimize, çocuklarımıza, onların geleceğine gidiyor ve maalesef bunlarla mücadele etmesi gerekenler algı operasyonları yapıyorlar. “Mayıs ayında 17 bin operasyon yaptık, onlarca kişiyi gözaltına aldık.” diyorlar. Sonuç: Gidin bugün Bursa’nın varoşlarına, arka sokaklarına 5 lira, 10 lira verip bunları güpegündüz temin edebiliyorsunuz. Gidin, muhtarlara sorun; kendiniz bunları tespit edemiyorsanız o mahallenin muhtarlarını arayın “Geliyorum, nedir durum?” diye sorun, size bütün çıplaklığıyla anlatsınlar. Defalarca Emniyet müdürlerine söyledik “Yeterli mücadele yapılmıyor.” diye.

Biliyorsunuz, burada yakalanan onlarca -işte, en son 4,9 ton Kolombiya’dan çıkan- kokain, esrar; bunun Komisyonda İçişleri Bakanlığı görüşülürken belgesini sunduk. Bir basın kuruluşunda ortaya çıkan ve orijinal belgesi şu şekilde olan -konteyner numaraları da üzerinde olan- ve Sayın Bakanın da bunu yalanlamadığı, aslında doğruladığı 2 tane konteyner numarası var şurada. “Teslim yeri Mersin Limanı.” diyor. Adedi, numaraları var; konşimento denen bir şey var. Bu konteynerler nereden çıkıyor, nereye gidiyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AYDIN (Devamla) – Toparlıyorum efendim.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Kim göndermiş, kim teslim alacak? Şu konşimento numaralarında hepsi yazmak zorunda, aksi takdirde gemiye bu malı ne gönderiyorsanız yükleyemezsiniz.

“Büyük bir operasyonla yakaladık.” dedikleri bu kokainle ilgili maalesef Türkiye'de hiçbir şey yapılmadı. Komisyonda İçişleri Bakanına sordu Grup Başkan Vekilimiz Engin Özkoç, bunu doğruladı “Bir heyet gönderdik, görüşmeleri yapıyor.” dedi. Sonuç? Bir buçuk yıl, Haziran 2020’den beri hiçbir şey yapılmadı ve bunun sonucunda bugün de Grup Başkan Vekilimiz Engin Özkoç savcılığa suç duyurusunda bulundu. Buradaki isimler belli, gönderen belli, teslim alacak olan belli, içinde ne varsa belli, konteyner numaraları belli, seri numaraları belli “Neden gereğini yapmıyorsunuz?” diye bu işin de takibi, sonuca ulaştırılması yine Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düştü, sonuna kadar da takipçisi olacağız diyorum ve ülkemizi bu uyuşturucu belasından kurtaracağız diyor, saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Orhan Erdem.

Sayın Erdem, buyurun. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ERDEM (Konya) – Sayın Başkanım, değerli Gazi Meclisin milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

20-27 Aralık millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u Anma Haftası, onu rahmetle, minnetle anıyorum.

Uyuşturucuyla mücadele konusu hepimizin duyarlılığı olan bir konu. Bu konuda 2018 yılında uyuşturucuyla mücadele için malum, bir komisyon kuruldu ve bir eylem planı oluşturuldu. Bu eylem planına 11 bakanlık katılmakta ve her üç ayda 1 değerlendirme, tedbirler ve çalışmaları yürütmekte. Yine, İçişleri Bakanlığı da Uyuşturucu İle Mücadele Koordinasyon Kurulu yoluyla takiplerini yürütmekte.

Şimdi burada rakamlar verildi. Türkiye bu konuda bir güzergâh. Biraz önce CHP’den Vekil arkadaşım, yüzde 50 oranlarında yakalamalardan bahsetti, bu da zaten mücadelenin ne kadar önemle yürütüldüğünün gösteriyor. Bu yakalanmalar kullanımla ilgili değil, Türkiye’de Hükûmetimizin tedbirlerinin bir gerçeğidir.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kullananlar çok arttı Sayın Vekilim, kullananlar çok arttı. 10 yaşındaki çocuklar uyuşturucu kullanıyor.

ORHAN ERDEM (Devamla) – 2021 Uyuşturucu Raporu’na göre 2019 yıl baz alınmış, 15-64 yaş arasındaki dünya nüfusunun bu yaş aralığındaki kısmından 275 milyonu en az bir defa uyuşturucuyla teması olduğu raporda açıklanıyor. Avrupa’da bu oran yüzde 29; 83 milyon vatandaşın Avrupa’da bir şekilde yasa dışı uyuşturucuyla teması olmuş. Türkiye’de ise bu oran, bu yaş grubu -15 ve 64 arasında- yüzde 3. Biz bunun bile çok inanıyoruz. Bu mücadele de en iyi şekilde yürütülüyor. Avrupa’da yüzde 29; Türkiye’de yüzde 3.

Terörün de önemli bir gelir kaynağının uyuşturucu olduğunu hepimiz biliyoruz. Türkiye, bu konuda biraz önce de söylenildiği gibi dünyada en fazla mücadele eden ülkeler arasında. Bugün de Mehmet Muş Bakanımızın “twitter”dan paylaştığı gibi bütün kolluk güçleri bu mücadeleyi sürdürmekte.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Topyekûn mücadele şart.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Rakamlara aldanmayın.

BAŞKAN – Sayın Gürer, bir müsaade edin lütfen.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kötü bir şey söylemiyoruz Başkanım.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Sayın Vekilim, buraya çıkar konuşursunuz her zaman, oralardan laf atmak kolay.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Çok destekleyici söyledim.

BAŞKAN – Orhan Bey gibi nezaketli bir milletvekilimize yapmayın yani.

Buyurun Sayın Erdem.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Raporlarda görünüyor, bunlarla övünülecek değil. Biz, tamamen bitmesi için bütün bu Meclisin aynı düşüncede olduğunu ben biliyorum. Avrupa Uyuşturucu Raporu’na göre 2019 yılı baz alınmış bir milyon kişi başına kayıpların dünya ortalaması 35, AB ortalaması 15, Türkiye’de ise 5’lere gerilediği görülmekte. Bu bakımdan bu mücadelenin her zaman yapılacağı… Bu konuda, 2018’de yine bir araştırma komisyonunun kurulup raporlarını da 2018’in beşinci ayında Mecliste sunduğunu biliyoruz. Bu kapsamda gerekli çalışmalar her zaman yapılıyor, ben bu öneriyi veren vekilimizin duyarlılığını hissediyorum, önemsiyorum ama öneriye “hayır” oyu vereceğimizi belirtmek istiyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bu olmadı işte.

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ERHAN USTA (Samsun) – Kabul edilmiştir Sayın Başkan.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Başkanım çoğunluk var.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Biz daha çoğuz ya.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Başkan, kabul.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Katip üyeler arasında anlaşmazlık yok mu?

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Saydık, saydık.

BAŞKAN - Diğer öneriyi okutuyorum:

 

 

 

 

                                                                                                     22/12/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/12/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                               Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                          İstanbul

                                                                        HDP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

22 Aralık 2021 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen 15901 grup numaralı sağlık çalışanlarının maruz kaldığı sorunların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 22/12/2021 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisi üzerinde önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, şu anda biz Türkiye'deki krizle uğraşırken, geleceğimizin nasıl kurgulanacağını düşünürken dünya hâlâ pandemiyle uğraşıyor. “Covid-19’la yeni çıkan varyantla ilgili neler yapabiliriz?” diyor ve Avrupa’da tekrar bazı yerler kapanıyor. Bu ne anlama gelmekte? Sağlığın olmazsa olmaz olduğu, bütün krizlerden üstün olduğu. Ve ne yazık ki ülkemizde “pandemi, Covid, kriz” denilince bir kesimi korumak akla geliyor, o da sermaye ve şirketler. Diğeri ne oluyor? Sağlıkta yurttaşlar için düşünülen şey, daha çok sonradan akla gelen ve uygulamaya sokulan çeşitli yöntemler. Peki, “sağlık” dediğimizde, sadece sağlık çalışanlarıyla mı sağlık düzeliyor? İnanın, sadece onların emeği çok kutsal, çok büyük ama- sağlık emekçileri, sağlık kurumları yetmiyor. Siz yoksullukla, siz eşitsizliklerle… Siz huzurlu bir ortam yaratmadığınız sürece sağlık da bozulur. Ve ne oldu? Pandemi ilk başladığında, dünyanın her yerinde insanlar, sağlık çalışanlarına, verdiği emekten dolayı bir nevi sosyal açıdan, özlük hakları açısından, moral açısından destekler sundu. Peki, Türkiye’de ne yapıldı? “Alkışlayalım, alkışlayalım, alkışlayalım…” Ve ne oldu? Bugün itibarıyla 502 sağlık çalışanı yaşamını yitirmiş; -bir kere onların anısı önünde saygıyla eğilelim- bizi yaşatmak için mücadele sürdürdüler -181’i hekim- bütün aşamalarda vardılar. Peki, ne oldu?   Covid-19 bugüne kadar hâlâ meslek hastalığı sayılmadı, birçok talepleri gündeme getirilmedi. Nitekim Meclis tarihinde olmayan bir şey; oylanmış, parmak kalkmış bir düzenleme Komisyona geri çekildi; İç Tüzük’e de aykırı, Meclisin çalışma teamüllerine de aykırı ve “Düzenleme yapacağız.” deniliyor, birçok konu gündeme getirilmiyor ve sağlık çalışanları kendi problemlerini gündeme getirirken sadece özlük haklarıyla ilgili değil, yurttaşların haklarıyla da ilgili birçok konuya değindiler ve “Alkış istemiyoruz yaşatmak istiyoruz, alkış istemiyoruz geçinmek istiyoruz, alkış istemiyoruz tükeniyoruz çünkü…” Ve ne oldu? Onları şu denildi: “İzin almayacaksın, emekli olmayacaksın, istifa etmeyeceksin.” Ve tak açıldı, 1.500’e yakın emekli olan var, 5 bine yakın istifa var. Peki, pandemide ne tercih edildi? Pandemide en çok tercih edilen ne oldu biliyor musunuz? Kamu hastanelerini pandemi hastanesine dönüştürüp elektif birçok vaka, kanser vakaları, normal diğer vakalar alınmazken normal diğer vakalar alınmazken kamuda sağlık çalışanlarını -mobbing gibi, nöbeti uzun, çalışma koşulları uzun, koruma açısından  yetersiz- evine, ulaşımına birçok şeyine değinmeden çalıştırmaya çalıştılar ve sağlık çalışanlarına bunu yaparken diğer  hastaları özele gönderdiler, özeli desteklediler. Diğer hastaları şehir hastanelerine gönderip şehir hastanelerini de aslında bir nevi, tekrar özele desteğe dönüştürdüler çünkü garanti verilen hasta sayısı vardı ve bu yük giderek artınca çalışanların ekip hizmeti bozulduğu gibi huzurları da kalmadı ve her şeyi bölmeye çalıştığınız gibi çalışanlar arasında, sağlık çalışanları arasında da bir bölünmeye neden oldunuz; hekim-hemşire, hemşire-ebe, sağlık memuru-laborant, ASM’de çalışan-hastanede çalışan-iş yeri hekimliğinde çalışan; hepsinin arasında ciddi problemlere neden oldunuz, çalışma barışını bozdunuz.

Peki, Sağlık Bakanlığı bütçesinde ne yapılıyor? Bütün bu koşullarda yapılan şey, tekrar, koruyucu sağlığa daha az pay ayırarak tedavi edici hizmetlere önem verilmekte, tedavi edici hizmetlerin çoğu da başta kira olmak üzere şehir hastanelerine gitmekte. Siz koruyamazsanız, işte, pandemi de, Covid de karşımıza çıkmış olur. Sonra “Filyasyon nedir?” sonra “Halk sağlığı nedir?” sonra “Halk sağlığı uzmanları ne diyor?” sonra “Toplum sağlığında ne yapılır?” dediniz ama işin içinden çıkamadınız ve bu konuda çaba yürüten Türk Tabipleri Birliğiyle bir kez olsun bile görüşemediniz, Türk Tabipleri Birliğinin gerek hekimlerle ilgili gerek sağlık çalışanlarıyla ilgili gerekse sağlık ortamıyla ilgili ne önerdiğini, ne yapılabilirini bir kez bile dinlemediniz, dikkate almadınız.  Peki, ne yaptınız? Verileri sakladınız, şeffaf olmadınız ve sadece ben bilirim dediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Sayın  Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

 

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Milyonlarca parayla ilaç aldınız; bu ilaçların, günü geldi hiçbir anlamı olmadığı ortaya çıktı.

Şimdi “Günaydın.” diyoruz, “Aşı bulundu.” diyoruz ama eğitimi yok etmişsiniz; üniversite hastanelerinde ameliyat yapılamıyor, asistanlar artık TUS’a girerken nöbetsiz yer yazmaya çalışıyor, insanlar artık -sağlık kurumlarında değil- yurt dışına gitmek istiyorlar. Türkiye’de her gün hekimler yurt dışına gitmeye çalışıyor. Türkiye’de, hekim sayısına baktığımızda, son on ayda 1.111 kişi yurt dışına çıkmış çünkü hekimler artık Türkiye’de kalmak istemiyor, tükendiler, bittiler. Bu şekilde yaptığınızda bizim çözümümüz şudur: Sağlıktan ve özgürlükten tasarruf edilemez; sağlığın eşit, erişilebilir, ücretsiz ve ana dilde olması lazım. Sağlığın olmazsa olmazı da sağlık emekçilerinin yanında durmak çünkü sağlık emekçileri kendileriyle beraber bu ülkenin sağlığını düşünmekteler, geleceğini daha sağlıklı kılmaya çalışmaktalar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Bu konunun mutlaka araştırılması lazım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurun lütfen. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin vermiş olduğu grup önerisi üzerine İYİ Parti Grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Hükûmet, pek çok alanda olduğu gibi, sağlık sektöründe de beliren sorunları çözmek yerine ha bire halının altına süpürmekte, sorunları kronikleştirmekte ve daha sonra bunlara çözüm getirmek için daha köklü tedbirlere mecbur kalmaktadır.

AK PARTİ, sağlıkta 2 şey yapmıştır: Birincisi, sağlıkta şiddeti kurumsallaştırdı. Sağlık personelinin itibarının ayaklar altına alınmasına neden oldu; en hafif tabiriyle buna seyirci kaldı. Etkin yasal tedbirleri almadı, “Tedbir alıyoruz.” diyerekten sağlıkçıları oyaladı.

Gün yoktur ki sağlık personeli şiddetin hedefi hâline gelmiş olmasın. Hükûmet kendini popülizmin sanal dünyasına kaptırdı, ne desek dinlemiyor. En sonunda üç gün önce 2 polisin kontrolü altında bir kendisini bilmez, kendisini muayene etmek isteyen hekime saldırıda bulundu, kaşını gözünü parçaladı. En son rastlanan popülist örnek budur. Böyle bir olayın dünyada eşi benzeri yoktur.

Pandemi döneminde sağlık personeli canını dişine taktı, çalıştı. Dünya standartlarında sağlık hizmetleri verdi. Filyasyon ekibi dağı taşı dolaştı, hiçbir şeyden yüksünmediler. Hâlâ da devam ediyorlar hâlâ da çalışıyorlar.

Sayın Sağlık Bakanı bilmelidir ki dünyanın en şanslı sağlık bakanı kendisidir. Sağlık Bakanı personele sahip çıkmalı, personelin ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Başarı, sistemin değil personelindir. AK PARTİ, sağlık personelinin nöbet tuttuğunu, mesai yaptığını bilmiyor, bunun farkında değil. Sağlık personeli insani şartlar ötesinde çalışmaktadır fakat siz “Karşılığını veriyoruz.” babından çok yetersiz olarak sağlık personelini ücretlendirmektesiniz. Haftada kırk veya kırk beş saat çalışıyor olmak sadece mevzuatta kaldı.

Ülkeye yaşatılan ekonomik bunalım ortadadır; insanlar geçinemiyorlar, hâlâ Hükûmetten ses yok. Binlerce hekim istifa ediyor, yurt dışına gidiyor. Hükûmet beyin göçüne seyirci kalıyor. Profesör geçinemiyor: “Özlük haklarımızı iyileştirin.” diyorlar, iyileştirmiyorlar; “Muayenehane açalım.” diyorlar, ona izin vermiyorlar. Tıp doktoru yetiştirilmesine de mi karşısınız? Yüzde 50 enflasyon ortamında, dövizin 2 misli olduğu piyasa koşullarında artık tüm sektörler gibi sağlıkçılar da geçinememektedirler. Profesörler, doçentler, uzman hekimler, pratisyen hekimler, hemşireler, ebeler, sağlık memurları, teknisyenler, tıbbi sekreterler, hizmetliler hepsi de iflasın eşiğine gelmiştir, geçinemiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Sağlık Bakanlığının ikinci büyük icraatı: 2022 sağlık bütçesinin yüzde 20’isinin yetmeyeceği şehir hastaneleri belasıdır. AK PARTİ’li değerli milletvekillerine bakarsanız, burada personele ihtiyaç yoktur; kapılar, pencereler, duvarlar hastaları iyileştirmektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir komisyon kurularak sağlık çalışanlarının ücret, çalışma şartları, sağlıkta şiddet, şehir hastaneleri olmak üzere tüm sorunları elden geçirilmeli ve gerekli olan yapılmalıdır. Geçen haftalar içerisinde sırf hekimlerin özlük haklarının düzeltilmesiyle ilgili bir yasa önergesi görüşüldü kabul edildi, ancak bu geri çekildi. Hâlbuki, sırf hekimlerin genel durumunun iyileştirilmesi, özlük haklarının iyileştirilmesi sağlığın sorunlarını çözmez. Sağlık sektöründe kim çalışıyorsa hepsinin de özlük hakları iyileştirilmeli ve genel durumları düzeltilmelidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Bayram Yılmazkaya.

Sayın Yılmazkaya… (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin grup önerisi üzerinde partim adına söz aldım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 25 Aralık Gaziantep’in kurtuluş günü. Millî Kurtuluş Mücadelemizin zafere ulaşmasında önemli bir yere sahip olan Antep, düşman işgaline karşı verdiği mücadelede “Ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum.” şiarıyla 6.317 şehidini toprağa vermiştir. Gaziantep savunması bir şehir halkının yüz yıl önce silahsız ve cephanesiz on ay dokuz gün boyunca bir taraftan düşmanla diğer taraftan da açlık ve yoklukla verdiği onurlu mücadelenin tarihî bir örneğidir. Şehit Kâmil, Şahin Bey, Karayılan gibi birçok isimsiz destanın yazıldığı gazi şehrimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümünde Gaziantep evladı olmanın haklı gurur ve onuruyla tüm Gaziantepli hemşehrilerimin kurtuluş gününü yürekten kutluyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli vekillerim, sağlık emekçilerimiz inanın çok şey istemiyorlar. Sağlıkçılar insanca çalışmak, insanca yaşamak isteklerini haykırıyorlar. Öncelikli olarak sağlıkçılarımızın yoğun çalışma koşullarının düzenlenmesi adına eksik kadrolara gerekli atamalar bir an önce yapılmalı, özlük hakları iyileştirilmelidir. Sağlık çalışanları hastalardan, hasta yakınlarından, idarecilerden, siyasilerden baskı görüyor, bu baskı kalkmalıdır. Sağlık emekçileri bitmek bilmeyen geçici görevlerin sonlandırılmasını, personel açığının giderilmesini istiyor. Covid-19’un meslek hastalığı sayılmasını istiyor. Aşırı ve düzensiz çalışmanın sonlandırılarak çalışma saatlerinin insani çalışma koşulları göz önüne alınarak yeniden düzenlenmesini istiyor. Kaba kuvvete, saldırı ve şiddete maruz kalan sağlıkçılar güvenli çalışma ortamı istiyor; özellikle aile sağlığı merkezlerinde hiçbir güvenlik önlemi yok. Yıllık izinlerde yaşanan sorunların artık çözülmesini istiyor, 3600 ek gösterge sözü yerine getirilmedi, bu sözlerin tutulmasını istiyor. Sağlık çalışanları arasındaki ücret dengesizliğinin düzeltilmesini istiyor. Dahası hasta ve doktor için kötü olan performans sisteminin kaldırılmasını, kota sisteminden bir an önce vazgeçilmesini istiyor. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, “Pandemi dönemi boyunca gerçekleşen birçok başarı öyküsü var.” diyorsak bunun ana unsuru sağlık emekçileridir. Pandemiyle savaşta her gün yakınlarıyla vedalaşıp ölüme giden, âdeta asker gibi mücadele eden arkadaşlarımıza yapılan şiddet maalesef durmuyor, durmayacak. Ne kadar çok cezai müeyyide içeren kanun hazırlasak da şiddet de bir türlü azalmıyor. Daha en yakın zamanda yine bir olaya daha şahit olduk. Kamuoyu baskısı olmasaydı olayın faili tutuklanmayacaktı, sağlıkta şiddette cezai uygulamalar süreç içerisinde gerçekleşmiyor. Oysa sürecin sağlam ve gerçekçi olması için başta Cumhurbaşkanı, Sağlık Bakanı ve Adalet Bakanının topluma ve kamu çalışanlarına verecekleri ciddi mesajlar olmalıdır. “Sağlık çalışanlarımıza uzanan eller kırılsın.” diyebilselerdi, “Kolluk kuvvetlerini, savcıları ve hâkimleri bu konuda daha hızlı bir şekilde, görevlerini tam bir şekilde yapmaya çağırıyoruz.” deselerdi veya “Faillerin tutuklu yargılanması gerekir.” söylemlerini söyleselerdi inanın ki bir başlangıç olacaktı bu şiddetin önlenmesi için.

İktidar bu konuda gerçekçi olmalı, bu şiddet artık durmalı yoksa gönülden çalışan sağlık çalışanlarımızı artık bulamıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BAYRAM YILMAZKAYA (Devamla) – Nitekim bu Covid-19 dönemindeki yasak olan istifa etme ve emeklilik hakkını kazanınca birçok sağlık çalışanı hem emekli oldu hem de istifa edip özel hastanelere geçiş yaptılar. Bu gidişle inanın sağlık çalışanı bulamayacağız arkadaşlar, bunu bir kere buradan söylemek istiyorum yani özellikle ülkemizde hekimlerimizin ve sağlık emekçilerinin mevcut sorunu son derece ağır boyutlara ulaşmış olup bu aynı zamanda toplum sağlığını da etkileyici bir duruma neden olacaktır. Dediğim gibi doktor bulamayacağız yakında, sağlık çalışanı bulamayacağız. Şu anda yabancı dil kursları sağlık emekçileri, doktor ve sağlık çalışanlarıyla dolu, dili öğrenip çabucak bu ülkeden kaçmanın peşindeler.

Sağlık emekçilerinin yaşadığı sorunların çözümü adına daha önce bizlerin de birçok defa verdiği benzer olan bu önergeyi bir hekim milletvekili olarak partim adına desteklediğimi belirtmek istiyorum.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Şenel Yediyıldız.

Buyurun Sayın Yediyıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞENEL YEDİYILDIZ (Ordu) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun sağlık çalışanlarının maruz kaldığı temel sorunların sebep ve sonuçlarının tespiti ve alınacak önlemlerin geliştirilmesi hakkında talep ettiği Meclis araştırması önergesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi, sizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

İki yıllık pandemi süresince üstün gayret ve özveriyle çalışan tüm sağlık çalışanlarımıza sonsuz teşekkür ediyor ve bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum. Bu süreçte sağlık çalışanlarımızın hepsi her türlü fedakârlığı yaparak çalışmışlar ve bu süre zarfında rahmetli olanlar da olmuştur. Ben, ahirete intikal eden değerli çalışanlarımıza, değerli meslektaşlarıma Allah’tan rahmet diliyorum ve geride kalanlara da sabrıcemil niyaz ediyorum.

Değerli Başkanım, aile sağlığı merkezlerinde çalışan doktorlarımıza cari gider ödemelerimiz yapılmaktadır. Cari giderleri yüksek olan aile sağlığı merkezlerine sübvansiyon yapmaktayız.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyonuyla yaptığımız sağlık yatırımları ve şehir hastaneleri sayesinde pandemiyle mücadeleyi en güçlü yapan ülkelerden biriyiz. Gerek servis gerekse yoğun bakım yataklarımızla, hiçbir zaman yer bulamamak gibi bir durum söz konusu olmamış, hiçbir hastamız dışarıda kalmamış, bütün hastalarımız en iyi şekilde sağlık hizmetinden faydalanmışlardır. Bu nedenle, sağlık çalışanlarımızın maddi manevi imkânlarını geliştirmek adına her türlü gayreti gösteriyoruz ve göstermeye devam edeceğiz. Yeni düzenlemeyle, tüm çalışanlarımızda olduğu gibi, sağlık çalışanlarımız da asgari ücret tutarı kadarki kazançlarında gelir ve damga vergisinden muaf olmuşlardır. Ayrıca, bütün sağlık çalışanlarımızı içine alan, hem maaşlarında iyileştirme hem de emeklilik gelirlerinde iyileştirme yapılmasına dair bir çalışma sağlığın bütün paydaşlarıyla görüşülmektedir ve görüşmelerin neticesinde sağlık çalışanlarımızın hepsini memnun edecek bir teklif en kısa zamanda Sağlık Komisyonumuza getirilecektir. Yine, Sağlık Bakanlığımız ilan etti; 40 bin sağlık çalışanı alınacaktır.

Değerli milletvekilleri, bugün itibarıyla yerli Covid-19 aşısı Turkovac’ın acil kullanım onayı alınmıştır. Bu sebeple, Covid-19 aşısı üreten 9 ülkeden biri olmanın mutluluğunu ve gururunu yaşamaktayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Gereken onaylar alınarak üretim ve kullanma aşamasına gelen Turkovac aşımız, milletimizi salgına karşı en etkili şekilde koruma gayretlerimizin sembolü olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Turkovac’ın üretimiyle birlikte bu aşımızı tüm insanlıkla paylaşmaktan memnuniyet duyacağız.

Bütün bu sağlıkta şiddet konusunda sağlıkta şiddete mani olacak kanunu ilk biz çıkardık, Sağlık Komisyonu çıkardı. Bu kanunla ilgili uyarlamalar, denetimler, sağlık çalışanlarımızı koruma adına ne yapmak gerekiyorsa onlar da yapılacaktır.

Bu vesileyle HDP Grubunun verdiği önergeyi kabullenmiyoruz, katılmıyoruz.

Saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

22/12/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/12/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                        Engin Altay

                                                                                          İstanbul

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve arkadaşları tarafından ülkemizde konut yapı kooperatiflerinde yaşanan mağduriyetlerin araştırılması amacıyla 21/12/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (3018 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 22/12/2021 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

 

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Çetin Arık.

Buyurun Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün, ev sahibi olmak için yola çıkıp dert sahibi olan kooperatif mağdurlarının sorunlarının araştırılması üzerine söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. 

Bugün, sadece evini değil, sağlığını da kaybeden Tülay ablam da, evladını bu ülke için kara toprağa veren şehit anası Hatice anam da, kapısı balyozla kırılıp eşyalarıyla birlikte kara kışta sokağa atılan Şule kardeşim de aramızda, Genel Kurulu takip ediyorlar; hoş geldiniz, şerefler verdiniz.

Değerli milletvekilleri, bu kooperatifler meselesi sadece Kayseri’nin meselesi değildir; bu, bir ülke meselesidir. Bu mesele, sadece Kayseri’de şu an itibarıyla 20 bin kişiyi ilgilendirmektedir. Burada bir soygun, burada bir vurgun düzeni var. Bu vurguna, bu soyguna sessiz kalmak bu suça ortak olmaktır.

Sayın milletvekilleri, bakınız, bugün, Kayseri’de 5 kooperatif üyeleriyle mahkemelik, diğerleri de sırada bekliyor. Örneğin, 2003 yılında kurulan bir kooperatif 2010 yılında üyelerine kesin maliyet bedeli çıkarıyor, diyor ki: “Bu bedeli öderseniz tapularınızı alırsınız.” Bu dar gelirli aileler de kooperatifin talep ettiği parayı kredi çekerek; altınla, dövizle borçlanarak zar zor ödeyip tapularını alıyorlar. Tapuda şerh yok, tapuda ipotek yok, kooperatif ile üye arasında borcunun olmadığına dair sözleşme de var ama buna rağmen, aradan tam dokuz yıl geçtikten sonra yani 2019 yılında bir genel kurul yapılarak geçmiş tarihte hesapların yanlış yapıldığı öne sürülerek bu üyelerden 320 bin lira daha borç istiyorlar ve daha da ne kadar borç çıkartılacağı belli değil çünkü bu düzenle, her seferinde, her genel kurulda yeni borçlar çıkartmak mümkün. Öyle kooperatifler var ki sayın milletvekilleri, genel kurul öncesinde çoğunluğu sağlayacak kadar üye yazıyor, genel kurul sonrasında da bu isimlerin üyeliklerini düşürüyor.

Sayın milletvekilleri, adaletin olmadığı yerde zulüm başlar. Bazı kooperatiflerde, yasalardaki boşluklardan da yararlanarak icralarla, hacizlerle âdeta dar gelirli vatandaşlarımıza zulüm yapılıyor. Zulüm var çünkü bu davalarda bilirkişilik yapan kişi aynı zamanda kooperatife de danışmanlık yapıyor. Böyle bir şey olabilir mi, buradan adalet çıkmasını bekleyebilir misiniz? İşte, böyle bir bilirkişinin raporuyla 200’e yakın ailenin ocağına incir ağacı dikilmeye çalışılıyor ve ocakları söndürülmeye çalışılıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, peki, kooperatif yönetimi çoğunluğu sağlamazsa ne yapıyor, biliyor musunuz? Bakın, o zaman da müteahhitle iş birliği yapıyor, yapamadığı binaları yapmış gibi gösteriyor, üyeleri borçlandırıyor. Yani yeni hak edişler çıkartıyor. “Olur mu öyle şey?” demeyin, gerçekten oluyor. Bakın, Kayseri'de 2014 yılında tapusunu verdiği konutu 2016 yılında tekrar yapmış gibi gösteriyor. Hiç yapmadığı bloku yapmış gibi gösterip dar gelirli vatandaşı 6 milyon lira borca sokuyor. Artık dar gelirli vatandaşın cebinden elinizi çekin. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu konu mahkemede. Müteahhit, haczettiği daireleri de yok pahasına kendisi satın alıyor. Daha mahkeme bitmemiş, sonuçlanmamış. Ve sayın milletvekilleri, şehit anasına âdeta terörist muamelesi yapılıyor, şehit anası sokağa atılıyor. Bir kadın, hastanedeyken evine zorla girilip eşyası kapıya atılıyor.

Bakınız, 13 yaşındaki çocuklara biber gazı sıkılıp ters kelepçe takılıyor. Kara kışta bu insanlar ne yapacak? Hani siz mazlumların gür sesiydiniz, neredesiniz? Bu kooperatif kurulurken oradaydınız. Hani siz sessiz yığının sesiydiniz? Nerede sesiniz? Niye çıkmıyor sesiniz? Burada vicdan nerede? Burada ahlak nerede? Mültecileri baş tacı ederken şehit anasını sokağa atmaktan da mı utanmıyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)  Bu kadar mı vicdanınız karardı? Sizlerden, dişinden, tırnağından artırdığıyla başlarını sokacak bir ev hayali kurarken kış günü sokakta kalan vatandaşlarımızın sorunlarının tespiti ve çözüm yollarının araştırılması için araştırma önergemize destek bekliyorum.

Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Evet, Sarıkamış...

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri, Pınarbaşı ilçemizden Kara Zala bibim, Sarıkamış'ta verdiğimiz şehitlerimizin ardından yaktığı ağıdında şöyle diyor: “Yüzbaşılar, binbaşılar taburu tabur karşılar/Yağmur yağıp gün deyince yatan şehitler ışılar/Aziziye baba yurdu, Kafkaslarda tabya kurdu/Benim korkum Ruslardan değil/Kara kışa kurban verdi.” Burada bir kez daha Sarıkamış şehitlerini ve tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyor, yüce Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Sayın Ayhan Altıntaş.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış buluyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Sarıkamış şehitlerimizi saygıyla anıyorum.

Ülkemizdeki finansman sorunu neticesinde orta ve dar gelir grubundaki vatandaşların konut alması giderek zorlaşmaktadır. Maalesef, bu soruna etkili bir çözüm getirilememiştir. Vatandaşlarımız zaten kıt kanaat geçinirken bir de üstüne yatırım yaparak ev alacak durumda değildir. Enflasyondaki artış, inşaat sektöründeki maliyetlerin artışı, faiz oranlarındaki belirsizlik, dolar kurundaki agresif hareketler yatırım yapmayı geçtim, oturmak için ev almayı dahi zorlaştırmaktadır. Bunun yanı sıra, bankalar da artan riskler nedeniyle kredi verme konusunda isteksiz davranmaktadır; vatandaşlarımız da hâliyle alternatif yollar aramakta, ya finansman şirketleri ya da kooperatifler aracılığıyla konut alma yolunu seçmektedir.

CHP grup önerisinde, 2007-2009 yıllarında konut yapı kooperatifleri ana sözleşmelerinde değişiklik yapılmasına izin verilmesinin ardından bazı art niyetli müteahhit ve kooperatif yöneticilerinin bu durumu istismar ettikleri belirtiliyor. Bu yöneticilerin genel kurullarda kesin maliyet çıkarma, tapularını verme ve kooperatif üyeliğini kesme yönünde kararlar aldırdığı gözlenmektedir, hatta genel kurullarda bu kararları alabilecek çoğunluğu sağlamak amacıyla bazı kişilerin kısa süreliğine üye yapıldığı da ifade edilmektedir. Kayseri’de Sınırlı Sorumlu Organize Kent Konut Yapı Kooperatifi ve Şekerkent Konut Yapı Kooperatifince mağdur edilen vatandaşlarımızın durumları basına da yansıdı; kendilerini selamlıyorum. Bu kooperatiflerde bazı üyelerin kesin maliyetleri ödeyip tapularını aldıktan sonra genel kurulda üyelikten düşürülmediği, yıllar sonra “Yeniden maliyet hesaplaması” adı altında kendilerinden ciddi paralar istendiği de ifade edilmektedir. Tabiidir ki üyelikten ayrıldığını düşünen bir kişinin yıllar sonra ciddi maliyetlerle karşı karşıya kalması mağduriyet yaratacaktır; burada üyenin iyi niyetinin yöneticilerle suiistimali söz konusudur. Her ne sebeple olursa olsun yıllar sonra istenen bu yüksek bedeller insanlarda ciddi mağduriyetler oluşturacaktır. Nitekim, CHP grup önerisinde, sayıları on binleri bulan vatandaşların tapularını aldıkları hâlde önlerine konan borçları ödeyemedikleri için evlerinden sokağa atıldıkları belirtilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Bu bağlamda, hem vatandaşların bilgilendirilmesi hem de olası mağduriyetlerin sebeplerinin araştırılarak muhtemel yasal çözüm önerilerinin belirlenmesini destekliyoruz.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Ali Kenanoğlu.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu sorunun, Kayseri’de yaşanan ve kamuoyuna yansıyan sorunun özünde bir bütün olarak kooperatifçiliğe bakış açısı yatıyor. Şimdi, kooperatifleri biz şirketler gibi düşünüyoruz, müteahhitler gibi ele alıyoruz ve ondan sonra da işin içinden çıkamıyoruz; esasında, kooperatifler böyle değildir. Kooperatifler dayanışmak için, bir şey üretmek için insanların bir araya gelip birikimlerini ortaya koydukları, emeklerini ortaya koydukları, sonra da bunun sonucunda birtakım menfaatler ya da ortak işler çıkardıkları bir ortaklık bütünüdür. Şimdi, tabii, bu kooperatifçilik başladıktan sonra müteahhitler bu alanı keşfettiler çünkü kooperatiflere tanınan birtakım muafiyetler vardı doğal olarak; ortaklığın, birlikte hareketin ve hakikaten imkânı olmayan, gelir imkânına sahip olmayan insanların bir araya gelerek iş üretmesini destekliyordu iktidarlar ve kooperatiflere vergi muafiyetinden tutun da birtakım stopaj ve benzeri konularda muafiyetler tanıyordu. Uyanık müteahhitler hemen bu işe el attılar ve müteahhit kooperatifleri oluşturdular. Tabii, dönemin iktidarları, bir bütün olarak, aslında geçmişten günümüze kadar bu meseleye çözüm bulmak yerine kooperatiflerin muafiyetlerini ortadan kaldırarak âdeta gariban insanları cezalandırdılar. Şimdi, gelinen noktada kooperatifçiliğe bu şekilde bakılıyor ve sorun çözmek yerine yasaklama ya da tanınan imtiyazları, muafiyetleri ortadan kaldırma üzerine kurulu bir sistem kuruluyor. Esasında, Kayseri’de ve birçok bölgede -sadece Kayseri değil yani İstanbul’un çok yerinde de- belki de kooperatif mağduru olmayan kimse yoktur etrafımızda; eş dost, akrabalardan -mutlaka kooperatiflere girip sorun yaşayan olmuştur- yıllarca bitmeyen, evlerini geç almak ya da alamamak üzerine kurulu birçok sorun dinlersiniz ama işin özü şurada arkadaşlar: Kooperatifler müteahhit değildir yani siz bir kooperatife ortak olduğunuz zaman “Ben bu kadar para verip evimi alacağım…” Böyle bir şey olmaz ki çünkü bu bir ortaklık bütünüdür. Yani o kooperatifin kalemi dahi ortak giderdir ya da ortak gelirdir, mülkiyettir. Dolayısıyla, bütün her şeye ortaksınız; kâra da ortaksınız, zarar da ortaksınız. Ama bir müteahhit bakış açısıyla oluşturulduğu için bu kooperatifler sorun da orada çıkıyor. Müteahhit kuruyor kooperatifi, genel kurulları kendi koydukları yandaşlarıyla birlikte ele geçiriyorlar, yönetimleri kendileri belirliyorlar. Bunun üzerinden de vatandaşa şunu diyorlar: “Şu kadar para verirsen evini alırsın.” Bu kooperatifçiliğin mantığına aykırı. Yani o kadar para verince ev alınmaz, bu mümkün değildir çünkü kooperatifte çıkan her gidere herkes ortaktır, her gelire de herkes ortaktır. O nedenle bir kere bu mantığın ortadan kaldırılması gerekiyor. Yani “müteahhit kooperatifçiliği” denilen bir sistemin ortadan kaldırılması gerekiyor.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) - Kooperatifçiliği bir bütün olarak yeniden ele almak gerekiyor. Biz HDP olarak önerdik, Kooperatifler Kanunu önerdik. Bir bütün olarak yeniden Kooperatifler Kanunu önerdik. Ki bunun içinde konut yapı kooperatifleri de var, tüketim kooperatifleri de var, üretim kooperatifleri var. Kooperatifler Kanunu, birçok bakanlığın baktığı, birçok yasaya tabi olan bir kanun ve böyle olunca da işte bu tür sorunlarla işin içinden çıkılmıyor. Baştan itibaren bu Meclis bir Kooperatifler Kanunu çalışmak zorundadır. Yeni bir Kooperatifler Kanunu çıkartmak zorundadır ve bu kooperatif mağduriyetleri de ortadan kaldırılmalıdır.

Saygıyla selamlıyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın İsmail Emrah Karayel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şairlerimize kahramanlık şiirleri yazdıran, nice kahramanlıklarla dolu mazimizin timsali olan Sarıkamış şehitlerimizi en derin saygılarımla Gazi Meclisimizin kürsüsünde anıyorum. “Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde/ Ey yolcu, şu topraklar için can veren erler/ Hakk’ın bu veli kulları taş türbeye girmez/ Gufrana bürünmüş, yalınız Fatiha bekler.” Şühedamıza şiir şiir dua eden istiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u da Mehmet Akif Ersoy’u Anma Haftası’nda rahmetle yâd ediyorum.

Anadolu topraklarını kadim bir vatan eden ecdadımızın cesaretinden ve ferasetinden feyzalan bir düsturla vizyonunu ve misyonunu belirleyen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde zamanın ruhunu okuyan bir anlayış ve milletimizin teveccühüyle yürümeye devam ediyoruz. İktidara geldiğimiz günden beri nasıl milletimizin bir gün olsun elini bırakmadıysak bundan sonra da gerekli tüm ekonomik önlemleri de alarak inandığımız yolda yürümeye devam edeceğiz.

Önergede çıkarılan maliyeti ödeyerek kooperatiften ev tapularını alan yapı kooperatifi ortaklarının daha sonra çıkarılan yeni hesaplarla yeniden borçlu gösterilerek mağduriyetlerinin oluşturulduğu belirtilmekte ve bunların araştırılması istenmektedir. Belirtilen mağduriyetlerle ilgili yapılan şikâyetler üzerine idari ve adli merciler tarafından soruşturmalar yapılmaya başlanmıştır. Bilindiği üzere, kooperatifler, Ticaret Kanunu bünyesinde ticaret şirketi nevinde kurulan ve Kooperatifler Kanunu’na tabi özel hukuk tüzel kişileridir. Oluşan mağduriyetlerle ilgili kooperatif tarafından talep edilen yeni maliyetler konusunda hukuk mahkemelerinde davalar açılmış, konu yargıya intikal etmiştir. Yargıya intikal eden konularda süreç devam ederken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız tarafından da idari süreç yürütülmektedir. Kooperatif yöneticileri hakkında yapılan şikâyetler incelemeye alınmış. Yapılan inceleme neticesinde yöneticiler hakkında bir usulsüzlüğün tespit edilmesi durumunda Bakanlık tarafından konu ayrıca cumhuriyet başsavcılıklarına bildirilecektir. AK PARTİ olarak bu konuyla ilgili konunun tarafları ve ilgili bakanlıklarla yakın temas hâlinde olduğumuzu belirtiyor, gerekmesi hâlinde grubumuz tarafından yapılaması gereken her türlü düzenlemeler dâhil olmak üzere çalışmalarımızın devam ettiğini ifade ediyorum.

“Kayseri” diye belirtilen bu husus aslında sadece Kayseri özelinde değil, Türkiye’nin farklı yerlerinde de ortaya çıkan bir husustur. Kooperatifin art niyetli yöneticileri tarafından ortaklarına yeniden borç çıkarılması hususudur aslında konuştuğumuz husus ve bu konuda Kayseri özelinde bizler, ben, diğer milletvekillerimiz, Bakanlarımız, Grup Başkan Vekillerimiz aslında bu mağdurların hepsiyle çok yakın temas hâlindeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Devamla) – Telefonla görüşüyoruz, gittiğimizde görüşüyoruz ve yapılan bütün adımları da aslında takip eden biziz. Hem yerelde hem de…

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Buradalar.

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Devamla) – Evet, yukarıdalar, selam ediyoruz, bir kısmıyla biz de görüşüyoruz, aralarında da belki vardır.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – “Kooperatif kurulduktan sonra gelmediler.” diyorlar.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Onlar yalan söylüyor, doğru söylediğini mi zannediyorsun? Yalan söylüyorlar.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Yalan söylemiyorlar, sen yalan söylüyorsun.

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Devamla) – Yapılan bütün adımları şimdiye kadar nasıl biz attıysak, kanundaki değişiklikleri nasıl biz yaptıysak bundan sonra bu mağduriyetlerin giderilmesi için de yapılacak adımları bizler atacağız.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Bekliyorlar dışarıda.

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Devamla) – Tabii ki siyaset bu tip önergelerin kullanılmasına müsaade ediyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bak, orada bekliyorlar.

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Devamla) – Ama yapılan bu düzenlemede getirdiğimiz hususlarda bütün…

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Bekliyorlar, gel beraber çıkalım, ikimiz beraber çıkalım.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Tamam. Biz hepsiyle görüşüyoruz.

BAŞKAN – Sayın Arık, bakın, Sayın Hatip kürsüde, yakışmıyor ama lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şov yaptığını söyler misiniz Sayın Başkan, şov yapıyor.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kayseri’ye gelmiyorsun, konuşuyorsun.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Ama “Yalan söylüyor.” diyor insanlara, vatandaşa “Yalan söylüyor.” diyor burada.

BAŞKAN – Yani olur mu burada, Sayın Hatip’in sözünü niye kesiyorsunuz? Siz konuşurken kimse karıştı mı?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Vatandaşa yalan söylemiyorum, sen yalan söylüyorsun.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sen yalan söylüyorsun.

BAŞKAN – Siz tamamlayın sözlerinizi lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yani bu çözüm üretmek değil Başkanım. Şov yapma o zaman.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tutanaklara bakın.

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Devamla) – Evet, Sayın Başkanım, bu tip mağduriyetlerin…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kayseri’ye gelip gitmiyorsun, konuşuyorsun be!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tutanaklara bakın.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Bir çivini söyle, çaktığın bir çiviyi söyle Kayseri’ye.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sen söyle kaç çivi çaktığınızı!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Evet, her şey var; İsmail Tamer’in orada var. 

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Devamla) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz tamamlayabilir miyim.

BAŞKAN – Mikrofonunuz açık Sayın Karayel, siz devam edin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İktidara mı geldik “çivi” diyorsun? İktidara gelince çivi çakmak değil, her şeyi yapacağız.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hiçbir şeyi de yapamaz, hiçbir şey yapamaz; Kayseri'nin yolunu bilmiyor!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çalıp çırpmayacağız, halkı kandırmayacağız.

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Devamla) – Bu mağduriyetlerin giderilmesi makamında olan gene iktidar partisi olan AK PARTİ’dir. Oradaki bizleri locadan takip eden hemşehrilerimizin de çok iyi bildiği gibi, bu konuyla ilgili bütün Bakanlarımızla, Grup Başkan Vekillerimizle ve milletvekillerimizle görüştük, görüşmeye devam ediyoruz. Süreci çözecek olan gene biziz. Bakanlıktan bu konuda soruşturma açılmasını temin etmiş olan gene biziz.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Yüreğin yetiyorsa karşılarına çık!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ben her zaman çıkarım. Hep onların içindeyim ben.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Yüreğin yetiyorsa… Bak, buradalar, haberin bile yok, haberin bile yok senin be! Bu ne ya! Terbiyesizlik yapıyor oradan “Yalan söylüyorlar.” diye.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Arkadaşlar, Başkan arka odaya çağırıyor, orada görüşün.

BAŞKAN – Ben kimi çağıracağımı bilirim arka odaya. Müsaade edin de ona da ben karar vereyim.

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Devamla) – Bu konuyla ilgili bir yasal düzenleme yapılması gerekirse de bunu Grup Başkanlığımızın, AK PARTİ Grubunun takdiriyle yapacak olan da gene Cumhur İttifakı’dır. Dolayısıyla bu mağduriyetlerin farkındayız, giderilmesi için çalışıyoruz.

Tabii, önerge vermek ve bu verilen önerge marifetiyle burada sizlerin huzurunda bir şey yapıyormuş gibi görünmek önemli ama süreci çözecek olan biziz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok teşekkür ederim.

Genel Kurulda bugün asgari ücretliden ve diğer ücretlilerden gelir vergisi alınmamasıyla ilgili çok hayırlı ve çok beklenen bir kanunu görüşeceğimiz için çok polemik olsun da istemiyorum.

BAŞKAN – Ben de.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama biraz önce Sayın İsmail Tamer oturduğu yerden ayağa kalkmak suretiyle Kayseri Milletvekilimize yönelik olarak “Kayseri’nin yolunu bilmiyor.” demek suretiyle ağır bir sataşmada bulunmuştur Sayın Başkan. Milletvekilimize kürsüden…

BAŞKAN – Efendim, kürsüden yapmadığı için yapabileceğim bir şey yok. Kayıtlara geçmiştir.

Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dakika, 69’a iyi bakın, sataşma sadece kürsüden olmaz Sayın Başkan.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – “Yalan söylüyorsun.” dedi.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – “Yalan söylüyor.” diye sen dedin önce. Tutanaklara bakılsın. Önce sen söyledin “Yalan söylüyor.” diye.

BAŞKAN – Ben o zaman kayıtları isteyeyim. Hakikaten, benim buradan duymam mümkün değil bunu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, kayıtları isteyin, sonra söz verirsiniz ama oturum kapanırsa…

 

 

BAŞKAN – Tamam, kayıtları isteyeyim.

Evet arkadaşlar, tutanakları istiyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Önce söylemiş olabilir Başkanım.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Önce söyledi önce, “Yalan söylüyorsun.” diye kendisi söyledi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, her hafta Kayseri’de adam İsmail Ağabey ya.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – CHP milletvekili de “Yalan söylüyor.” dedi, yakışmıyor.

BAŞKAN – Arkadaşlar, o zaman bu işin sonu yok Sayın Altay, Sayın Turan, müsaade edin. Sürekli olarak milletvekilleri birbirinize oturduğunuz yerden hakaret ediyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Biz size destek oluyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Bu işin yolunu açarsak, biz bu görüşmeleri yapamayız ki.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bana sataşmayın Başkanım, ben demedim.

BAŞKAN – Ben size de sataşıyorum Sayın Turan.

Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İçTüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hiçbir şey anlaşılmıyor konuştuğunuzdan Başkanım.

BAŞKAN – Sesim mi anlaşılmıyor?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hiçbir şey anlaşılmıyor konuştuğunuzdan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben anlatırım Başkanım.

BAŞKAN – Siz anlatın Sayın Turan.

Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22.12.2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurul'un onayına sunulmasını arz ederim.

Bülent Turan

         Çanakkale Milletvekili

      AK PARTİ Grup Başkanvekili                                             

Öneri:                     

Bastırılarak dağıtılan 299 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1'inci sırasına alınması ve bu kısımda bulunan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

22 Aralık 2021 Çarşamba günkü (bugün) Birleşiminde 299 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

22 Aralık 2021 Çarşamba günkü (bugün) Birleşiminde 299 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 23 Aralık 2021 Perşembe günkü Birleşiminde 299 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, çalışmalarını sürdürmesi,

22 veya 23 Aralık 2021 Çarşamba veya Perşembe günkü Birleşimlerinde 299 Sıra Sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanması hâlinde Genel Kurulun 23, 28, 29 ve 30 Aralık 2021 Perşembe, Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmaması;

299 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

 

299 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4031)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 7’nci

Maddeler

7

2. Bölüm

8 ila 13 üncü

Maddeler

6

Toplam Madde Sayısı

13

 

BAŞKAN – Evet, öneri üzerinde söz talebi yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve 95 Milletvekilinin Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

 

 

1.-Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve 95 Milletvekilinin Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 299)(x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 299 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklif tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde ilk söz, İYİ Parti Grubu adına Sayın Erhan Usta’nın.

Buyurun Sayın Usta. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlarım.

Bugün yine bir torba kanun gündemimizde, 299 sıra sayılı torba kanun. Bu kanun çerçevesinde İYİ Parti Grubu adına söz aldım.

Tabii, bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçildikten sonra bize, artık torba yasa yapılmayacağı defaatle ifade edilmesine rağmen maalesef bu alışkanlığın devam ettiğini görüyoruz. Bu da tabii, üzücü bir şey, öyle olmaması lazımdı. Tabii, bu kanun teklifinin bir özelliği daha var; bu kanun teklifinin çok iyi hazırlanmış olduğunu söyleme imkânımız da çok fazla yok, iyi hazırlanmadan alelacele getirilmiş bir kanun teklifiydi, etki analizi yoktu ki önemli unsurlar, önemli maddeler içermesine rağmen etki analizinin olmamasını büyük bir eksiklik olarak ifade etmek gerekir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada 13 tane madde var ama ben, özellikle birkaç tane maddenin üzerinde durmak istiyorum başlangıçta, vaktim kalırsa diğerleri üzerinde de dururum. Bunlardan bir tanesi asgari ücretten vergi alınmaması ve bütün çalışanların gelirlerinin asgari ücret kadarlık kısmının vergi dışı tutulmasıdır. Bu, yıllardan beri, muhalefet partilerinin hep ifade ettiği, arzu ettiği, olmasını talep ettiği bir şeydi ama bugüne kadar Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuda adım atmamıştı, en sonunda böyle bir noktaya geldi. Bu anlamda baktığımızda muhalefet partilerinin bir zaferidir, onların talebi çerçevesinde oluşmuş bir şeydir. Adalet ve Kalkınma Partisinin zannediyorum -son dönemde, oy kayıplarıyla birlikte düşününce- biraz daha seçmenin gönlünü alma anlamında getirdiği bir tekliftir. Şu veya bu sebeple biz, bu teklifin gelmesini zaten destekliyorduk ve bu anlamda Komisyon çalışmalarında da bunu destekledik fakat burada mümkün olduğu kadar bir şeyi yapıyormuş gibi görünme gayretinin olduğunu da görüyoruz. Çünkü kanun teklifi ilk geldiği hâliyle sadece asgari ücretlileri kapsıyordu. Yani birisi asgari ücretin 1 lira üzerinde para almış olsa veya bir asgari ücretliye, diyelim ki bir saat ek çalışmadan dolayı  bir maaş, ücret verilmiş olsa bu teklif kapsamına girmiyordu yani asgari ücretten gelir muafiyetine, gelir istisnasına girmiyordu. Bu, tabii, büyük bir haksızlıktı, adaletsizlikti, vergi sistemi açısından da son derece kötü bir şeydi. Buna Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlar çok direndiler ama uzun müzakerelerden sonra yeşil ışık gelince sonrasında kabul edildi.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Kim direndi ya! Yapmayın ya, yapmayın!

ERHAN USTA (Devamla) – İbrahim Bey bu konuyu biliyor yakından.

Dolayısıyla, bu anlamda, bunu, meslek örgütlerinin ve muhalefet milletvekillerinin de bir başarısı olarak tekrar burada mutlak surette zikretmek gerekiyor.

Tabii, mesela, biz de burada İYİ Parti Grubu olarak bu kapsamın genişletilmesi, bütün çalışanları kapsamasına yönelik bir önerge verdik, yine benzer bir önerge verdik. Adalet ve Kalkınma Partisine de                    arkadaşlarımıza da orada söyledik -çünkü sabahtan beri biz talep ediyoruz, siz direniyordunuz, tamam şimdi siz de rıza gösterdiniz zaten- daha doğrusu Cumhur İttifakı’na: Bunu hep birlikte ortak bir önergeyle yapalım, bu siyasi nezaketi lütfen gösterin dedik fakat onda da pek başarı elde edemedik maalesef.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ya, el insaf ya!

ERHAN USTA (Devamla) – Dolayısıyla bunda bizim önergemiz reddedildi ama arkadaşların kendi önergelerini biz de destek vererek kabul ettik. Keşke böyle bir şeyde, tarihî olayda -çünkü destek veriyoruz, mücadele ediyoruz- önergesinde bizim de keşke imzamız olsaydı.

Fakat şimdi gelelim arkadaşlar, burada vahim bir hata var, onu görmemiz lazım, şu ana kadar yapılan gayet güzel ancak… Biliyorsunuz, burada, bizim normal sistemimizde, çalışanlar içerisinde bekârlar ile evli ve çocuğu olanlar arasında bu asgari geçim indirimi müessesesi kanalıyla vergide bir farklılaştırma yapıyorduk. Yani eğer evliyse, hele hele hanımı çalışmıyorsa işte çocuk sayısı da arttıkça onlara vergi avantajı sağlayan bir sistemimiz vardı, şimdi bu sistem tamamen ortadan kaldırıldı burada. Hâlbuki bizim arzu ettiğimiz bir şey değildi yani bunun kaldırılması da gerekmiyordu. Dolayısıyla, şu anda, bekar çalışanla evli, eşi çalışmayan, atıyorum, 10 çocuğu da olan insandan aynı vergi alınıyor, aynı geliri alıyorlar -brüt geliri aynıysa aynı net gelire sahip oluyorlar- bu ciddi bir adaletsizlik. Bu dünya uygulamalarına da son derece terstir, yanlıştır. Hatta şunu söyleyelim: OECD, Türkiye incelemelerinde bizi bu konuda -yani bizim mevcudu bile yetersiz saydığı için OECD- eleştiriyordu. E, şimdi, tamamen eşitledik yani bekar, çalışan bir asgari ücretli ile evli ve 3, 4 çocuğu olan asgari ücretli arasında vergi avantajı açısından hiçbir fark yok. Yani burada şunu söylüyorum: Elbette, bekarda da o muafiyeti yapalım ancak sistemi öyle bir kurgulayabilirdik ki yine, evli olmasına, çocuk durumuna göre bu devam edebilirdi. Hatta şu kadarını söyleyeyim, hemen bir rakam olarak da onu ifade edelim -bunu belki, daha sonra Fahrettin Yokuş Bey bu maddede konuşurken daha detaylı söyleyecektir- yani burada “Vergi dışı bıraktık.” derken, mesela, evli ve eşi çalışmayan, 3 çocuklu bir çalışanın aylık maaşına katkısı sadece 40 lira oldu o yüzden. Çünkü zaten onun bir avantajı vardı, o avantajlar silindiği için asgari ücret kadar gelirin vergi dışı bırakılmasının… Mesela, ben evliyim, eşim çalışmıyor, 3’de çocuğum var, benim maaşıma katkısı 40 lira oldu arkadaşlar. Tabii “milletvekili olmak” diye meseleye bakmayın, benim pozisyonumda olan, aynı özelliklerde olan bir asgari ücretli çalışan da bu şekilde olacak. Dolayısıyla, bu, vahim bir hatadır, bu hatadan dönülmesi lazım. Bu, Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın politikalarına da ters yani hem “3 çocuk yap, 3 çocuk yap.” diyorsun -ki o politikayı destekliyorum, defalarca söyledim ben- e, o zaman devletsin sen, devleti yönetiyorsun, o zaman burada bir vergi avantajı sağlamak lazım. Bu avantaj niye ortadan kaldırılıyor? O avantajın ortadan kaldırılmaması gerekirdi. Hatta bir hata daha yapıldı; o, 2’nci hata. Şimdi, biliyorsunuz, matrah, vergi dilimleri, vergi oranları var -gelir vergisi müterakkidir- yüzde 15, yüzde 20, yüzde 27, yüzde 30, yüzde 35, bilmem ne diye gider. Şimdi, burada güya bu gelir istisna fakat matrahlar ve dilimler hesaplanırken yani tabi olacağınız vergi oranları hesaplanırken vergiden müstesna değilmiş gibi hareket edildi. Dolayısıyla bu anlamda baktığımızda bunun da çok fazla bir mantığı yok. Değerli arkadaşlar, bana göre bunları düzeltmek gerekir.

Şimdi, diğer bir husus: Bu asgari ücret meselesi önemli. İşte, net asgari ücrette yüzde 50 bir artış oldu. Bu, bizim de desteklediğimiz bir politikaydı; İYİ Partinin önerilerine de uygundu, hatta biz işveren yükünün de bir miktar hafifletilmesi meselesini ciddiyetle söyleyen bir siyasi partiyiz, o da kısmen burada yapılmış oldu. Ancak şu anda iktidarın bize şunu söylemesi lazım: Siz bu asgari ücret artışını yüzde kaç enflasyonu dikkate alarak verdiniz? Öyle ya, şu anda enflasyon hızlanıyor arkadaşlar. Yani yüzde 50’nin zaten yüzde 10’u bu ay gidecek. Yani ayın başında yapılan zamları veya şu anda yapılan zamları filan saymıyorum, onlar ocağa kalacak ama aralık ayı enflasyonu, eğer çok büyük sihirbazlık yapmazsa Türkiye İstatistik Kurumu, yüzde 10 civarında gelecek zaten yüzde 10’unu almadan benden, asgari ücretliden veya vatandaştan aldın. Dolayısıyla nedir buradaki enflasyon hedefiniz, Hükûmetin bunu açıklaması lazım; karartıyla iş olmaz. Dolayısıyla bugün Sayın Genel Başkanımızın da grup toplantısında ifade ettiği gibi, bizim önerimiz, diğer bir önerimiz şudur: Çalışanların gelirlerindeki bu kısmi artışı koruyabilmesi için her üç ayda bir enflasyon farkı uygulaması mutlak surette getirilmelidir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu, işin olmazsa olmazıdır yoksa kaşıkla verdiğimizi kepçeyle alacak bir sistemi kurmuş oluruz çünkü maalesef Türkiye çok yüksek bir enflasyon yaşayacak. Hükûmeti bu konuda çok uyardık, “Kuru indirin.” diye defalarca uyardık. İşte “rekabetçi kur, rekabetçi kur” diye kur artışının faziletlerini bu sıralardaki arkadaşlar da bize anlattı, ondan sonra fakat şimdi de “Kur düştü.” diye bir taraflarda halay çekiliyor. Şimdi, bunu anlamak mümkün değil. Ya, bu tutarsızlıklara vaktim olursa ayrıca geleceğim. Şimdi, kur sınırlanmış olsa bile yine mart ayına göre bu kur artışlarına baktığımızda, yüzde 80-90 bir kur artışı var, bunun enflasyon etkisi kaçınılmaz olarak olacak. Dolayısıyla asgari ücretliler başta olmak üzere çalışanların -bu verdiğimiz zamlar- bu artışlar elinde kalmayacak. O yüzden mekanizma öneriyoruz, her üç ayda bir enflasyon farkı uygulaması mutlak suretle getirilmelidir. Bunun yapılmaması durumda yapılan işin bir anlamı olmayacaktır çünkü maalesef, bu Hükûmetin beceriksizlikleri nedeniyle bize yaşatılan enflasyon, bütün rakamları altüst etmiştir, anlamsız hâle getirmiştir.

Şimdi, burada önem verdiğimiz diğer bir husus BOTAŞ meselesidir arkadaşlar. BOTAŞ, daha doğrusu bütün kamu işletmeleri şu anda ciddi zarar ediyor. Şimdi, zarara, her şeye bir kılıf bulmaktan mahir olan değerli arkadaşlarımız burada da bir kılıf buluyorlar. Sanki BOTAŞ’ın bütün zararı efendim, konutlara verdiği doğal gazı ucuz vermesinden kaynaklanıyormuş gibi davranılıyor; böyle bir şey yok. Evet, bir indirim var, bu indirimin hepsi yansıtılmış değil -kur artışlarının- ama esas mesele bu değil. Bütün kamu şirketleri gibi BOTAŞ da ciddi ölçüde zarar ediyor, BOTAŞ’ın önceki yıl da zararı vardı, daha önceki yıl da zararı vardı ve bu zararı giderek büyüyor.

Şimdi, biliyorsunuz, BOTAŞ’ın efendim, doğal gaz alımları aslında spot piyasaya filan bağlı değil. Nereye bağlı? Ham petrol fiyatlarına bağlı. Yani bütün kısa, orta, uzun kontratları ham petrol fiyatlarına bağlı. Ham petrol fiyatları yılbaşında 56 dolardı, kimi zaman 70-72 dolar, bugün, şu anda, herhâlde 70 doların bir miktar altında. Yani buralarda öyle çok yüksek bir şey yok. Hani “Efendim, spot piyasada 1.300 dolara LNC fiyatları var.” falan deyip “Biz bunları yansıtmıyoruz.” deyip millete caka satmanın bir anlamı yok; burası yanlış, burası hatalı, bir defa onu söyleyelim.

Ha, şimdi, bir miktar spottan almak durumunda kaldı; o da niye? Arkadaşlar, 2021 yılında Rusya, Nijerya ve Azerbaycan’la Türkiye’nin bir kısım kontratları bitti. Ya, Ruslar geldi, neredeyse kapımızda tepindi, dediler ki: “Arkadaş, şu kontratlarınız bitti, gelin bunu yenileyin.” Bizimkiler ihmal gösterdi, orman yangınında nasıl ihmal gösterdiyse devleti yönetmekte, kontrat tazelemekte de ihmal gösterince, ondan sonra olan oldu. Şimdi, evet, 1.300 dolardan bir kısım şey alınıyor olabilir spot piyasasında ama yine hepsinin böyle olduğunu söylemek mümkün değil. Bu olduysa da burada, Enerji Bakanlığının ve Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Hükûmetin ihmalidir. Devlet yönetmek ciddiyet ister, bu kontratların ne zaman biteceği ta başından itibaren belli; arkadaş, niye tedbirini almıyorsunuz? Arz güvenliği açısından da bu önemli, fiyat güvenliği açısından da bu önemli. Dolayısıyla bu tedbirler alınmadı, bugün, bunlara maruz kaldık, bundan dolayı da gelip sanki böyle, millete bedava doğal gaz veriyormuş gibi bir şey ifade etmenin çok doğru olduğunu düşünmüyorum.

Ha bir de şu var, bilmeyen arkadaşlar için burada, bu madde ne getiriyor onu söyleyeyim. BOTAŞ, öyle bir hâle geldi ki para kesen... Para makinasıydı BOTAŞ ya. Ben, KİT’lerin dengesine yıllarca bakmış eski bir teknisyenim, KİT dengesini, KİT hesaplarını yaptım. Yani, BOTAŞ böyle para kesen bir şirketti; şu anda, KDV borcunu, ithal ettiği doğal gazın KDV borcunu ödeyemiyor, 33 milyar TL borcu var. Şimdi, bunun karşılığında deniliyor ki: Efendim... O hesabı nasıl yaptıklarını bize Plan ve Bütçe Komisyonunda anlatamadılar. Ben hesabı sordum, hesap filan verilmedi bize,  kafadan bir şey söylendi. Çünkü şu da yok arkadaşlar: Amerikan Senatosunda bir bakan, bürokrat dâhil böyle bir rakam verirken, bir kelime ifade ederken tir tir titrer senatörlerin, milletvekillerinin karşısında. Bizde öyle bir şey yok, aklına geldiği gibi konuşuyor. Bakın, emin olun, Cevdet Yılmaz’ı takdir ediyorum, Cevdet Bey -AK PARTİ milletvekili olmasına rağmen- bu ciddiyetsizlikten dolayı o arkadaşları ara ara eleştiriyor. Ya, biri bir şey söylüyor, öbürü bir şey söylüyor; önünde bir şey yok arkadaşlar, bürokrat önüne tek bir A4 kâğıt alarak geliyor. Ya, kardeşim, bizim eskiden buralara giderken çanta taşımaktan vallahi belimiz kırılırdı, bir şey sorulur, mahcup oluruz, patronlarımız mahcup olur filan diye. Şimdi öyle bir şey yok, zaten bir adap filan kalmadı şeyde. Bunu da yeri gelmişken söyleyeyim, belki bunları anlatmak diğerlerini anlatmaktan daha da önemli. Böyle adap falan bürokraside kalmadı. Orada bir arkadaş bir şey söylüyor, öbürü bir şey söylüyor, diğeri bir şey söylüyor; kafalar karışıyor, en sonunda neyse bırakın kardeşim, rakam makam istemiyoruz noktasına bizi getiriyorlar Sayın Elitaş, Sayın Başkanım. Hakikaten böyledir, oradaki tutanakları inceleyip bakabilirsiniz.

Dolayısıyla dün 55 milyar lira bir görev zararı rakamı verildi. Arkadaş, bu nasıl oluyor? Ya, bu kadar… Şimdi, bakın, tüketilen, BOTAŞ’ın sattığı doğal gazın yüzde 29’u sanayi. Sanayiye ne kadar zam yapmışız bu yıl biliyor musunuz? Yüzde 258 zam yapmışız. Bu kadar zam yapıyorum. Yine, elektrik santrallerine verilen -oralar bir de  “pass through” olduğu için, direkt geçtiği için- zamda zaten limit yok. Yani konutu düşük tuttuk millete yansımasın diye, doğru da yaptık. Ya, buradan, 110 milyar lira hasılatı olan bir şirketten bu kadar zam yapılmasına rağmen… Ya, yüzde 29’luk kısma gereğinden fazla zam yaptık, yüzde 34’lük kısma yine gereğinden fazla zam yaptık. Sadece tüketimin yüzde 37’lik kısmında zammı biraz tuttuk diye hasılatı 110 milyar lira olan bir şirkette 55 milyar lira görev zararı oluşur mu arkadaşlar ya? Bu nasıl bir matematik ya, bu nasıl bir matematik? Orada AK PARTİ milletvekili arkadaşlarımız, çok değerli arkadaşlarımız da var, ben isterdim ki buna onlar da itiraz etsin. Orada bir genel müdür yardımcısı bize lay lay lom bir rakam verdi, artık en sonunda bizi bıktırdılar, rakam makam istemekten vazgeçtik. Bu hesap verilsin bize; bakın, ben şu anda Parlamentoda bunu söylüyorum, bu kadar vakit ayrılması gereken bir konu mu değil mi, bilmiyorum ama hakikaten insanın zoruna gidiyor. Yani sen üçte 2’lik kısımda, satışın üçte 2’lik kısmında zamları gereğinden bile fazla yapmışsın, üçte 1’lik kısmını biraz altta tuttum diye toplam cirosu 110 milyar lira olan bir şirkette “55 milyar lira görev zararı var.” diyorsun ya; bu, hazineyi soymak değil de başka nedir arkadaşlar? Bu çapraz sübvansiyon… Bu para nereye verilecek, onu biliyor değiliz. Bir şey daha yapılıyor, deniliyor ki… Yahu, devletin hesabının bir ciddiyeti vardı, devlet bir yere para harcadığı zaman “Şu kadar harcamam var, bu kadar gelirim var.” der. Burada ne yapıyorlar? “Bütçe gelir ve giderleriyle ilişkilendirilmeksizin bu işlem yapılır.” Niye? Birileri bir gün gelir, hesap sorar diye mi? Ben anlamadım bunu. Niye yapmıyoruz arkadaşlar? Orada yine bürokrat -bu kadar ciddiyetsizlik olur mu ya- “Devletin hesapları şişmesin diye.” diyor. O zaman bütün her şeyi netleştirelim, vergiyi bir yere verelim. Vergiyi nasıl olsa harcıyoruz, niye vergiyi brüt yazıyoruz, harcamayı ayrıca yazıyoruz? Herkese, al sana, al sana diyelim, devlete sıfır bakiyeli bir bütçe yapalım. Böyle bir şey olur mu? Devlet, elbette, gelir topluyorsa onu vergisine yazacak, harcama yapıyorsa da onu harcamasına yazacak. Dolayısıyla, böyle enteresan bir durum. Bu BOTAŞ meselesi tehlikelidir, dolayısıyla buradaki sıkıntıyı ben size ifade etmeye çalıştım.

Bu teklifteki diğer sıkıntılı bir konu da 7’nci madde. Burada yapılan nedir değerli arkadaşlar? Biliyorsunuz, AK PARTİ hükûmetleri bir gelenek hâline getirdi “Parlamentonun bütçe hakkı diye bir şey yoktur. Kardeşim, ben para bulursam, hatta bulamasam da paramı harcarım, senin bana ne ödenek verdiğinin bir önemi yok.” diyor. Bu tavır uzun süredir devam ediyor. Bakın, yıllardır bütçeyi takip eden bir eski bürokrat olarak söylüyorum; emin olun, 1990’lı yıllarda ödenek üstü bir kuruş para harcanamazdı, bir kuruş. Hatta, enflasyon vardı, hesaplar yanlış yapılırdı, enflasyon şaşardı. Her sene gelir, burada Maliye Bakanı hesap verir, ek bütçe kanununu çıkartır, ondan sonra giderdi. Çıkartır mı? Çıkartırdı ama yine bir hesap verirdi. O hesap verme korkusuyla da yıl içerisinde disiplinli davranırdı arkadaşlar. Bu mekanizmalar bunun için oluşturulmuştur. Şimdi böyle bir şey yok, şimdi istediğin parayı harcıyorsunuz, açığı istediğin kadar yapıyorsun, -işte borçlanma limitleri var- borçlanma limitlerini çoğu zaman aşıyorsun; böyle bir hava var. Fakat bu yıl niyeyse bir şey getirmişler; aslında yine aşabilirlerdi. Şimdi, bu torba kanunu içerisinde -müstakil bir kanun olması gerekirken- bu kanun teklifinin içerisinde bir anlamda ek bütçe talep eden bir madde var. Ama kardeşim ek bütçe kanununda bir rakam olur ya “Şu kadar aşacağım, şu kadar daha ödenek ihtiyacım var. Bunların şu kadarını personele, şu kadarını sermaye giderine, şu kadarını cari transfere ödeyeceğim.” diye onları bir tadat edersiniz, hatta -kimisi eskiden yapılırdı- hangi kurumda ihtiyaç olduğunu da belirtirsiniz, bunun karşılığında da işte “Katma değer vergisinden şu kadar gelirim gelecek, şuradan şu kadar fazlam gelecek; onlarla da bunları denkleştiriyorum.” dersiniz, Parlamentoya bir hesap verirsiniz. Gelen ne biliyor musunuz? “Genel bütçe vergi gelirlerinde artış olması durumunda bu artış kadar ödenek kaydetmeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.” Yani diyor ki: “Parlamentoyu Cumhurbaşkanına bağladım.” diyor, bunun başka bir izahı filan yok ya, hakikaten olmaz. Keşke bu madde gelmeseydi -yine önceki yıllarda yaptığınız gibi- hiç olmazsa bu kadar incinmezdik yani zaten ödenek üstü harcamaları yapıyorsunuz. Sayıştay diyor işte “2020 yılında 94 milyar TL…” Arkadaşlar, 2020 yılında ödeneklerin üzerinde zaten         -Sayıştayın kesin hesap kanununu açarsanız, küsuratı da var hatta- 94 milyar TL’lik ödenek üstü harcama yapılmış. Yani şunu diyesim geliyor: Keşke öyle yapsaydınız, hiç olmazsa bu kadar incinmezdik; böyle bir ek bütçe filan olmaz.

Şimdi, dolayısıyla, bakın, bu piyasalara… Hani güveninin ne kadar önemli olduğunu zannediyorum bir miktar şu dönemde anlaşmışsınızdır. Şunun için söylüyorum: Bakın, gereksiz bir şekilde güven o kadar zedelendi ki dolar kurunu 18 lira yaptı. Hiç kimse “dışarı mışarı” demesin, bunu Sayın Nebati söyledi: “Kardeşim, kendi vatandaşımız para talep ediyor.” dedi ama ne oldu? Ya, bir sürü şey… Sayın Erdoğan söyledi, “Ya, milletin çok parası var, yastık altında var, DTH’lerde çok para var.” falan; millet oraya gözünü diktiğini anladı. Öbürü çıktı “Ekonomide OHAL yapacağız.” dedi. Çok yakın bir gazeteci çıktı, dedi ki: “Kambiyo kısıtlamaları getirecek.” Millet ne yapsın? Feryat figan “Kaç lira olursa olsun dolar alayım; Türk liram eridi, gitti.” dedi; 18 liraya çıktı.

Şimdi, vaktim kalmadı, aslında yine bu mevzuya girecektim ama meseleyi biraz fazla uzattık herhâlde, şeye giremedim yani bu son alınan kararları tekrar bir değerlendirecektim, başka bir şeyde değerlendiririz inşallah ama şunu söyleyeyim: Bu alınan kararlar doğru olduğu için falan değil, “Hedef 2023”, “Hedef 2053” derken “hedef 1973” yaptınız ya! (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Türkiye'nin elli yıl önce terk ettiği bir modeli… Ve Özal’ı dinleyin yani ne çektiğini adam anlatıyor orada, tamam mı           -rahmetli, ruhu şad olsun, mekânı cennet olsun- anlatıyor, bunun ne kadar büyük bir hata olduğunu, 1980’li, 1990’lı yıllarda Türkiye'yi nasıl ipotek altına alan bir yanlış olduğunu söylüyor; şimdi onu bir modelmiş gibi ortaya koydunuz. Millet bunu çok sevdiği için filan değil, millet şunu gördü bu kararınızda, dedi ki: “Ha, bizim döviz tevdiat hesaplarına el konulmayacak.” O yüzden dolar 18 liradan 12 liralara düştü değerli arkadaşlar. Yarın bir tane daha beyanat verin, tersi işlem tekrar olacaktır; kaçınılmazdır bu; bu, güven meselesi.

Şimdi, bütçeyi de böyle yönetirseniz, torba torba bütçeler yaparsanız işte, güven zedelenir. Bu bir gün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERHAN USTA (Devamla) – Sayın Başkan, on dakika ilave söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Efendim?

ERHAN USTA (Devamla) – Şaka söyledim.

BAŞKAN – Canınız sağ olsun, biz bizeyiz zaten.

Buyurun.

ERHAN USTA (Devamla) – Eyvallah. Hakikaten öyle, biz bizeyiz yani televizyonda da seyreden yoksa zaten şurada 20-30 kişi şey yapıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun.

ERHAN USTA (Devamla) – Yani dolayasıyla bu güven meselesi önemli bir meseledir yani bu tür uygulamalar… Bakın, harcayacağınız parayı yine harcayın ama güveni bozmayın lütfen.

Şimdi, bütçe açıklarının doğru gösterilmediğini ifade etmek isterim. Bekleyen harcamalar var; Karayolları harcamaları, DSİ harcamaları, medikal sektörü sarf malzemeleri harcamaları, fiyat farkı kararnamesinin çıkması bekleniyor, kamu-özel iş birliğinin kur farkı harcamaları var, bir yandan kamu bankalarına sermaye enjeksiyonu yapılıyor bütçeyle ilişkilendirilmiyor, BOTAŞ destekleri var, dolayısıyla bunların hiçbiri bütçede yok. İlave gelecek yükler var, bunları da görmek lazım; şimdi, kurumlar vergisini 1 puan indiriyorsunuz, asgari ücretin vergi dışı bırakılmasından bir gelir kaybı olacak, BES’e… Niye bu icap etti, ben anlamıyorum ya. Ne kadar çok zengini seviyorsunuz arkadaş ya. Kim, hangi gariban bireysel emeklilik sistemine girmiş, adam karnını zor doyuruyor. 5 puan daha artırdınız bunu ya, yüzde 25 çoktur emin olun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika daha…

BAŞKAN – Buyurun.

ERHAN USTA (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bakın, BES’in yükü, bireysel emeklilik sisteminin yükü 7,2 milyar lira, şimdi 8,5 milyar lirayı geçecek emin olun. Böyle bir şeye gerek yok. Bunu kim yaptırtıyor bilmiyorum. Meteliğe kurşun attığımız bir dönemde bu paraları vermeyelim arkadaşlar, bunu sisteme… Bakın, ben bunu defalarca sordum: Bireysel emeklilik sistemimin tasarruf oranlarına etkisini bana söyleyin dedim, 40 defa söyledik. Bu, bürokratken de çalıştığım bir konu, böyle bir faydası yok. Bu, tasarruflarımızın yüzde 15 olduğunu tahmin ettiğimiz zamanlarda konulmuş bir şeydi; sağ olsun TÜİK, sonradan bunu yüzde 25’e çıkardı. Çok maliyetli bir şey, yine birileri kafalarına girmiş, ondan sonra buradan da bir yük geliyor. Sonra, devlet iç borçlanma senetleri stopajları sıfırlanıyor. Ya, biz burada feryat ediyoruz, diyoruz ki: Kardeşim, şu TL mevduatın faizinden vergi alın diyoruz -biz sanki tersini dedik- şimdi ne yaptılar; devlet-hazine tahvillerinden aldığı vergiyi de sıfırladı. Rantiyeye bu kadar teslim olunmaz ya, bu kadar. Hem “Faiz haramdır.” diyeceksin, “Nas var.” diyeceksin, nasa aykırı ne kadar iş varsa hepsini yapacaksın, yazıktır günahtır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Mustafa Kalaycı.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 299 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin geneli üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi hürmetle selamlıyorum.

Bilindiği üzere, 2022 yılında uygulanacak asgari ücret konusunda işçi, işveren ve Hükûmet temsilcilerinden oluşan Asgari Ücret Komisyonunun üçlü mutabakatta aldığı kararın ardından Sayın Cumhurbaşkanımızın verdiği müjdeyle asgari ücrette tarihi bir artış sağlanmış, net asgari ücret yüzde 50,4 artırılarak 4.253 lira 40 kuruşa yükseltilmiştir. Ayrıca, asgari ücretten vergi alınmaması ve tüm işçilerin ücret gelirlerinin asgari ücrete kadar kısmından gelir ve damga vergilerinin kaldırılması konusunda da tarihi mutabakat sağlanmıştır. Asgari ücrette enflasyonun çok üzerinde bir zam belirlenmesi ve vergi alınmaması kararı hayat pahalılığından dolayı zor günler geçiren, ekonomik zorluklara direnen başta asgari ücretliler olmak üzere, tüm çalışanları memnun etmiş, yüreklere su serpmiştir. Zafer Cumhurbaşkanımızındır, zafer Cumhur İttifakı'nındır, zafer işçi ve işveren sendikalarımızındır. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Asgari ücrette sağlanan artıştan dolayı başta Sayın Cumhurbaşkanımıza, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımıza, işçi ve işveren sendikalarımıza ve bakanlıklarımızın çalışanlarına teşekkür ediyoruz.

Kanun teklifinin 2, 3 ve 4’üncü maddeleriyle asgari ücret ve ücret gerilerinin asgari ücret kadar kısmı gelir vergisinden istisna edilmekte, asgari geçim indirimi kaldırılmakta ve asgari ücrete damga vergisi istisnası getirilmektedir. Asgari ücret üzerinden gelir ve damga vergisinin kaldırılması işverenlerin istihdam maliyetindeki artışı da kısmen azaltmakta olup bekâr bir asgari ücretliye ödenecek net asgari ücret yüzde 50,4  artarken brüt asgari ücrette ve işveren maliyetindeki artış yüzde 39,9  düzeyindedir.

Asgari ücretin vergi dışı bırakılmasıyla tarihî bir reforma imza atılmaktadır. Dolayısıyla bu kanun teklifi tarihî bir nitelik taşımaktadır. Milliyetçi Hareket Partisinin yıllardır dile getirdiği “asgari ücretten vergi alınmaması ve çalışanların asgari ücret kadar gelirinin vergi dışı  bırakılması” görüşü karşılığını bulmakta ve seçim beyannamelerimizdeki bir taahhüdümüz daha yerine gelmektedir.

Asgari ücretin vergi dışı bırakılması tüm çalışanlara maaş artışı olarak yansıyacaktır. Ücretlilerin asgari ücret kadar gelirinin vergi dışı bırakılması sonucu kamu çalışanlarının ve asgari ücret üzerinde ücret alan işçilerin net ücretlerinde, bekâr olanlar için 300 lira düzeyinde artış bulunmaktadır. Diğer yandan, bütün emekli gruplarını içine alan bir düzenleme yapılacağı, emeklilerimizin en alt düzeydeki emekli maaşının daha yukarılarda olmak üzere kademeli bir şekilde ele alınacağı, memurlara enflasyon üzerinde bir sosyal transfer gerçekleştirileceği Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız tarafından açıklanmıştır.

Kamu çalışanları ve emeklilerinin mali ve sosyal hakları toplu sözleşmeyle belirlenmektedir. Buna göre, aylıklar, 2022 yılının Ocak ayında yüzde 5, Temmuz ayında yüzde 7 oranında artırılacak, ayrıca önceki altı aylık enflasyona göre enflasyon farkı verilmesi söz konusu olacaktır. Kamu çalışanlarına ek zam ve refah payı verilmeli, ayrıca 3600 ek göstergeyle ilgili çalışmada da ek gösterge sistemi bütün memurları kapsamalı ve dengesizlikler giderilmelidir. İşçi, esnaf ve çiftçi emekli aylıkları 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun’u uyarınca 2022 yılı Ocak ve Temmuz aylarında önceki altı aylık enflasyon oranında artırılacaktır. Emeklilerin aylıkları enflasyonun üzerinde ve geçimlerini sağlayabileceği düzeyde arttırılmalı, emekli aylıklarından kesilen katılma payları kaldırılmalıdır, ayrıca aynı şartları taşımakla birlikte farklı zamanlarda bağlanan emekli aylıkları arasında oluşan farklılıklar giderilmeli, dengeye getirilmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak emekli aylıklarının iyileştirilmesi konusunda alınacak her kararın yanında, emeklilerimizi, dul ve yetimlerimizi sevindirecek her teklifin arkasındayız, destekçisiyiz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, asgari ücret artışı başta işsizlik maaşı, kıdem ve ihbar tazminatı, güvenlik korucularının ve sosyal güvencesi olmayan muharip gazilerin aylıkları olmak üzere, birçok kesimin gelirini de aynı oranda artıracaktır. Yine, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı asgari ücretin aylık net tutarının “1/3”ünden az olanlara bağlanan 65 yaş aylığı ve engelli aylıklarıyla, yine hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı asgari ücretin aylık net tutarının “2/3”ünden daha az olanlara ödenen engelli bakım ücretinden yararlanacakların kapsamı genişlemektedir. Esasen engellilerin muhtaçlık durumlarının belirlenmesinde, engellilerin aile gelirleri yerine kendi gelirlerinin esas alınması daha doğru olacaktır. Güvenlik korucularımızın aylık ücretlerinin asgari ücretin altına düşmesi hâlinde aradaki fark tazminat olarak ödenmektedir. Kahraman güvenlik korucularımızın kendilerine özgü kanun çıkarılması, en düşük devlet memuru aylığı, emekli ikramiyesi alabilmeleri ve harcırahlarının artırılması konusunda talepleri bulunmaktadır. Bu konuda çıkarılacak kanunla statülerinin belirlenmesi uygun olacaktır. Net asgari ücretteki artış, sosyal güvencesi olmayan muharip gazilerimizin aylıklarını da aynı oranda artıracaktır ancak sosyal güvencesi olan gazilerimize bağlanan aylıkla olan aradaki fark daha da büyüyecektir. Zira 1005 sayılı Kanun’da muharip gazilerimizden sosyal güvencesi olmayanlara net asgari ücret, sosyal güvencesi olanlara 6503 gösterge rakam üzerinden şeref aylığı bağlanması düzenlenmiştir. Muharip gazilerimize bağlanan şeref aylığının farklılaştırılması asla kabul edilemez olup yıllardır Kore ve Kıbrıs gazilerimizi üzmektedir. 1005 sayılı Kanun’da değişiklik yapılarak Kore ve Kıbrıs gazilerimizin gelir ve iş durumuna bakılmaksızın hepsine aynı tutarda şeref aylığı bağlanmalı, ayrıca bazı hak ve imkânlar onlara da sağlanmalıdır.

Şehitlerimizin emaneti ailelerine ve gazilerimize sahip çıkmak ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlamak, devlet ve millet olarak vazifemizdir, yaşadıkları sorunlar giderilmelidir. Gazilerin ortez ve protezleri için Sağlık Uygulama Tebliği limitleri güncellenmeli, şehit aileleri ve gazilerden özel hastaneler dâhil sağlık hizmetlerinde katılım payı alınmamalı, bir defaya mahsus ÖTV’siz araç alma imkânı tüm gazilerimize verilmelidir. Ayrıca, terörle mücadelede büyük kahramanlık gösteren, yaralanmalarına rağmen mevzuata göre malul sayılmamaları nedeniyle aylık bağlanamamış olanlara onurla taşıyacakları ve çocuklarına gururla anlatacakları gazilik unvanı ve madalyası verilmeli; istihdam ve diğer haklardan yararlanmaları sağlanmalıdır. Asgari ücret artışından dolayı başta BAĞ-KUR primleri ve genel sağlık sigortası primleri ile idari para cezaları olmak üzere asgari ücrete endeksli birçok yükümlülük önemli oranda artmaktadır. Esnafın ve çiftçinin SGK prim yükü mutlaka hafifletilmeli, esnaf ve çiftçinin BAĞ-KUR primlerinde indirim yapılmalıdır. Vergi ve oda kaydı olup BAĞ-KUR kaydı olmayan esnafımıza ve çiftçimize geçmiş hizmetleri borçlanabilme hakkı tanınmalıdır. Ayrıca, AVM ve büyük market zincirlerinin şube açmaları acilen kurallara bağlanmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın çiftçimize kuraklık desteği ödemesinin bu ay yapılacağı müjdesinin ardından Sayın Tarım Bakanımız da geçen hafta çiftçilerin hesaplarına gönderildiğini açıklamıştır. Tarım desteklerinden kesilen 4 milyar liralık vergilerin iadesi ve tohum desteği ödemeleri de çiftçimizin hesaplarına hızla yatırılmalıdır. Çiftçimize mutlaka gübre temin edilmeli, gübre ve yem destekleri daha da artırılmalı; tarımsal sulamada kullanılan elektrik için mesken tarifesi uygulanmalıdır. Ayrıca, çiftçimize haciz uygulamaları durdurulmalı, tarımsal kredi borçları uzun vadeli ve uygun şartlarda yapılandırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinde yer alan diğer düzenlemeler şu şekildedir: Teklifin 1’inci maddesinde konutların çatı veya cephelerinde kurulan elektrik üretim tesisinin kurulu gücünün azami 10 kilovat olması şartı 20 kilovat olarak yeniden belirlenmektedir. Bu tesislerde üretilen elektrik enerjisinden ihtiyaç fazlasının son kaynak tedarik şirketine satılması durumunda vergi muafiyetinden yararlanılmaktadır.

Teklifin 5’inci maddesinde Millî Savunma Bakanlığı veya Savunma Sanayi Başkanlığınca yürütülen savunma sanayi projelerine ilişkin olarak bu kurumlara ilgili projeler kapsamında yapılan teslim ve hizmetler KDV'den müstesna tutulmaktadır.

Teklifin 6’ncı maddesinde BOTAŞ'ın ödenmemiş her türlü vergi, fon ve paylar ile idari para cezaları ve bunlara bağlı gecikme zammı ve gecikme faizlerinden oluşan borçlarının hazineden görevlendirme bedeli alacaklarına karşılık mahsup edilerek terkini öngörülmektedir. Enerji kaynaklarının fiyatları uluslararası piyasalarda belirlenmektedir. Geçen yıl kasım ayında 43 dolar olan Brent petrol fiyatı bu yıl 86 doları görmüş, hâlen 74 dolar düzeyindedir. Doğal gaz fiyatları ise Avrupa piyasasında 150 dolardan 1.500 dolar düzeyine çıkarak 10 kata varan artış yaşanmıştır. Doğal gazın yurt içi satış fiyatı seviyesi alım maliyetlerinin yanı sıra piyasa koşulları, başta hane halkı olmak üzere tüketicilerin korunması, fiyat istikrarı ile hizmeti veren kamu işletmesinin finansal görünümünün de dikkate alınarak mümkün olan en makul seviyede belirlenmekte, gerekli fiyat artışı kısmi olarak yansıtılabilmektedir. Dolayısıyla, doğal gazda maliyetin yaklaşık dörtte 3’ünü devlet üstlenmiş, doğal gaz fiyat artışlarında konutlar ve küçük ticari işletmeler hariç tutulmuştur. Bu durum ise BOTAŞ'ın finansal durumunu olumsuz etkilemiş ve nakit yönetimini zorlaştırmıştır.

Teklifin 7’nci maddesinde aynen özel bütçeli idareler ile düzenleyici ve denetleyici kurumlarda da yapıldığı üzere, 2021 yılında gelir tahmini üzerinde gerçekleşen bütçe gelirleri karşılığı idare bütçelerine ödenek eklenebilmesi düzenlenmektedir. Yıl sonuna kadar eklenebilecek ödenek tutarı, bütçe kanununda yer alan gelir tahmini üzerinden gerçekleşen gelir fazlasıyla sınırlandırılmaktadır. Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde, ödeme yapılacak kamu idareleri ve ödeme tutarları ana hatları itibarıyla açıklanmıştır.

Teklifin 8’inci maddesinde, Türkiye’de yerleşik sigorta şirketleri tarafından düzenlenen kefalet senetlerinin de elektronik imzalı olarak düzenlenebilmesi sağlanmaktadır. Böylelikle, bu kefalet senetlerinin elektronik ihalelerde kullanılabilmesi imkânı verilmektedir.

Teklifin 9 ve 10’uncu maddelerinde, belediyelerin, kendisinden izin veya ruhsat almak ya da hat kiralamak suretiyle çalışan ve toplu taşıma hizmeti yürüten gerçek ve tüzel kişilere nüfus, hattın uzunluğu ve hattı kullanan sayısı kriterlerini esas alarak tespit edeceği hatlardaki toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz veya indirimli olarak yararlananlara ilişkin gelir desteği ödemesi yapabilmelerinin yasal altyapısı oluşturulmaktadır. Hâlihazırda sadece büyükşehir belediyelerinin ve sadece taşıma birlik veya kooperatiflerine, toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz veya indirimli olarak yararlananlara ilişkin gelir desteği ödemesi yapılabilmesi düzenlenmiştir. Yapılan değişiklikle bütün belediyeler kapsama alınmış ve izin veya ruhsat almak ya da hat kiralamak suretiyle çalışan ve toplu taşıma hizmeti yürüten tüm gerçek ve tüzel kişilere belediyelerin gelir desteği ödemesi yapabilmeleri imkânı verilmiştir. Toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz veya indirimli olarak yararlanmalar nedeniyle nakliyeci esnafımızın yüklendiği külfetin azaltılması amacıyla gelir desteği ödemesi mutlaka artırılmalı, ilgili bakanlık bütçelerine bu amaçla ödenek konulmalıdır. Ayrıca, tüm nakliyeci esnafımız, akaryakıt desteği verilerek bu zor zamanda desteklenmelidir.

Teklifin 11’inci maddesinde ise kamu üniversitelerinin tıp ve diş hekimliği hastanelerinin sağlık hizmet bedeliyle ilgili, 2021 yılı başında belirlenen sözleşme bedelinin altında kalan kısmının alınmaması düzenlenmektedir.

Değerli milletvekilleri, son günlerde Sayın Cumhurbaşkanımız peş peşe müjdeler vermektedir. Önceki gün, üniversite öğrencilerimize verdiği müjdeyle, burs ve kredi tutarı yüzde 30,8 oranında artışla lisans öğrencileri için 850 liraya, yüksek lisans öğrencileri için 1.700 liraya, doktora öğrencileri için 2.550 liraya yükseltilmiştir. Bugün de mesleki eğitim konusunda iki müjde vermiştir. Birincisi, öğrencilerin dört yıl boyunca aldıkları ücretlerin işveren üzerindeki yükünün kaldırılması; ikincisi ise mesleki eğitim merkezlerinin son sınıfına kalfa olarak devam eden öğrencilerin ücretlerinin asgari ücretin üçte 1’inden asgari ücretin yarısına yükseltilmesidir.

Bu müjdelerin üniversite öğrencisi gençlerimize ve mesleki eğitimdeki öğrencilerimize hayırlı ve bereketli olmasını diliyor, Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyorum.

Enflasyonla mücadeleye, fiyat istikrarını ve finansal istikrarı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmaya devam edileceğine ve vatandaşlarımızın gelirlerinde artış sağlayacak, mali yüklerini azaltacak yeni kararlar alınacağına inanıyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın önceki gün duyurduğu Ekonomik Önlem Paketi’yle ülkemizdeki istikrar ve güven iklimini güçlendirecek çok önemli tedbirler açıklanmıştır. Ekonomik Önlem Paketi hemen amacına ulaşmış, anında karşılığını bulmuş, döviz kurları yüksek oranda ve tepetaklak düşmüştür. Döviz artışına dayalı fiyat artışlarının da geri alınması gerektiğinden bu konu titizlikle takip edilmelidir. Döviz kurlarında yaşanan oynaklıkların temelsiz olduğunu, dövizdeki tırmanışın ekonomik gerçeklerle bağdaşmadığını söylemiştik, nitekim kurdaki artışın büyük kısmının köpük olduğu, hatta müsilaj olduğu ortaya çıkmıştır. Aziz milletimiz müsterih olsun, Türk devleti her güçlüğün üstesinden gelmeye muktedirdir.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Türkiye, bir yandan pandemiyle ve pandemi kaynaklı sorunlarla, bir yandan terörle başarılı bir mücadele verirken diğer yandan da maruz kaldığı bölgesel ve küresel dayatmaları, ekonomik ve siyasi baskıları Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin sağladığı imkânlarla alınan etkili tedbirler sayesinde boşa çıkarmaktadır. Cumhur İttifakı Türkiye'yi kem gözlerden, kötü sözlerden, karanlık emellerden fedakârca koruyacak, milletimizle bir ve bütün hâlinde geleceği inşa edecektir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bizim ana gayemiz lider ülke Türkiye hedefine ulaşmak, Türk dünyasının, İslam aleminin ve bütün mazlum milletlerin yegane ümidi olan Türkiye'yi küresel bir güç hâline getirmek, tarihin tekerrürünü sağlamaktır. Kim ne derse desin, Türkiye Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle kutlu hedeflerine Allah'ın izniyle ve inayetiyle ulaşacaktır.

Millî marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy'u anma haftasının içindeyiz. “Korkma." diye başlıyor İstiklal Marşı’mız. Korkma, korkma, varsın ihanet karanlık sokaklarda kol gezsin; korkma, varsın iş birlikçiler, hainlerle el ele versin.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Korkma, yine bütün dünya karşımıza geçsin; “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak/Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.” (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kararımız budur, kavlimiz budur. Millî Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle yad ediyorum.

Konuşmama son verirken Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak destek verdiğimiz bu kanun teklifinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı sonuçlar getirmesini diliyor, sizlere ve aziz Türk milletine saygılarımı sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ağzına sağlık.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Garo Paylan.

Sayın Paylan, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve ekranları başında bizi izleyen saygıdeğer halklarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ekonomide büyük bir kaos yaşanıyor, kimse yarınını göremiyor. Yurttaşlarımız yoksullukla, işsizlikle ve zamlarla mücadele etmeye çalışıyorlar ama aynı anda birileri tezgâhı kurmuş arkadaşlar, şahane bir tezgâh var. Sayın Cumhurbaşkanının üç ay önce “Faiz sebep, enflasyon sonuç.” deyip faizleri düşürün talimatı vereceğini önceden haber alanlar 8 liradan, 9 liradan dolarları aldılar. Milyarlarca doları aldılar ve 17 liradan, 18 liradan sattılar arkadaşlar. Şahane! Milyarlarca doları cebe indirdiler. Dün 17, 18 liradan doları satanlarsa bugün 11 liradan, 12 liradan yerine koyuyorlar. Tezgâhı kurmuşlar, yine milyarlarca doları götürdüler. Arkadaşlar ya, yurttaşlarımız ekmek kuyruğundayken, hani, Diyarbakır’da elektrik faturasını ödeyemediği için bir çocuğumuz hayatını kaybederken, emeklilerimiz bu yokluk günlerinde, bu soğuk günlerde doğal gazını yakamazken bu soygun çarkını niye boşa çıkaramıyoruz arkadaşlar ya? Bu soygun çarkını durdurmak Cumhurbaşkanının da görevi ama o yapmıyor, bildiği hâlde yapmıyor belki ama bu soygun çarkını durdurmak milletin vekillerinin görevi değil mi? Cumhurbaşkanı ilk “Faiz sebep, enflasyon sonuç.” dediğinde ve “Faizi düşürmelerine talimat verdim.” dediğinde, üç buçuk ay önce dolar 8 lira 30 kuruştu arkadaşlar. Hani, 100 baz puan yani 1 puan düşürdün, dolar 10 liraya çıktı değil mi? Bir akıllanırsın ya, “Ya, ben bunu dedim, dolar 10 liraya çıktı, enflasyon yükselmeye başladı.” Bir aklın başına gelir değil mi? Yok, aklı başına gelmiyor Sayın Cumhurbaşkanının. Ne oluyor? “Bir daha düşür.” diyor, dolar 11 lira. Yine aklı başına geliyor mu? Gelmiyor. “Bir daha düşürün, yetmez, 200 puan düşürün, 2 puan düşürün.” diyor; dolar 15 lira, 16 lira. En son düşürme sonucunda 18 lira yapmayı başardı. Yani tefecilerin, faizcilerin, rantçıların hedeflediği noktaya geldi. Ondan sonra, başka bir tezgâh kurulması lazım. Tezgâh ne? Vallahi, büyük bir tezgâh daha kuruldu arkadaşlar dün Türkiye’de. Tezgâh ne biliyor musunuz? Hani, köprü ve otoyollara dolar bazında geçiş garantisi veriyor ya Sayın Cumhurbaşkanı; hani, TL olmaz, dolar bazında olacak; yerli, millî ya Sayın Cumhurbaşkanı, dolar bazında! Oradan, euro ile dolarla götürüyor yandaş müteahhitler; yeter mi? Yetmez. Şehir hastanelerini yaptırıyor yine dolar, euro bazında; hasta garantisi veriyor; yeter mi? Yetmez. Havalimanları yaptırıyor, yine dolar, euro bazında yolcu garantisi veriyor; yeter mi? Tabii ki yetmez. “Yeni bir tezgâh daha kurulması lazım soygun için, ne yapacağız? Şimdi de dolar garantili TL mevduatı yapacağız, oradan bir soygun çarkı daha kuracağız.” Şimdi, bu tefeciler, rantiyeciler mevduatı 12 liradan bağlayacak, faizini alacak, yatacak, güzel güzel faizleri alacak, dolar yükseldiği zaman da servetlerine servet katacaklar. Peki, farkı kim ödeyecek, Sayın Erdoğan mı ödeyecek? Hayır. AKP’li vekiller mi ödeyecek? Hayır, onlar ödemeyecek. Kim ödeyecek? Arkadaşlar, 84 milyon yurttaşımız daha maaşları ceplerine girmeden vergilerini ödüyorlar -hazineye akıyor paralar- bir de harcamalarını yaparken, market alışverişi yaparken, benzin alırken vergilerini ödüyorlar ya, nereye gidiyor paralar? Hazineye değil mi? vergiler hazinede toplanır. Hazinin altına bir hortum takıldı arkadaşlar, hem de böyle kanalizasyon hortumu, en geniş kanalizasyon hortumu gibi hortum takıldı. (HDP sıralarından alkışlar) Şimdi o hortumun vanası kapalı, dolar 12 lira. Şimdi, arkadaşlar, diyelim ki bu sisteme 1 trilyon lira para girdi, hortum kapalı değil mi, dolar 12 lira; yarın, dolar iki gün önce olduğu gibi, 18 liraya çıkarsa ne olacak biliyor musunuz? 500 milyar TL… O vana açılacak, nereye akacak o 500 milyar TL? Bir avuç rantiyeciye, tefeciye akacak.

Ya değerli arkadaşlar “Nas, Nas” diyorsunuz da Nas’da böyle bir şey var mı ya? Ben bir Hristiyanım, çoğunluğunuz Müslüman, içimizde Museviler var, inanan var, inanmayan var. Bütün inançlar önce neyi vaaz eder? Adaleti vaaz eder, adaleti. (HDP sıralarından alkışlar) 84 milyon yurttaş vergi veriyor, garibanlar vergi veriyor, ekmek bulamayanlar vergi veriyor, hazinede toplanıyor, hazinenin altına hortum takılmış, rantiyecilere, bir avuç rantiyeciye 100 milyarlarca lira para akacak oradan. Bu nas olabilir mi ya? Tamam, faize günah diyorsunuz, haram diyorsunuz da bundan büyük tefecilik, faizcilik olur mu arkadaşlar ya? Adını ne koymuşlar? Kur farkı. Faizin adını katılım bankalarında kâr payı koymuşlardı, aynı oran. Banka da yüzde 18 veriyor, katılım bankası da yüzde 18 veriyor, onun adı faiz öbürkünün kâr payı; hadi yersen. Şimdi de faizin adını kur farkı koydular. Hortumu bağladılar, tefecilere, faizcilere aktaracaklar. Bu mudur adaletiniz arkadaşlar ya? Hiç bunu düşünmez misiniz? Bakın, size bir şey daha söyleyeyim, dün Merkez Bankası bir açıklama yaptı. Ne diyor biliyor musunuz? Tefecilere, faizcilere, “Doları bozdurun, TL faizinizi alın.” diyor, “Yüzde 15, yüzde 16, yüzde 17 TL’yi alın, o cepte.” diyor, cukka. Yeter mi? Yetmez. “Eğer dolar yükselirse kur farkını ben Merkez Bankasından size ödeyeceğim.” diyor. “Dolar yüzde 100 yükselsin, yüzde 100 size kur farkı ödeyeceğim.” diyor. Ya, Merkez Bankası Yasası’na bakanınız oldu mu? Merkez Bankası Yasası’nda böyle bir yetkisi var mı Merkez Bankasının? Yok arkadaşlar, böyle bir yetkisi yok. Neye dayanarak yapıyor? Sayın Cumhurbaşkanı talimat veriyor, “Tefeciler, faizciler böyle bir kur farkı istiyorlar.” Ee? “Sen yasanda olmadığı hâlde kur farkı garantisi vereceksin.” diyor. Peki, milletin vekilleri buna sessiz kalacaklar mı? Yasayı çıkaran biziz ya biz, Merkez Bankası Yasası’nı çıkaran biziz. Böyle bir yetkisi yok Merkez Bankasının, diyor ki: “Tefeciye. faizciye kur farkı aktaracağım.” Buna milletin vekilleri sessiz kalacak mı? Buna MHP’li, İYİ Parti’li, CHP’li, HDP’li ve AKP’li vekiller sessiz kalacak mı arkadaşlar ya? Buna nasıl sessiz kalırız, biz milletin vekilleriyiz. Saray halktan kopmuş olabilir; çiftçi tarlasına gübre atamıyor, emekli ay sonunu getiremiyor, işçi karnını doyuramıyor, çocuğuna ayakkabı alamıyor. Siz bir avuç tefeciye, faizciye, Londra’daki faiz boranlarına bu paraların akmasına sessiz mi kalacaksınız ya? Kanun dışı üstelik kanun dışı, kanun dışı. Biriniz gidin, Merkez Bankası Yasası’nda böyle bir şey var deyin bakalım. Değerli arkadaşlar, bakın, tefeciler bununla yetinirler mi? Yok, yetinmezler. Hazinede birileri Sayın Cumhurbaşkanını fena hâlde kandırıyor, faiz lobisi saraya girmiş arkadaşlar, emin olun, faiz lobisi saraya girmiş. Böyle kararlar başka türlü alınmaz. Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı dün 2 tane karar aldı; hani, faize karşıya Sayın Cumhurbaşkanı… Bakın, bankalar Merkez Bankasından yüzde 14 faizle 1 trilyon lira para alıyorlar, yüzde 14 ha faizi. Bu parayı ne yapıyorlar? Yüzde 24’le Hazine ve Maliye Bakanlığına yatırıyorlar; 14’le al, 24’le sat, yüzde 10 kılçıksız kâr. Ne güzel kâr değil mi? Milletin parasıyla yüzde 10 kılçıksız kârı elde et. Peki, Sayın Cumhurbaşkanı ne diyor biliyor musunuz? Dün karar almış; yüzde 14’le alıyorsun; kolun yorulmuyor, bir düğmeye basıyorsun yüzde 14’le 1 trilyon para geliyor, yüzde 24’le Hazineye satıyorsun; 240 milyar lira faiz alacaksın, arada 100 milyar kâr ettin ya, bunun vergisi sıfır olacak diyor yani 14’le al devletten, 24’le devlete sat, aradaki elde ettiğin kârdan da vergi sıfır diyor, yüzde 10 vergi alıyordu, vergisini sıfıra indiriyor arkadaşlar. Ya, buna siz sessiz kalacak mısınız? Bakın, aynı günde aldığım kararın biri bu, diğeri ne biliyor musunuz? Hani dolar 18 liraya çıktı ya, benzine, mazota zam yağdı değil mi... Süreyya Bey, umarım siz de dinliyorsunuzdur. Bakın, Sayın Başkan, benzine, mazota zam yağdı. Benzin, mazot dolarla beraber uçtu gitti değil mi? Şimdi, dolar düştü arkadaşlar 18’den 12’ye, Sayın Cumhurbaşkanı bir karar daha almış, diyor ki: Dolar düştü ama bu dolar düştüğü hâlde ben benzine, mazota indirim yapmayacağım. Ya, bunun adalet neresinde arkadaşlar? Nas bunun neresinde arkadaşlar ya? Dün Sayın Nebati televizyona çıkmış, işverenlere diyor ki: “Dolar yükselirken zamları yaptınız ama dolar düşerken de şimdi fiyatları düşürün.” diyor. Sayın Nebati’nin Cumhurbaşkanından haberi yok. Cumhurbaşkanı diyor ki: Ben dolar yükselirken benzine, mazota zam yaptım ama dolar şimdi düştü, benzini, mazotu indirmeyeceğim diyor arkadaşlar. Ya, bu vicdanlarınıza sığıyor mu arkadaşlar ya? Gerçekten soruyorum, benim vicdanıma sığmıyor çünkü her gün yurttaşlarımızla birlikteyiz, yurttaşlarımız isyanlarda ve bu düzenin onlara yaramadığını, bir avuç yandaşı daha da semirttiğini görüyorlar. 84 milyon yurttaş çalışıyor -bakın, size iddiayla söylüyorum- 84 bin kişi servet sahibini, büyük servet sahiplerini daha da zenginleştiriyorsunuz. Bu, yoksuldan alıp bir avuç zengini daha da zenginleştiren bir servet transferidir arkadaşlar. Bu bir soygun çarkıdır. Bu soygun çarkını mutlaka boşa çıkarmalıyız değerli arkadaşlar.

Sayın Cumhurbaşkanı büyük bir kumar oynuyor, hayatının kumarını oynuyor. Sayın Cumhurbaşkanı kumar masasına oturmuş -ona da karşıyım diyor ama- büyük bir kumar oynuyor. 84 milyon insanın rızkını masaya koymuş, kime karşı? Tefecilere karşı, faizcilere karşı arkadaşlar. Ve ne diyor biliyor musunuz? “Nas garantili servet transferi var, nas garantili.” Ya, Allah’ınızı severseniz arkadaşlar, gerçekten nas bunun neresinde? Bakın, bu anlamda rahmetli Özal’ı da analım değerli arkadaşlar.

BAŞKAN – Sayın Paylan, benim dinlememi istediniz; buradan müdahale de edebilir miyim yani?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Nassın ne anlama geldiğini bilmiyor galiba.

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, nasıl uygun görürseniz.

BAŞKAN – İnsicamınızı bozdum galiba buyurun.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, rahmetli Özal tarihten size sesleniyor arkadaşlar; hani, sizin geleneğinizden diyorsunuz ya rahmetli Özal’a. 1989 yılında bu, döviz garantili, kur garantili mevduat sistemine bakın ne diyor:

SALİH CORA (Trabzon) – İkisi birbirinden çok farklı.

GARO PAYLAN (Devamla) – 67-68’de bu döviz garantili mevduat sistemi çıkmış. O zaman “Efendim, nasıl olsa dolar garantisi var, TL üzerinden bu paraları alırız, kullanırız.” denmiş ama rahmetli Özal ne diyor biliyor musunuz bakın, 89’da; bu sistem daha sonra çökmüş ve hazineye çok büyük yükler getirmiş, aynı az önce anlattığım gibi dolar patlamış hazineye inanılmaz yükler getirmiş, ülkeyi hiperenflasyona sokmuş ve halkımız yoksullaşmış. Rahmetli Özal ne diyor biliyor musunuz? “Benim memurum, benim işçim, benim esnafım diyenler bu döviz garantili, kur garantili mevduatın yükünü vatandaşın sırtına yıktılar, orta direğin sırtına yıktılar.” diyor. Ya, beni dinlemiyorsanız rahmetli Özal’ı dinleyin be. Başka ne diyor rahmetli Özal? “İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız, kitapsız hatalar yaparak gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz.” diyor rahmetli Özal. Başka ne diyor? “1970’li yıllarda o zaman kendilerini akıllı, uyanık sananlar böyle bir yol buldular. Tam 221 bankaya borçlandık ve Türkiye bunları ödeyemedi.” diyor arkadaşlar. Ya, şimdi, siz kısa vadede ateş bacayı saracaktı, dolar 18 olmuş. Ateş bacayı saracakken denize düşen yılana sarılır; tefecilerin boynuna sarıldınız arkadaşlar, “Gel, beni kurtar, döviz garantisi veriyorum.” dediniz. Kısa vade… Sayın Erdoğan’ın zaten şurada bir altı ay, bir seneye ihtiyacı var, “Seçime kadar bu beni götürsün, yeter.” Peki, arkadaşlar, sizin çocuklarınız yok mu ya, yeğenlerinizin yüzüne bakmıyor musunuz? İşçinin, emekçinin, çiftçinin yüzüne bakmıyor musunuz? Bu riski, bu saatli bombayı Merkez Bankamızın ve Hazinemizin altına koyan bu kumarı bozmayı düşünmüyor musunuz arkadaşlar? Bakın, rahmetli Özal da diyor ki: “Yanlıştır.”

NECİP NASIR (İzmir) – O farklı bir şey diyor ama.

GARO PAYLAN (Devamla) – “Birileri böyle bir cinlik düşünebilir, o zamanlar kendilerini akıllı, uyanık sanabilir ama gelecek nesilleri ipotek altına alır.” diyor arkadaşlar. Bakın, böyle bir saatli bombayı Merkez Bankamızın ve Hazinemizin altına koymayalım arkadaşlar, buna yol vermeyelim ama yol vermeyelim diyoruz ama yasa teklifi bile getirmiyor Hükûmet, Merkez Bankasına uygulamayı başlattı, Hazineden de başlatacak. Hortumları takmışlar, vanayı açacaklar, milletin vekilleri, bütçe hakkına sahip vekilleri, vicdanlı vekilleri buna sessiz kalıyorlar. Arkadaşlar, buna sessiz kalanlar dilsiz şeytanlardır, bunu unutmayın.

Bakın, değerli arkadaşlar, Erdoğan “Yeni ekonomik program” diye tanımladı bugün yine. Ne  diyor? “Yatırım, üretim, istihdam, ihracat” ne güzel değil mi? Yatırım, üretim, istihdam, ihracat. Ben size sorarım: Dolar bir 10 lira olan, bir gün 18 lira olan, öbür gün 12 lira olan bir ülkeye siz yatırım yapar mısınız?

Bırakın başka bir ülkeyi, kendi ülkenizde yatırım yapar mısınız veya üretim yapar mısınız, nasıl yaparsınız?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Yaparız, yapıyoruz.

GARO PAYLAN (Devamla) – Malzeme alacaksınız, bir gün dolar 10 lira, öbür gün 18 lira, öbür gün 12 lira; hadi, buyurun, malzeme alın. Böyle bir ülkede istihdam sağlayabilir misiniz, böyle bir ülkede ihracat yapabilir misiniz değerli arkadaşlar?

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Yaparız.

NECİP NASIR (İzmir) – Hayır, yapıyoruz.

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, bu şartlarda hiç kimse ne yatırım ne üretim yapamaz, bu bir. İkincisi…

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Düşük faizli kredi buluyorsam niye yapmayayım yatırımı?

GARO PAYLAN (Devamla) – “Düşük faizli kredi” diyorsunuz Vedat Bey. Ne güzel, siz de yüzde 14’le mi alıyorsunuz krediyi?

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Evet. Eğer sanayiciysen, üreticiysen düşük faizle kredi alırsın.

GARO PAYLAN (Devamla) – Yüzde 14’le mi alıyorsunuz?

Bakın, ben size söyleyeyim, sanayici kaçla faiz alıyorsunuz biliyor musunuz, kaçla? Bugün gidin bankaya yüzde 30 ticari faiz.

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Doğru, doğru.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ticari faiz yüzde 30. Aç telefonu Vedat Bey, sor, Süreyya Bey de sorsun. Bankada ticari faiz yüzde 30’a çıktı.

BAŞKAN – Sayın Paylan, ikide bir lütfen beni sahaya çekmeye çalışmayın.

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, üç ay önce yüzde 19’du, ticari faiz yüzde 19’du, bugün yüzde 30’a çıkmış durumda. Vedat Bey, faiz nasıl düştü? Faiz düştü mü? Düşmedi, çıktı.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Düştü, senin masa başında haberin yok.

GARO PAYLAN (Devamla) – Peki, arkadaşlar, size şunu da söyleyeceğim, bakın, hazinemizin faizi düştü mü? Hayır. Yüzde 16’ydı, yüzde 24’e yükseldi. Peki, tüketici kredisi kaç oldu arkadaşlar? Yüzde 35’e çıktı. Bakın arkadaşlar, bugün borsa da çöktü, niye biliyor musunuz? Çünkü “Düşük faiz vereceğiz." diye sanayiciyi kandırdınız. “Yüzde 10’a düşecek, ona para vereceğiz." diye şu anda kredi faizleri yüzde 30’a çıktı.

NECİP NASIR (İzmir) – Önümüzdeki günlerde görürsün.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Haşa. İspat edeceksin. Öyle bir şey olur mu?

GARO PAYLAN (Devamla) – Şu anda sanayici ve KOBİ’ler borçlarını çeviremeyecek duruma gelecekler, yüzde 30 çünkü.

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Doğru.

GARO PAYLAN (Devamla) – Faizi düşürmeye kalksanız tefeciler hemen ayaklanacak, doları gene fırlatacaklar.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Sen hangi bankaya gittin? Yanlış yere gitmişsin sen. Sen tefeciye gitmişsin.

GARO PAYLAN (Devamla) – Sizi boyunduruğa almışlar. “Doları 12 lirada tutacağım." diye söz verdiniz, faiz garantisi verdiniz, yüzde 30’larda, yüzde 40’larda olacak faiz, sonuçta faiz lobisi kazandı. Bu anlamda Erdoğan, faiz lobisinin önünde diz çökmüştür arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, peki, faiz sebep, enflasyon sonuçtu da enflasyon düştü mü?

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Düşmedi, arttı.

GARO PAYLAN (Devamla) – Enflasyon düştü mü Vedat Bey, düştü mü? Ya, faiz sebep, enflasyon sonuçsa faizi düşürmeye kalktınız, enflasyon düşer değil mi?

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Ya, bir gün iki günde olur mu? Biraz sabredin, bir iki ay bakın. 

GARO PAYLAN (Devamla) - Bakın, görürsünüz, TÜİK dört gün sonra yıllık enflasyonu açıklayacak. O bile yüzde 30’un üzerinde açıklamak zorunda kalacak ama halkın enflasyonu arkadaşlar, şu anda yüzde 80’lere, yüzde 90’lara çıkmış durumda.

Değerli arkadaşlar, ne enflasyon düştü ne faiz düştü ne de kur düştü.

SALİH CORA (Trabzon) – Niye karamsar bakıyorsunuz?

GARO PAYLAN (Devamla) - Düşen sizin oylarınız oldu, halkın ekmeği oldu. Halkın sofrasındaki ekmek azaldı arkadaşlar ama tefecilerin, faizcilerin servetlerine servet katıldı.

Değerli arkadaşlar, bugün asgari ücret yasasının vergi dışı bırakılmasını konuşuyoruz. Asgari ücretin vergi dışı bırakılması doğrudur. Yıllardır bunun mücadelesini veriyoruz. Hep beraber de muhalefetin de gücüyle, yaptığı muhalefetin gücüyle buna mecbur kaldınız.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Güldürme ya.

GARO PAYLAN (Devamla) - Bakın, İbrahim Aydemir ne getirdi, biliyor musunuz? Yalnızca asgari ücretliye düşüreceğim dedi.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Doğru değil.

GARO PAYLAN (Devamla) - Yani 4.253 liraya muaf ama asgari ücretli bir saat mesaiye kalsa…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Doğru değil, öyle söylemedim ben.

GARO PAYLAN (Devamla) - …yani 4.260 lira olursa maaş köküne vergi koyacaktı vicdansız İbrahim Aydemir. Şimdi, biz ne yaptık? Muhalefet ettik, dedik ki: Tüm maaşlardan asgari ücret kadar olan bölümü vergi dışı olsun. Hem memurlara, tüm işçilere ve bunu başardık arkadaşlar.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sen mi başardın?

GARO PAYLAN (Devamla) - Bunu başardık, hep beraber başardık.

Şimdi, arkadaşlar, 4.250 lira bugün para gibi gözüküyor değil mi? Ama bu para gitti. Bakın, bu zam işçinin cebine 1 Şubat 2022’de girecek. Daha maaş cebe girmeden maaş gitti. Rahmetli Demirel de “yüzde 50 zam” derdi işçiye, “yüzde 100 zam” derdi; daha maaş cebe girmeden giderdi ama o, üç ay dayanırdı hiç yoksa. Sizin “Maşallah” dediğiniz kırk gün dayanmıyor arkadaşlar. Asgari ücret daha cebe gitmeden alım gücünü şu anda kaybetmiştir. Asgari ücret mutlaka vergiden muaf net 6 bin lira olmalıdır ve fiyat istikrarı sağlanarak bu zam yağmuru durdurulmalıdır değerli arkadaşlar.

Bakın, arkadaşlar, yalnızca asgari ücretli değil, emekliler var, en düşük emekli maaşı 1.500 lira ve katsayıdan dolayı yılbaşında da artmayacak. Gelin, en düşük emekli maaşını da asgari ücret seviyesine çekelim arkadaşlar, 4.250 lira yapalım. İbrahim Aydemir “Kaynak nerede?” diyecek. İşte, kaynak israfta arkadaşlar. Tefeciye, faizciye giden rakamlarda. İsrafı durduralım, aşırı güvenci politikaları durduralım, rantçılara akan kaynakları durduralım. En düşük emekli maaşını da 4.250 lira yapalım.

Bursu 850 lira yaptınız. O da öğrencilere verilen kredi, burs değil. Gelin, tüm öğrencilere 2 bin lira karşılıksız burs verelim değerli arkadaşlar.

Bakın, kara kış geliyor. BOTAŞ’ın zararı var değil mi, bu yasada BOTAŞ'ın zararı var. Ne yapmış BOTAŞ? Doğal gazı evlere ucuz vermiş. İyi yapmış, tebrik ediyorum BOTAŞ’ı ama bir şeyi yanlış yapmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

GARO PAYLAN (Devamla) – Gariban, gecekonduda oturan yurttaşımıza da doğal gazı aynı para da vermiş, malikanede oturan, yalıda oturan yurttaşımıza da aynı paradan vermiş. Bunda adalet olur mu arkadaşlar ya? Ne diyoruz biliyor musunuz? Gelin, garibanlara, mütevazı evlerde yaşayanlara elektriği, suyu, doğal gazı, interneti ihtiyaç sınırına kadar ücretsiz yapalım ama büyük bir evi varsa, lüks bir evi varsa artan oranlı olarak fiyatlandıralım. Sosyal tarife böyle olur. “Garibanlara elektrik, su, doğal gaz, internet, ücretsiz olsun ama lüks evlerde yaşayanlara artan oranlı olarak tariflendirilsin.” diyoruz.

Arkadaşlar, siz BOTAŞ'a görev zararı yazdırmışsınız 50 milyar TL ama yalıda oturan malikanede oturanları finanse etmişsiniz. Adalet, yoksulun yanında olmaktır ama siz yoksulun yanında değil, zenginlerin, tefecilerin rantiyecilerin yanındasınız. Bu yoldan dönmek için Meclise irade koyma çağrısı yapıyorum, hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan, öncelikle Sayın Aydemir’e açık sataşma var ismini vererek. Sayın Aydemir’e kürsüden cevap için söz vereceğim.

Buyurun Sayın Aydemir…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Belki cevap hakkını sonra kullanabilir Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – İstemedi ya.

BAŞKAN – Ha, istemiyor musunuz?

Buyurun o zaman Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, cevabı var o yüzden diyorum Başkanım.

BAŞKAN – Yani, hayır sizi vicdansızlıkla suçladı o yüzden.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Başkanım, vekilimiz çıkmış ondan sonra çıkmak için.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Hem gruba sataştı hem de şahsa.

BAŞKAN – Efendim buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Bana da sataştı da söz alamıyorum.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sayın Başkanı da hassaten selamlıyorum.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sizin yerinize de ben konuşayım Sayın Başkanım.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sayın konuşmacının üslubundaki kabalığı, ithamları, bu Meclisin mehabetine yakışmayan ifadeleri milletimizin takdirine ve kendi grubunun takdirine bırakıyorum. Keşke daha özenli bir dil kullansaydı.

SPK’nın 104, 105, 107’nci maddelerinin bu konuda bir kez daha okunmasını hassaten istirham ediyorum. Yalan, yanıltıcı beyanların suç olduğunu; güven, açıklık içinde çalışmayı bozan eylemlerin, ifadelerin suç olduğunu da hatırlatmak istiyorum.

Türkiye’miz çok özel bir süreçten geçiyor. Herkesin sorumlu olmasını, daha özenli dil kullanmasını tüm vekillerimizin, tüm partilerimizin de bu sürece omuz vermesini bekleriz. Belgesiz, bilgisiz iddialarla tartışma yaratacak, birilerini manipüle edecek yaklaşımların doğru olmadığı kanaatindeyim.

Ayrıca sayın konuşmacı ısrarla “Merkez Bankasının yetkisinin olmadığını.” ifade ettiler oysa 1211 sayılı Kanun’un -meşhur kanunun- 4’üncü maddesi birinci fıkrası (g) bendi bu konuda çok ayrıntılı bilgi ve yetki veriyor ama sürem yok diye ayrıntıya girmeyeceğim.

Değerli arkadaşlar, evvelsi gün bir imtihan gecesiydi. Türkiye’de bir turnusol kâğıdı vazifesini gören süreci beraber yaşadık. Siyasetçi, akademisyen, basın mensubu, iş adamı herkesin tabiri caizse bir kez daha yüzünü, tarafını görmüş olduk. Kimin kimin yanında olduğunu, kimin milletin değerleriyle, başarısıyla mutlu olup mutsuz olduğunu bir kez daha görmüş olduk. “Dolar alma fırsatı bu akşam.” diyenlerle kendi doları olmadığı hâlde ülkesinin ekonomisinin olumlu adım atmasından dolayı ağlayan, mutlu olan, sokağa çıkan insanları gördük.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Trabzon) – Durmuş Bey burada.

BAŞKAN – Sayın Turan, iki dakikanız doldu.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Son bir dakika izin verirseniz Başkanım.

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sayın konuşmacının da ülkemizin ekonomik büyümesinden hiçbir keyfi olmadığını, olmayacağını üzülerek gördük.

Değerli arkadaşlar, kur riski azalmıştır, ülkemiz yeni bir sürece girmiştir, paradigma değişmiştir. Bundan sonra “alt gelir grubu” diye ifade ettiğimiz vatandaşlarımızın daha rahat edeceği, onlara yük olmak bir tarafa, onların daha da olumlu anlamda etkileneceği bir sürece girdik. Türk parası değerleniyor, Türkiye’yi seven herkes de bundan mutlu olmak durumunda. Biz yirmi yıldan beri her türlü önemli engeli, büyük engeli milletimizin desteğiyle, sabrıyla aşma imkânı bulduk. Seçim oldu, bu insanlar bize oy verdi; ekonomik sorun oldu, sabretti; darbe girişimi oldu, can verdi; biz de bu millete yanlış yapmadık.

Bu milletle omuz omuza her türlü sorunu aştığımız gibi bu sorunu da size rağmen aşacağımızı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Değerli Başkanım…

BAŞKAN – Müsaade edin bir dakika arkadaşlar, bir müsaade edin. Siz bir müsaade edin, ben orayı da bir dinleyeyim.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ekonomimizin büyümesinden hiçbir şekilde keyif almadığımı söyleyerek bana açık sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Yok, size “nezaketsiz” diyerek sataşmada bulundu.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Peki, öyle olsun.

BAŞKAN – Ama siz müsaade edin, siz önce Sayın Aydemir’e sataştınız; acele etmeyin, sırayla bu iş.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım “nezaketsiz” demedim, “Üslubunu Sayın Başkana bırakıyorum.” dedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Kaba” dedi.

BAŞKAN – Efendim, “Nezaketsiz üslup.” dediniz zaten.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Kaba” dedim.

BAŞKAN – “Kaba” dediniz, peki.

Sayın Aydemir, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım teşekkür ediyorum, değerli arkadaşlarım hepinize saygılar sunuyorum.

Arkadaşlar, insanların yapısı, kişisel özellikleri, konuştukları, ifade tarzı vicdan kavramıyla örtüşüyorsa alırız başımızın üstüne koyarız. Bulunduğunuz yer, sizi vicdan kavramından fersah fersah uzağa atmışsa sözünüzün hükmü yoktur. Ancak madem ki vicdansızlıkla beni itham etti, hakikati söyleyelim.

Biz Plan ve Bütçe Komisyonunda bu mevzuları konuşurken bütünüyle künhüne ermiş bir vaziyette, vukufiyetimiz çok yüksek bir biçimde getirdiğimiz kanun teklifinin arkasında durduk. Asla, oraya getirdiğimizin aksi hiçbir şey yapmadık, en başından sonuna kadar. Dolayısıyla, buraya gelip burada insanları aldatmaya dönük ifadeler kullanmak vicdansızlığın dik alasıdır ve bunu her vesile yapıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bir defa vicdan, bu insanların, şu ülkede yaşayan 84 milyonun hakkını, hukukunu korumayı gerektirir. Siz, yalan söyleyerek, iftira atarak, hakikatlerin üstünü örterek vicdansızlık yapıyorsunuz zaten.

Şimdi, biraz sonra ben sizin söylediklerinize konuşmamda zaten cevap vereceğim. Ama asgari ücrete dönük söyledikleriniz, düştüğünüz kayıtlar bütünüyle hakikatin dışındadır. Doğrusu şudur: Cumhur ittifakı -AK PARTİ’yle beraber Milliyetçi Hareket Partisi- yapılması gerekeni en başından planlamış, sonra hayata geçirmiştir. İnsanlarımız şunu beklediler: Sadece asgari ücrete dönük kısım vergi dışı bırakılsın. Oysa Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesiyle şekillenen bir nihai hâl oldu, orada ne yaptık biz? Çalışanların bütününe şamil kıldık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydemir.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Yetmedi, bütün memurları da bu işin içerisine koyduk. Vicdanlı tavır budur, bu da ancak ak anlayıştan, Cumhur İttifakı’ndan neşet eder. Bunu burada kayda geçtim. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, İbrahim Aydemir de sataştı bana.

BAŞKAN – Efendim?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – O da sataştı ama…

BAŞKAN – Efendim, zaten tek sataşmadan söz alabilirsiniz. Nasılsa siz gerekeni iki dakikada sataşarak yaparsınız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yoksa her sataşmadan cevap versek üç saat cevap vermek lazımdı Sayın Paylan’a.

BAŞKAN – Yani sataşma noktasında sizin başarınızı biliyoruz, onda sıkıntı yok.

Buyurun.

 

 

 

 

 

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bülent Turan, Türk lirasının değerlenmesinden rahatsız olduğumu söyledi.

Sayın Turan, yalnızca üç yıl öncesini hatırlatıyorum size: Damat Bey, biliyorsunuz, 128 milyar doları Merkez Bankasından hortumlatmıştı ve 6 lira 50 kuruş ortalamadan doları hep satıyordu ve Türk lirası değerli kalıyor gibi gözüküyordu. Biz o zaman eleştiriyorduk, diyorduk ki: “Bakın bu yanlıştır. Merkez Bankasına ‘Dolarları satmayın.’” Ama siz diyordunuz ki: “Türk lirasının değerini koruyor, niye rahatsız oluyorsunuz?” Ne oldu? Biz haklı çıktık. Damat Bey gitti, dolar fırladı, biliyorsunuz.

SALİH CORA (Trabzon) – Nasıl haklı çıkıyorsunuz?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bununla ne ilgisi var ya!

GARO PAYLAN (Devamla) – Şimdi de diyoruz ki: Sabit kur sistemine geçtiniz. “12 liraya, 13 liraya doları sabitleyeceğiz ve kur garantisi vereceğiz.” diyorsunuz. Hazinemizin altına bir hortum takıldı, Merkez Bankamızın altına bir hortum takıldı. Kur fırladığı zaman ne olacak biliyor musunuz? Bütün yurttaşlarımızın vergisi rantiyecilere gidecek. Başka ne olacak, çok daha önemli bir şey var? Paramızı dolara bağladınız. Üç yıl önce Trump ne dedi? “Ekonominizi mahvedeceğim.” dedi. Zaten bankadaki 3 liranın 2 lirası dolara bağlıydı, şimdi kalan 1 lirayı da dolara bağladınız. Siz “Millîyiz, yerliyiz.” diyorsunuz ama paranızı tamamen Amerikan dolarına bağlamışsanız her türlü oyuna açık duruma gelirsiniz arkadaşlar, bunu da bilmeniz gerekir.

Bakın, 2001 yılında da sabit kur sistemine geçilmişti. Hatırlayın, o zaman MHP iktidar ortağıydı, sabit kur sistemine geçilmişti. Dolar bir yıl sabit kaldı. Siz demiştiniz ki: “Türk lirası değerli, ne güzel.” Sonra ne oldu arkadaşlar? Dolar 3 katına çıktı, bankalar battı, Merkez Bankamız battı, hazinemiz battı, yurttaşlarımız işsiz aşsız kaldı.

Değerli arkadaşlar, hani demişler ya “Tarihten ders çıkarın.” rahmetli Özal’ın söylemlerinden ders çıkarın, 2001 krizinden ders çıkarın, 2018 damat krizinden ders çıkarın; bunlardan ders çıkarmazsak maalesef ekonomik krizler başımızı bırakmaz.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, izin verirseniz ifade etmek isterim ki konuşmacı aynı konuşmayı yaptı, cevap vermiştik zaten ancak “128 milyar hortumlandı.” tarzı ifade kullandı. Bunu çok sayıda toplantımızda, Genel Kurulda tartıştık, tüm kayıtların, Merkez Bankası kayıtlarının olduğunu “hortumlama” diye bir ifadenin yanlış olduğunu ifade etmiştik Başkanım.

MURAT EMİR (Ankara) – Biz bilmiyoruz ama.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Açıklayın o zaman. Niye açıklamıyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Arkadaşlar, Genel Başkanınıza anlattım, o da “Tamam.” dedi.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Kim aldı o parayı? Kime verdiniz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çıkayım mı kürsüye tekrar?

BAŞKAN – Arkadaşlar, kendi Grup Başkan Vekiliniz ayakta söz istiyor, Sayın Emir. Sayın Altay, siz vazgeçin, Sayın Emir konuşsun isterseniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Nasıl bir parti ya, herkesin ne yaptığı belli değil Başkanım ya, niye bana sataşıyor ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen kendi partine bak.

Efendim “Tutanaklar geldi mi?” diye sordum.

BAŞKAN – Tutanaklar geldi, tutanaklara göre benim “Yalancı.” dediği için, Sayın Arık için işlem yapmam lazım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Nasıl, nasıl?

BAŞKAN – Sayın Arık “Yalancı.” dediği için işlem yapmam lazım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Arık “Sen yalan söylüyorsun…” Sayın Arık’tan önce İsmail Bey “Yalancı.” dedi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, tutanaklar öyle söylemiyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tutanaklardan bizde baktık Başkanım.

BAŞKAN – Tutanaklara arkada sonra beraber bakarız, onun için şu an tutanaklarla ilgili bir işlem yapmayacağım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Kayseri’nin yolunu bilmiyorsun.”u da mı sataşma olarak değerlendirmiyorsunuz?

BAŞKAN – Efendim, şöyle “Kayseri’nin yolunu bilmiyorsun.” da sataşmadır, işte Sayın Arık “Terbiyesiz!” demiş yani o da bir sataşmadır ama…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Arık’a söz vermemek mi istiyorsunuz?

BAŞKAN – Eğer, bakın, Sayın Altay, ben Genel Kurulda, kürsü dışında milletvekili arkadaşlarımızın birbirlerine söylemiş oldukları sözlerden dolayı sataşmadan kürsüde söz vermeye kalkarsak biz burayı çalıştırma şansına sahip olmayız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Oturum açıkken bu var Sayın Başkan, oturum kapandıktan sonraki uğultular için yok da…

BAŞKAN – Efendim, olabilir ama ben diyorum yani orada sürekli olarak arkadaşlar birbirlerine bir şey söylüyorlar, o zaman burayı çalıştırma şansına sahip değilim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Siz çalıştıramıyorsanız ben onu bilmem Sayın Başkan, burası çalışır.

BAŞKAN – O zaman müsaade edin, ben de şöyle söyleyeyim…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Peki, biz burayı nasıl çalıştıracağımızı biliriz efendim, peki, tamam.

BAŞKAN – Sayın Arık söylüyor yani…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tamam, tamam Sayın Başkan, tamam.

BAŞKAN – Müsaade edin canım, okuyayım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Burayı çok keyfî yönetemezsiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Okuyayım, müsaade edin. İstiyorsanız okuyayım şeyleri.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben ne duyduğumu biliyorum. Bu Parlamentoda tutanaklar var, bazı…

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Biz burada duyuyoruz ama, yalan söylendiğini biz burada duyuyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, Fikret, bir dur ya!

Bu Parlamentoda tutanaklardan bazı kötü kelimeleri sildirdiğinizi de biliyoruz.

BAŞKAN – Kim yaptı?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sizi kastetmiyorum ama yönetimin yaptığını biliyorum, yüzlerce örneği var.

BAŞKAN – Stenograf…

SALİH CORA (Trabzon) – Stenografları töhmet altında bırakıyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben sizden milletvekilime bir dakika söz vermenizi istiyorum ya. Orada keyfî, müstehzi bir bakışla bunu yapamazsınız.

BAŞKAN – Bakın, sataşmadan söz istemeniz ayrı bir şey, yerinden bir dakika söz istemeniz ayrı bir şey.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – 60’a göre her zaman Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Herkes duydu.

BAŞKAN – “Yalan söylemiyorlar, sen yalan söylüyorsun.” diyen Sayın Arık burada.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İsmail Bey söylüyor önce, onun üzerine söylüyor “Sen yalan söylüyorsun.” diye.

BAŞKAN – Hayır efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu tutanaklar nasıl çalışıyor? Tutanak Müdürü, beni duyuyor musun Tutanak Müdürü?

BAŞKAN – Bakın, Çetin Arık şunu söylüyor… Okuyorum, bakın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Herhâlde duyuyordur beni; işini yap.

BAŞKAN – Sayın Karayel diyor ki: “Yukarıdakiler, selam ediyoruz, bir kısmıyla biz de görüşüyoruz, görüştüklerimiz aralarında belki vardır.” Çetin Arık da “‘Kooperatif kurulduktan sonra gelmedi.’ diyorlar.” İsmail Tamer de “Onlar yalan söylüyor, doğru söylediğini mi zannediyorsun?” Çetin Arık da “Yalan söylemiyorlar, sen yalan söylüyorsun.” diyor. Sonrasında devam ediyorum, “Ama ‘Yalan söylüyor.’ diyor insanlara…” “Yalan söylüyor.” “Ben vatandaşa yalan söylemiyorum, sen söylüyorsun.” Bu şekilde… “Sen yalan söylüyorsun.” Karşılıklı devam ediyor. Sonrasında da “Yüreğin yetiyorsa görüş. Bak, buradalar, haberin bile yok. Bu ne ya!” “Bu ne terbiyesizlik ya!” “Terbiyesizlik yapıyor oradan!” diye gene Sayın Arık’ın konuşması.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Kayseri’nin yolunu bilmiyorsun.” yok mu tutanakta?

BAŞKAN – Efendim?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Kayseri’nin yolunu bilmiyorsun.” yok mu? Bir milletvekiline böyle bir laf edilir mi? O ildeki bütün ahali izliyor Meclisi şu anda, bir de Kayseri’yle ilgili bir gündem varken. Sizin yapmanız gereken “Kayseri’nin yolunu bilmiyor.” evet, tamam, İsmail Bey “O kooperatif mağdurlarına yalan söylüyorlar.” demiş, şimdi buna ikna oldum ama “Kayseri’nin yolunu bilmiyorsun.”u ben bir sataşma olarak sizden talep ettim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama kürsüde değildi Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Orada o yoksa o Tutanak Müdürü de gelecek, bana hesap verecek.

BAŞKAN – Bir dakika, şu Kayseri de var mı, yok mu ona bir bakalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - “Kayseri’nin yolunu bilmiyorsun.” ne demek ya! Bu adam haftanın üç gününü Kayseri’de geçiriyor ya! Ayıp ya!!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Engin Bey, 60’a göre gitsin ya, 60’a göre gitsin konuşsun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Konuşsun, onu söyledik zaten.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu saate kadar bitmişti konuşma.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin yani.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İç Tüzük’te “kürsüden yapılır” demiyor; yerinden de laf, sataşma varsa cevap hakkı vardır milletvekilinin.

BAŞKAN – Sayın Arık diyor ki onlara “Oradalar.” “Bekliyorlar, gel beraber çıkalım, ikimiz beraber çıkalım.” “Tamam.” diyor. İsmail Tamer diyor ki: “Kayseri’ye gelmiyorsun, konuşuyorsun.”

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İsmail Tamer söylüyor.

BAŞKAN – Evet, söylüyor. “Kayseri’ye gelmiyorsun, konuşuyorsun.” diyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ayrıca “Yolunu bilmiyorsun.” dedi, ben duydum ya!

BAŞKAN – Efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Yolunu bilmiyorsun, Kayseri’nin yolunu bilmiyorsun.” Var o tutanakta.

BAŞKAN – Tutanağı okuyorum, müsaade edin işte.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Okuyun efendim.

BAŞKAN – “Kayseri’ye gelmiyorsun, konuşuyorsun.”

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Başkan bir dakika verseydin.

BAŞKAN – İsmail Tamer “Kayseri’ye gelip, gitmiyorsun…”

Yani o zaman, tutanak…(*) Arkadaşlar, stenograf arkadaşlar…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, Tutanak Müdürü arkaya gelecek, bana hesap verecek.

BAŞKAN – Çağırın Tutanak Müdürünü de arkaya.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Adam “Kayseri’nin yolunu bilmiyorsun.” dedi “Kayseri’ye gelmiyorsun.” diye geçmişsiniz tutanaklara.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tehdit dili doğru değil ama Sayın Başkan.

BAŞKAN – Birleşime on beş dakika ara veriyorum. Grup Başkan Vekillerimizi de arkaya davet ediyorum.

Kapanma Saati: 17.27

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

299 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

 

 

 

1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve 95 Milletvekilinin Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 299) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

 

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir kısa açıklama yapmak istiyorum.

Biliyorsunuz, tutanaklar üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Altay’la aramızda geçen bir diyalogdan dolayı tutanakları incelemek üzere bıraktım ama yani stenograf arkadaşlarımıza ve Tutanak Hizmetleri Başkanlığına bir haksızlık yaptığımızı fark ettik. Ben de burada tutanaklara geçmiş olmasına rağmen, tutanakları okuduğumda maalesef bu ifadeyi atlamışım.

Evet, tutanaklara göre, görüşmelerin bir noktasında Sayın Tamer “Kayseri’nin yolunu bilmiyor.” demiş ve bu, tutaklarda varmış.(x) Tutanak Hizmetleri Başkanlığında çalışan teknik personel stenograf arkadaşlarımız bu manada kusura bakmasınlar.

Sayın Altay, siz de bu konuda bir şey söylemek isterseniz açayım ben de mikrofonunuzu.

Buyurun Sayın Altay.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

E, tabii, beşer şaşar ama zatıalinizin okuduğu tutanakta “Kayseri'nin yolunu bilmiyorsun.” ifadesini siz sehven atladığınız için ben de Tutanak Müdürlüğüne doğal olarak biraz sitem yapmak durumundaydım; konu açıklanmıştır.

Sayın Arık’a da bir söz verirseniz konu bağlanmış olacak.

Sağ olun.

BAŞKAN – Evet, yerinden 60’a göre bir dakika söz vereceğim.

Sayın Arık, buyurun.

 

 

 

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, ilimin milletvekili olarak nerede “Mağdur oldum.” diyen bir vatandaşım varsa, nerede “Haksızlığa uğradım.” diyen bir vatandaşım varsa benim burada onların sözü olmam boynumun borcu.

Gecenin üçünde çıkmışlar Ankara'ya gelmişler, milletin Meclisine. Şehit anası “Beni dışarı attılar.” diyor, kanser hastası “Beni dışarı attılar.” diyor ve ben onların sözünü burada dile getirirken ilimin milletvekili “Onlar yalan söylüyor, onlar doğru mu söylüyorlar?” diyor. Şunu söylemek isterim ki: Kayseri'deki hiçbir vatandaşımız yalan söylemez, onlar mağdur. Ve bana diyor ki: “Kayseri'nin yolunu bilmezsin.” Bakınız, bir milletvekiliniz İstanbul'da yaşıyor navigasyonla Kayseri'ye geliyor. Bir milletvekiliniz Kocaeli'nde yaşıyor navigasyonla Kayseri'ye geliyor. Her hafta Kayseri'deyim, her hafta vatandaşımızın yanındayım ama bu milletvekilleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇETİN ARIK (Kayseri) – …mağdur olanların yanında değil. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arık.

Size de yerinizden söz vereceğim.

 

 

 

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkanım, ben sadece zapta geçmesini istiyorum.

Hiçbir şekilde kendi ilimizin bu ezilen insanlarını yalan söylemekle… Ben şunu ifade etmek istedim: Biz her zaman oradayız, onlarla da görüşüyoruz, diğerleriyle de görüşüyoruz; bununla ilgili söylemiştim. Bunun zapta geçmesini istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben onu anladım zaten, sizin görüştüklerinizle Sayın Arık, Sayın Arık’ın görüştükleriyle siz görüşmemişsiniz; oradan kaynaklanan bir problem var burada.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Bir araya getirelim Başkanım, bunları bir araya getirelim.

BAŞKAN – Evet, görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

 

1.-Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve 95 Milletvekilinin Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 299)(Devam)

BAŞKAN – Şimdi gruplar adına tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Bülent Kuşoğlu.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sıra sayısı 299 olan Kanun Teklifi üzerinde Grubum adına söz aldım.

Değerli arkadaşlar, pazartesi günü Plan ve Bütçe Komisyonunda maraton bir görüşme yaptık. Sabah başladı, aşağı yukarı gece yarıma kadar sürdü. Çok da önemli konular vardı, Türkiye gündeminde çok yer tutan asgari ücretin vergi dışı bırakılması konusu vardı. Bir de, bir ek bütçe, 300 milyar liraya yakın bir tutarın -bunu daha sonra öğreniyoruz teklifte yok- 2021 yılı bütçesine eklenmesiyle ilgili bir teklif vardı, toplam 13 madde. Gece, o gün sadece bunlar değildi, yani bu, o önemli konular değildi. Herkesin, basının dikkati bu konular üzerindeydi ama o gelişen olaylar nedeniyle ekonomide çok önemli bir gündem tuttu. Biliyorsunuz, o gün dolar kuru, döviz kuru rekor kırdı, dolar 18 liraya ulaştı. Daha sonra Kabine toplantısı sonrası Cumhurbaşkanının açıklamalarıyla kurda önemli bir düşüş yaşandı, kur tekrar 12 liralara düştü. Şimdi, iki günden beri de bu durumu yaşıyoruz. Ancak bu kurdaki düşüş AK PARTİ milletvekilleri arasında da, çevrelerinde de çok önemli bir sevinç yarattı, âdeta 2023 hedefleri tutmuş gibi bir sevinç yaşandı ve bununla ilgili olarak da muhalefet suçlandı bir anlamda.

Değerli arkadaşlar, bizler muhalefetiz, muhalefet partileriyiz ama iktidar olmak amacındayız; ülkeyi daha iyi yönetiriz iddiasındayız; daha iyi işler, daha hayırlı işler yapacağız iddiasındayız; biz ülkeyi, devleti yönetme iddiasındayız ama ülkenin batmasını, ekonominin çökmesini, Türkiye’nin batmasını asla istemeyiz. Dolayısıyla yani bizim kötülenmemiz, işte, olumsuz ifadelerle suçlanmamız gibi bir durum asla söz konusu olamaz, bunun için üzüldüğümü belirtmek istiyorum. Sonuçta hepimiz aynı gemideyiz, bu ülke batarsa hepimiz batacağız. Ülkenin ekonomik gidişatının bozuk olmasından, ülkede bir buhran olmasından kimsenin memnuniyet duymaması gerekir. Evet, bununla ilgili olarak “Müsebbibi iktidardır.” deriz, iktidar suçlanır ancak kimse ülkenin ekonomisinin çökmesinden, ülkenin batmasından mutluluk duymamalıdır, duyamaz da; bu ülkeyi seven, bir nebze bu ülkenin vatandaşı, bireyi olan hiç kimse bundan mutluluk duyamaz.

Sonuçta o gece ne yapıldı biraz ona da değinmek istiyorum, biraz önce de bu tartışıldı. Sonuçta pazartesi günü yapılan kısaca şudur: Faizler dolaylı olarak artırıldı ve kurun yükselmesi engellendi. Zaten ekonomi teorisine göre yapılması gereken de buydu ama tam tersi sürekli olarak söyleniyordu; faizlerin yükselmesinin yanlış olduğu, dinen de yanlış olduğu söyleniyordu, inat ediliyordu. 19’dan 14’e düşürülmüştü biliyorsunuz faizler. O gün kabine toplantısı sonrası yapılan açıklamayla dolaylı olarak faizler yükseltildi, kur çıkışı da engellendi; olay bundan ibaret. Ha, bu neden yapıldı, neden yapılmak zorunda kalındı? Çünkü istikrar bozulmuştu, devleti yönetenlere güven kalmamıştı, çok büyük bir çöküşe doğru gidiliyordu, bunun durdurulması gerekiyordu. Durdurulması da geçici de olsa iyi olmuştur, memnuniyet duyuyoruz bundan. Hiç olmazsa, insanlar iki günden beri, en azından fatura kesebilecek, maliyet hesaplayabilecek, fiyat verebilecek duruma geldiler. Bundan tabii ki memnuniyet duyarız. Öbür türlü, dengeler bozulmuş, her şey alt üst olmuştu. Bunu isteyerek söylemiyorum ama dolaylı da olsa faiz yükseltilmesiyle kurun çıkışının durdurulması iyi olmuştur. Ancak şu var: Bu kadar sevinmeye de gerek yok yani davul, zurnayla bayram etmeye de gerek yok. Sonuçta enflasyon durmadı, enflasyon artışı devam ediyor, dolarizasyon devam ediyor, daha şiddetli bir şekilde dolarizasyon devam edecek, yapısal reformlar yapılmadı, üretim artırılmadı sonuçta; nedir bu? CDS’ler -biraz önce gelmeden baktım- 577’nin üzerinde arkadaşlar, faiz 22’nin üzerinde bugün itibarıyla, enflasyon da -3 Ocakta göreceğiz- Aralık için 10’un üzerinde olacaktır göreceksiniz. Şimdi, bu şartlar altında her şey halloldu diyebilir miyiz? Nedir bu davul zurna onu anlamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, hepimiz için bu ekonomik krizin ciddiye alınması gerekir. Ekonomik kriz ciddiye alınması, ciddi mücadele edilmesi gereken bir sorundur. Yalnız, bu kadrolarla, iktidar kadrolarıyla, bu yönetenlerin zihniyetiyle bu krizin çözülmesi de mümkün değil arkadaşlar. Ayrıca, krizin müsebbibi olan zihniyetin bu işi çözmesi de mümkün değil.

Şimdi, dolaylı faiz artışıyla getirilen önlem bir kere geçicidir. Birkaç ay sonra, ocak ayından sonra bunun geçici olduğunu, sıkıntı getireceğini, yeni sıkıntılar getireceğini göreceğiz, yetersiz olduğunu da göreceğiz; ayrıca, adaletsiz olduğunu da göreceğiz arkadaşlar. Şimdi, döviz tevdiat hesaplarında 1 milyon dolar ve üzeri hesabı olan -hatırımda kaldığına göre- 82 bin kişi var, 82 bin kişinin 1 milyon dolar üzerinde hesabı var. 90 milyonluk bir ülkeyiz biz mültecilerle beraber. 90 milyonda 82 bin kişi, bunlar Türkiye'de dövizi arttıran sebep olarak görüldü, bunlara yönelik olarak bu önlem geldi. Yani, bunların döviz hesabından vazgeçmesi, TL hesabına geçmesi, kur garantisi de verilmesi söz konusu bu 82 bin kişi için. Peki, bunlar zaten 1 milyon doların üzerinde hesabı olan binde 1’in altında bir kitle. Kimden alınıp kime verilecek? Fakirden fukaradan alınıp bunlara verilecek yani bu, çok da büyük bir adaletsizlik getiriyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bu, zengini zengin eden bir politika arkadaşlar. Bunun sevinilecek bir tarafı var mı? Davul zurnayla karşılanacak bir tarafı var mı Allah aşkına? Zengini daha zengin eden bir politika. 82 bin kişi dolar milyoneri var, bunlara yeni kaynak aktarma… “Sizi garanti ediyoruz, kur garantisi veriyoruz, daha fazla para vereceğiz, hazineden de yardım edeceğiz.” anlamında. E, hazineden yardım ediyorsun, nereden alacaksın? Fakir fukaranın ekmek için, su için, elektrik için, otobüs için ödediği paraları, vergileri hazineden alıp bunlara vereceğiz demektir. Şimdi, bu adaletsizlik var; ilave olarak bunun altyapısı da yok. Biraz sonra anlatacağım ama -Sayın Elitaş buradalar- Grup Başkan Vekili olarak o gün kendisi de ifade etti, bu konuyla ilgili olarak yani özel bankalar da…

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Sisteme dâhil.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – …ödemeler yapacak bu tasarruf mevduatı sahiplerine, kamu bankaları da yapacak. Bu kamu bankalarına görev zararı olarak verilmesini gerektiren, bir de özel bankalara yine aynı şekilde o farkın ödenmesini gerektiren bir düzenlemenin yapılması lazım. Onun için kanun gerekiyor, onun da Meclisten çıkması lazım çok haklı olarak; Sayın Elitaş da onu ifade etti ancak gelmedi, şimdi uygulamaya bugün geçildiği söyleniyor. Nasıl olacak ben onu anlayamadım, gerçekten anlayamadım. Türkiye’de kanun, nizam, Anayasa varsa bir yerden bir yere ödeme yapılabilmesi için bir kanun olması gerekir, bütçeden ödenek ayrılması gerekir. 2022 bütçesinde ödenek yok, bununla ilgili yasal bir düzenleme yapılmamış, nasıl yapılacak bu aktarma işi? Kurun yükseldiği yere kadar özel bankalar ödeme yaptığında tasarruf sahiplerine, mevduat sahiplerine; o ödeme hazineden bankalara nasıl yapılacak, özel bankalara veya kamu bankalarına nasıl yapılacak? Bununla ilgili bir düzenleme var mı? Yok. Bunu anlamak mümkün değil yani bu yönetim kadroları, ülkeyi yönetenler bunları bilmiyor mu bilemiyorum.

Dövize çevrilebilir mevduatla -DÇM’lerle- karşılaştırıldı bu konu. Değerli arkadaşlar, dövize çevrilebilir mevduat olayında döviz getiriliyordu Türkiye’ye yani Almanya’daki, o tarihte, Alman markının Türkiye’ye kazanılması söz konusuydu ve Türkiye  önemli ölçüde döviz kazandı o işlerle. Evet, ondan sonra onun maliyeti çok yüksek oldu, büyük sıkıntılar getirdi o kur farklarını ödeyebilmek için Türk hazinesi yani dolayısıyla Türk vergi mükellefleri önemli ödemeler yaptılar, önemli sıkıntılara katlandılar ama hiç olmazsa döviz geliyordu, buradaki formülasyonda döviz de gelmiyor, Türkiye döviz de kazanmıyor ama mevduat sahibine döviz kadar para ödüyoruz. Böyle bir formül olamaz yani bu kadar haksız, adaletsiz, mevzuatsız ve ekonomik olarak da yanlış olan bir düzenleme olamaz. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Sadece pazartesi günü kurun çıkışını önledi, o kadar. Ondan sonra getireceği her şey hemen hemen sıkıntı olacak arkadaşlar, çok büyük adaletsizlikler getirecek; bunu görmemiz lazım ve hukuksuzdur, mevzuatı yoktur bunun.

Şimdi, o gün asgari ücretle ilgili bir düzenleme yapıyorduk               -asgari ücretin vergi dışı bırakılması, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim gerçekten yıllardan beri söylediğimiz, muhalefet partilerinin de hep dillendirdiği bir konu- tarihî bir olaydı ancak bununla ilgili işin Komisyona gelişi, teklifleştirilişi, oradaki görüşmeler de gösterdi ki Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi iflas etmiştir. Neden arkadaşlar? Çünkü hatırlarsanız asgari ücretin tespitiyle ilgili açıklama Sayın Cumhurbaşkanı tarafından yapıldığı zaman, Sayın Çalışma Bakanı asgari ücretin tüm ücretliler için vergi dışı bırakıldığını açıklamıştı, gelen teklifte ise sadece asgari ücret alanlarla ilgili getirildi; böyle bir çelişki söz konusu oldu. Yapılan açıklama sırasında Sayın Cumhurbaşkanı şu ifadeyi kullandı: “Asgari ücret kadar tutarı vergiden muaf kıldık, damga vergisinden de muaf kıldık.” Şimdi, böyle bir muaf kılma Cumhurbaşkanı ya da yürütme erkinin yetkisinde değil, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisinde olan bir husustur. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Cumhurbaşkanın da böyle bir söz söylememesi gerekirdi, en azından nezaketen “Türkiye Büyük Millet Meclisi kabul ederse, millet iradesi kabul ederse biz, yürütme erki olarak asgari ücretin vergi dışı bırakılmasını sağlamak istiyoruz.” demeliydi ve ondan sonra da değerli milletvekillerine, teklif sahiplerine bu konuyu bırakmalıydı, Türkiye Büyük Millet Meclisine bırakmalıydı. Ancak değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde, bu tartışma sırasında gördük ki hükûmet de bir ihtiyaçtır, hükûmet tasarısı da, tasarı da bir ihtiyaçtır yani kanun ihtiyacını en iyi bu konuyla ilgili olan yürütme erki bilir; hangi alanda boşluk var, neye ihtiyaç var, ne zaman var. Dolayısıyla o ihtiyacı tespit eden ve kanun tasarısı vermesi gereken Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminden önce olduğu gibi yine hükûmettir. Hükûmet olmalı -şu anda hükûmet yok, bir kabine var- hükûmet gerektiği konularda tasarı verebilmeli Meclise. Ha, Meclisin iradesidir, istediği gibi onu düzenler, şekillendirir, renklendirir, o ayrı bir konu ancak hükûmetin icrayla uğraşan, ihtiyacı bilen organ olarak buraya tasarı verebilmesi gerekir, bu çok açık olarak görüldü. Ve nitekim daha sonra, Komisyonun ilerleyen saatlerinde gördük ki konu tekrar değişti, asgari ücretin tümünden vergi alınmaması gerektiği ortaya çıktı, bu yürütmenin iradesiydi. Ancak Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine göre bakanlar gelemiyorlar, bütçe dışında Komisyonlara ya da Meclise gelemedikleri için bir açıklama yapılamadı. Siyasi olarak olay üstlenen kimse de yoktu. Sayın Elitaş iktidar partisi Grup Başkan Vekili olarak ve Sayın Levent Bülbül yine aynı şekilde geldiler, açıklamayı onlar yapmak zorunda kaldı yani ilgili Bakanın, Hazine ve Maliye Bakanının gelip yapması gereken bir açıklamayı, siyasi iradenin nasıl tecilli ettiğini, ne düşündüğünü söylemesi gerekirken orada, maalesef bizim gibi milletvekili arkadaşlarımız bu açıklamaları yapmak zorunda kaldı yani bu sistemin ne kadar sakat olduğunu gösteren örnekler. Sonuçta muvazaayla yasa geçmiş oldu, daha öncekilerde olduğu gibi.

Şimdi, bir diğer önemli konu da bütçe hakkı mevzusudur arkadaşlar; bu, 7’nci maddede var. Bütçe hakkı Anayasa’nın 73’üncü maddesinde ve 87’nci maddesinde düzenlenmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisindedir bütçe yapmak, vergi koymak, kaldırmak. Bu hakkı 7’nci maddeyle maalesef alıyoruz, değerli milletvekili arkadaşlarım anlatacaklar, bu hakkı alıyoruz, maalesef Türkiye Büyük Millet Meclisinin anayasal hakkını alıyoruz, Sayın Cumhurbaşkanına veriyoruz. Bütçe hakkı, millet iradesinin, demokrasinin tecelli ettiği noktadır, beşikliğini yaptığı noktadır. Verilmemesi gereken… Çok büyük bir yanlıştır, çok iyi düşünülmesi gereken bir konudur çok değerli arkadaşlarım, çok dikkat etmemiz lazım.

Yine bir diğer maddeyle BOTAŞ -çok önemli bir şirketimiz biliyorsunuz, kamu şirketi- ekonomik krizin şirketlerimizi ne hâle getirdiğinin çok önemli bir örneğini teşkil ediyor. İfade edildiğine göre 33 milyar liraya yakın hazineye amme alacağı olarak borcu var, 33 milyar BOTAŞ’ın, 27 Aralık itibarıyla. 50 milyara yakın da BOTAŞ görev zararı nedeniyle alacaklı hazineden. Bakın, ekonomik krizin bir şirketi getirdiği noktaya bakın. Ancak asgari ücret nedeniyle vazgeçilen vergiden daha fazladır bu meblağ, biliyor musunuz bu 50 milyar. Maalesef asgari ücretten daha fazla bir yük getirmektedir, görüyorsunuz arkadaşlar. Ben şunu diliyorum: Kriz nedeniyle bu değerli şirketlerimizi, BOTAŞ ve onun gibi çok değerli olan şirketlerimizi inşallah satmayız, satmak zorunda kalmayız.

Değerli arkadaşlar, bu vesileyle ifade edeyim: Şimdiye kadar “Devlet bakkal olmasın, devlet bakkallık yapmaz, devlet yatırımcı olmaz.” denildi. Değerli arkadaşlar, öyle değil, dünyada çok şey değişti. Bir Amerikalı İtalyan asıllı ekonomist Mariana Mazzucato -kitapları da var- o da IMF de Dünya Bankası da dünyadaki ekonomiyle ilgili kuruluşlar da devletin artık yatırımcı olması gerektiğini, yatırımcı olabileceğini, yatırımları desteklemesi gerektiğini, bu konuda farklı yöntemler uygulanması gerektiğini, devletin ekonomide müdahaleci olabilmesi gerektiğini söylüyorlar. Bizim gibi tümüyle tüm yatırımlar artık özel sektöre bırakılmıyor, daha farklı bir mantaliteyle, zihniyetle ekonomi konusuna yaklaşmamız gerekiyor. Devletin özellikle sağlık, tarım, eğitim, AR-GE ve enerji konularında yatırımcı olabilmesi lazım; biraz önce söylediğimiz bu BOTAŞ örneği gibi örneklerin artması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bölgesel yatırımların da olabilmesi için bunun yapılması lazım.

Değerli arkadaşlar, daha önceki konuşmalarımda da ifade ettim; Türkiye'nin, Türklerin yurt dışında önemli meblağları var, en az 200 milyar dolar Türklere ait bir meblağ vardı yurt dışında, en az. Bu paraların getirilebilmesi lazım, Türkiye'nin IMF’ye, başka kurumlara muhtaç olmaması için onların gelebilmesi lazım, bunun için de güven vermek lazım yatırımcılara. Bu dönemde kazanılan paralar maalesef yurt dışına çıktı, bunların getirilebilmesi, Türkiye ekonomisinin ayağa kaldırılabilmesi lazım.

Her şeyin çaresi var, bu ekonomik krizi de hallederiz ama bu zihniyetin de değişmesi lazım, bununla ilgili örneklendirme yapmak istedim.

Sabrınız için teşekkür ediyorum. Teşekkür ediyorum ayrıca Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına söz talepleri karşılandı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, yerinizden mi söz talebiniz var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup adına Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Efendim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – AK PARTİ Grubu adına söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Mutabakat var, mutabakat.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Muhalefet iktidarın sözünü kesmesin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Yapmayacağım” dediğin işi yapmayacaksın, “Yapmayacağım.” demeseydin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teşekkür ediyorum.

Aslında, bu kanun görüşülürken Plan ve Bütçe Komisyonunda bütün siyasi parti gruplarından arkadaşlarımız ellerinden geldiğince katkı verdiler, kendilerine teşekkür ediyorum. Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Levent Bülbül’le beraber Plan ve Bütçe Komisyonuna katıldık, orada da arkadaşlarımızın görüşlerini bir miktar müşahede ettik. Ki saat hemen hemen yarım civarında, Plan ve Bütçe Komisyonunda 13 maddelik kanun teklifi arkadaşlarımızın yapıcı eleştirileri, çeşitli önermeleri doğrultusunda değerlendirildi ve geçti, bugün de… Ki bundan önce, zaten cuma günkü bütçe görüşmelerinin son gününde siyasi parti gruplarıyla yaptığımız istişare sonucunda “Biz, kanun teklifini verelim, pazartesi günü Komisyon, görüşmelerine başlasın.” dedik, bütün siyasi partiler, gruptaki arkadaşlarımın grupları buna “Evet.” dediler ve saat on birde başladılar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çabuk, çabuk, çabuk.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - İnsicamımı bozma. Teşekkür ediyorum bak bütün siyasi partilere.

Bu çerçevede, hakikaten önemli düzenlemeler yapılıyor. Arkadaşlarımızın bazı eleştirileri var, itirazları var.

1’incisi: Bu döviz tevdiat hesaplarını Türk lirasına çevirmekle birlikte… Sayın Kuşoğlu, biraz önce “82 bin kişinin 1 milyon ve üzerinde döviz tevdiat hesabı var.” dedi, ben şimdi bakanlıktan onu sordum “Toplam yurt içi yerleşiklerin -ticarethanesi olanlar hariç, ticari mevduat hariç- döviz mevduatları ne kadardır?” diye net bir bilgi alayım dedim ama Komisyon üyesi arkadaşlarımızın oradaki verdikleri ifadelerin de doğru olduğu inancıyla, sanıyorum, 141 milyar dolar civarında yurt içi yerleşiklerin bir döviz mevduatlarının olduğunu söylediler, Plan ve Bütçe Komisyonundaki değerli arkadaşlarımız bunu ifade ettiler.

Bakınız, dün Merkez Bankasının açıkladığı tebliğde 20 Aralık ve öncesindeki döviz tevdiat hesaplarını Türk lirasına döndürdükleri takdirde üç aylık, altı aylık, dokuz aylık ve on iki aylık olmak üzere, bir kereye mahsus olmak kaydıyla, mevcut dövizini Türk lirasına çevirirse... Ki, o günkü repo yani her gün açıklanacak repo faizi... Ki, o da politika faizi dediğimiz oran, şu anda yüzde 14 politika faizi var. Bunu, Türk lirasını yüzde 14 politika faiziyle yatıracak; üç ay sonra yani dövizin bozdurulduğu gün, vadenin hitamındaki gün eğer piyasada döviz ile faiz arasında bir fark olduğu takdirde Merkez Bankası; 5’inci maddenin (2)’inci fırkası...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dokuz ay yok, dokuz ay yok; düzelt.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Üç ay...” diyor, peki. Ben Maliye Bakanlığının... “Üç ay, altı ay, dokuz ay, on iki ay...” diye geçiyor; 5’e (2)’de veya 5’e (3)’te. Bu, 20 Aralık ve öncesiyle ilgili kısım. Elimizde hepsini not olarak tutamıyorum Sayın Altay, ancak buradakileri telaffuz edebiliyorum.

Bu çerçevede, eğer, üç ay sonra, döviz bozdurulduğu anda döviz ile politika faizi arasında bir fark olduğu takdirde bu fark mudiye, müşteriye           -Merkez Bankası kaynaklarından karşılanmak üzere- ödenecek. Şimdi, bütün varsayımımızda “Üç ay sonra dolar fiyatları yine yükselir mi acaba?” endişesiyle ortaya çıkan bir durum söz konusu. Eğer, biz bu istikrarı sağlayabilirsek, istikrarı devamlı hâle getirebilirsek; hep beraber yapacağımız faaliyetlerle, katkılarla birlikte döviz fiyatları yüzde 10-12... Bugün, şu anda 12 lira 54 kuruş herhâlde, tam bilmiyorum. Bugün döviz bozduranlar veya tevdiat hesaplarını TL’ye döndürenler 12,5 liradan bozdurdular. Eğer, 12,5 lira veya 12,5 liranın altında olduğu takdirde, vatandaş yüzde 14 politika faizi kadar gelir elde etmiş olacak. Diyelim ki, vatandaş yüzde 14 politika faizinin üzerinden 100 lira para yatırdı, politika faiziyle de -yıllık diye konuşalım- 14 lira gelir elde etti ama döviz kuru da 20 lira oldu. Aradaki 6 liralık fark, vatandaşa döviz kurundan dolayı ortaya çıkan kaynak olarak Merkez Bankası kaynaklarından verilmiş olacak. Eğer kur beklenildiği gibi 12 lira civarında, 12-12,5 lira civarında gittiği takdirde, piyasadaki mevduata verilen faiz oranı yüzde 14 olarak gerçekleşmiş olacak.

Bu manada ne ortaya çıkıyor? Bankaların, kaynaklarını temin ederken daha verimli, daha uygun ortamda kaynak elde etmelerini ortaya çıkarmış olacak. Piyasada şimdi kredi faizleri 22 ile 30 arasında değişen oranlarda olduğu ifade ediliyor. Kredi faizlerinin kamu bankalarında yüzde 16, özel bankalarda 22 ile 30 arasında olduğu ifade ediliyor. Neden? Kaynakların maliyetinin yüksek olmasından kaynaklı bir faiz oranının var olduğunu görüyoruz. Eğer sistem bu şekilde devam ettiği takdirde, 12,5 liranın altında bir döviz kuru olduğu takdirde, politika faizi artık mevduatın faizi olarak devam edecek ve bankaların maliyetlerinde önemli ölçüde bir azalış sağlamış olacak. Banka maliyetlerindeki azalışla birlikte, artık kredi faizlerinin de belirli bir zaman süreci içerisinde aşağı doğru geldiğini göreceğiz. Yani mevduat faizine verilen maliyet 14, artı, diğer masraflar vesaire gibi konuları işlediğimiz takdirde kredi faizlerinin, işletmenin ihtiyacı olan kredi faizlerinin de hızlı bir şekilde düştüğünü bu manada görmüş olacağız.

Sayın Kuşoğlu’nun senaryosu “Yeniden bir şey ortaya çıkarsa!” diye ifade ettiği ve “En direkt bir şekilde faiz aktarımı!” diye söylediği bu konu, böyle bir şey varsayımlar üzerine kurulmuş bir süreç ama varsayımı tersine döndürdüğünüz takdirde politika faizi… Yani, vatandaş, yüzde 14’ten aşağıya nemalanmayacak ama döviz daha fazla artarsa o aradaki farkı almış olacak.

Hazine ve Maliye Bakanlığının yaptığı konuyla ilgili… Haklısınız, bu konuda bütçeden bir kaynak aktarılması gerekiyor onunla ilgili yasal düzenlemeye ihtiyacımız var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi söylüyorsun, biz söyledikten sonra söylüyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Altay, aklın yolu bir, ister muhalefet söylesin ister başkası söylesin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani hani diyorsunuz ya: “Biz, sizin bütün doğrularınıza evet demeyiz.” Biz, sizin doğru olanlarınıza “evet” diyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Evet demeyiz.” demedik. Biz, sizi alkışlamak zorunda değiliz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama bakın, bu mevzuatın yapılması için şuanda Bakanlık bu işi yaptı, ne zaman ihtiyaç doğacak?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne zaman doğrunuz oldu ki zaten.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ödemeler yapıldığı anda bu ihtiyaç doğacak, belki ödemeleri de çıkmayabilecek ama altyapısını oluşturabilmek için bunu yapmamız gerekiyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Maliye Bakanının bildirisi ne?

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Ben çalışıyorum Başkanım bu konuda. Ben kanun teklifini çalışıyorum…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir de değerli milletvekilleri, Sayın Kuşoğlu…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bizim doğrumuza “evet” dediğiniz için teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Bir de bundan faydalanacak mevduatların vadelerini de söyleyin Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kanun üzerinde milletvekili arkadaşlarımız çalışıyor.

Şimdi, Sayın  Kuşoğlu, Plan ve Bütçe Komisyonunda asgari ücretle ilgili bizim açıklamalarımızı ifade etti. Biz, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Levent Bülbül’le beraber yaptığımız istişare sonucunda bunu Genel Başkanlarımıza aktaralım, Genel Başkanlarımızın kanaatini alalım ki siz de öyle yapıyorsunuz herhâlde.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Burada bir milletvekili keyfi olarak bir şey de veremiyor, bütün siyasi parti gruplarında milletvekilleri, araştırma komisyonu veya kanun tekliflerini verirken önce siyasi parti gruplarına gidiyor, gruplar değerlendirmesini yapıyor “Verebilirsin veya veremezsin.” diyor. Bizim Genel Başkanımız neyse, İYİ Partinin Genel Başkanı nasılsa, Milliyetçi Hareket Partisi ve diğer partilerin Genel Başkanlarıyla da –biz zaten onların vekiliyiz- onlarla da istişare ediyoruz. Nitekim, iki Genel Başkanla istişare ettik, dedik ki bunu sadece ücretlilerle ilgili değil -Çalışma Bakanlığının internet  sitesinde ücretlilerle ilgili kısmı kapsıyordu- önce 6 milyon 90 bin asgari ücretliyle ilgili bir kanun teklifi verdik, sonra bunu yapılan hesaplamalar, senaryo çerçevesinde 4.250 lira civarında ücret alanlar ne kadar olabilir dedik, o günkü rakamlar itibarıyla yani 20 Aralık tarihi itibarıyla 8 milyon 900 bin kişinin asgari ücret seviyesinde ücret alacağı tahmini ortaya çıktı -ki etki analizinde size Plan ve Bütçe Komisyonunda ifade ettiğim rakamlar da onu anlatıyordu- ve geldik, anlaştık, biz bu konuyla ilgili düzenlememizi -önergemizi- yaptık. Sayın Başkan da Komisyon Başkanımız da… İlk söz -Plan ve Bütçe Komisyonunun en başından beri geleneği- önce Komisyon üyelerine, daha sonra milletvekillerine verilir. Milletvekilleri söz aldıktan sonra bize de Sayın Başkan söz verdi -açıklama ihtiyacı hissettik- ve AK PARTİ Grubu olarak, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, Cumhur İttifakı olarak, biz, sadece ücretlileri değil, maaş ve ücretlileri de kapsayan bir şekilde önergeyi getirdik. Milletvekili arkadaşlarımız uygun görürlerse, imzalarlarsa, Komisyonumuz da takdir ederse Plan ve Bütçe Komisyonundan böyle bir metin geçer ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde vatandaşımıza bu imkânı hep birlikte sağlamanın mutluluğunu yaşarız diye ifade ettik. Yapılan iş tamamen İç Tüzük ve Komisyon çerçevesinde ortaya çıkmıştır.

Bakın, Anayasa’nın 88’inci maddesi “Kanun teklifi vermek sadece milletvekillerine aittir.” diyor. Genel Kurulda her milletvekili kanun teklifi verebilir ama Komisyonda önergeyi sadece Komisyon üyesi milletvekilleri verebilir, başkaları önerge verme imkânına sahip değil. Ben orada bir teklifte bulundum ve Grup Başkan Vekilleri olarak, Cumhur İttifakı olarak dedik ki bizim böyle bir şeyimiz var; Komisyon üyeleri takdir ettiği takdirde, milletvekilleri uygun gördüğü takdirde bunu gerçekleştiririz. Ve teşekkür ediyorum, tartışmadan, arkadaşlarımız da farklı teklifler sunarak “Şöyle olsa daha iyi mi olur?” gibi ifadelerle bunu bize izah etmeye çalıştılar.

 Şimdi, yapılan düzenleme şu: Aylık 4.250 lira net ücret alan kişinin gelir vergisi istisna kapsamına intikal ettirilmiş oldu yani -bunu yuvarlayarak söyleyeyim- brüt yıllık 60 bin lira ücretle, 60 bin lira ücret ve ücret benzeri gelirler vergiden istisna hâle gelmiş oluyor, vergiye tabi değil. Ondan sonraki ücretler yüzde 15, yüzde 20 neyse, hangi bareme giriyorsa o şekilde devam edecek. Yani burada biz milletvekilleri olarak, Anayasa’nın bize verdiği yetkiyi kullanarak bu işi yaptık. Bunu niye Hükûmetten beklersiniz? Yasama, yürütme, yargı… Yasama, yasama işini yapacak; yürütme, talep edecek, yasama, eğer bunu doğru bulursa Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarında ve Genel Kurulunda teklif edecek, yine yasama kabul ederse bunu icra edecek.

Sayın Kuşoğlu’nun söylediği de şu olabilir: Belki Anayasa’nın 88’inci maddesinde “Hükûmet de tasarı verebilir.” diye bir ifade konulması doğru olur muydu, olmaz mıydı, bu tartışma gerektiren bir konudur. Yani o manada da bakılır, eğer tasarı verme konusunda bir ihtiyaç hasıl oluyor diyorsanız, siyasi parti grupları olarak değerlendiririz, Anayasa’nın -yanlış bilmiyorum herhâlde maddeyi- 88’inci maddesindeki bir değişiklikle “tasarı ve teklifler” diye ifade edebiliriz. Daha önce biliyorsunuz Anayasa’da “tasarı” diye bir hüküm söz konusu değildi, yine Anayasa’da “kanun teklifleri” diye geçerdi. Bizim İç Tüzük’ümüzde Hükûmet tarafından gelen kanun teklifleri tasarı olarak değerlendirilir, milletvekilleri tarafından verilenler de teklif olarak değerlendirilirdi; yine Anayasa’da böyle bir durum söz konusu değildi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Son cümlem Sayın Altay, lütfen iktidarın sözünü kesmeyin, milletvekilinin sözünü.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Peki.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Anayasa’nın 88’inci maddesinde yine kanun teklifi vermeyle ilgili bir düzenleme yapılmış ama Anayasa’nın 88’inci maddesinde altı çizilerek “Kanun teklifleri sadece milletvekilleri tarafından verilebilir.” diye de ifade kullanılmış.

Ben, hem Komisyonda katkı sağlayan Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi bütün siyasi partilerden değerli arkadaşlara, hem de Komisyonda katkı sağlayıp eleştirileriyle bizim farklı şeyler düşünmemize imkân sağlayan değerli muhalefet partisinin temsilcisi -Komisyon temsilcisi değil- Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi milletvekili arkadaşlarıma katkılarından dolayı teşekkür ediyorum, hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, gruplar adına söz talepleri tamamlandı.

Şimdi, şahıslar adına ilk söz, Sayın Mehmet Bekaroğlu’nda.

Sayın Bekaroğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

299 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin geneli üzerinde şahsım adına söz aldım.

Bu kanun teklifi daha evvel de anlatıldı değerli arkadaşlarım; aslında kamuoyu “asgari ücretin vergi dışı bırakılması” diye gördü. Nitekim Komisyonda yapılan tartışmalarla sadece asgari ücretlilerin asgari ücretinin vergi dışı bırakılması değil bütün çalışanların asgari ücret kadar gelirlerinden vergi alınmaması şeklinde karara bağlandı; doğru bir şey yaptınız. Yıllarca Cumhuriyet Halk Partisinin ve birçok partinin, birçok insanın söylediği bir şey; geç bile kaldınız, doğru bir şeyler yaptınız. Bakın, doğru şeyler yaptığınız zaman doğru şeyler yaptınız diyoruz. Başka doğru şeyler de yapıyorsunuz. Bakın, memura ve emeklilere de ek zam vereceksiniz, çiftçiye kuraklık… Bunları, aslında pandemide bütün dünya verdi, siz, şimdi yavaş yavaş veriyorsunuz. Ciddi sıkıntılar olduğu görülünce yavaş yavaş veriyorsunuz; bunlara bir şeyimiz yok.

Daha evvel siz bunu yapmıştınız ya da 2010’da işte, çok ciddi muhalefet edilecek Anayasa değişikliklerini “Evren’i yargılayacağız.” diye getirdiniz, böyle şeyler yaptınız. Bu kanunda, bu teklifte çok eleştirebileceğimiz, yapılmaması gerekli maddeler var. Ben 2 3 tane maddeyle ilgili çok kısa birkaç cümle söyleyeyim arkadaşlar. Yani bunlardan 1 tanesi, çok basit geçeceğim için şey yapayım, kamu üniversitesi hastaneleriyle ilgili bir iyileştirme gibi görülüyor, gerçekten iyileştirme. Üniversite hastanesi SGK’yle bir anlaşma yapıyor, işte “2 milyar TL’lik ilaç vereceğim.” diyor. 2 milyar üzerinde SGK ödeme yapıyor, sonra faturayı kesiyor, 1,5 milyarlık fatura kesebiliyor. “Aradakinden vazgeçiyorum, aradakini iade etme.” diye bir şey verdi. Arkadaşlar, arada düşük fatura olmasının sebebi “SUT” diye bir şey var yani Sağlık Uygulama Tebliği. Burada 2016’da kalmıştır, üniversite hastaneleri bundan dolayı batıyor. Eğer bir şey yapacaksınız bu “SUT” denilen Sağlık Uygulama Tebliği’ni yenileyin ve bunun fiyatlarını güncelleyin, üniversite hastaneleri batmasın, tıp eğitimi ortadan kalkmasın. Eğer yapacaksanız böyle bir şey yapın.

BOTAŞ’la ilgili bir düzenleme yapılıyor. BOTAŞ’ın borcu siliniyor. Ya, bayram değil, seyran değil; ne oldu? Niye BOTAŞ’ı öptü Hükûmet ya da tersi, BOTAŞ Hükûmeti öptü. Ne oldu? Niye bir sürü güzel varken sadece BOTAŞ öpülüyor? BOTAŞ’la ilgili bir şey var, borcu siliniyor. Ha, KDV’den kaynaklanan borcu, mahsup edilmek suretiyle falan siliniyor ama borcu siliniyor. Öyle anlaşılıyor ki bu, Körfez seyahatlerinde BOTAŞ’la ilgili iyi şeyler -tırnak içinde- düşünmeye başladınız ve BOTAŞ’ın bilançolarını falan temizlemeye çalışıyorsunuz. Takip edeceğiz arkadaşlar, BOTAŞ kaldı, Elektrik Üretim Anonim Şirketi kaldı, Elektrik İletim Anonim Şirketi kaldı, bir şey kalmadı yani onları da satacaksınız, öyle görülüyor ama buna vaktiniz olmayacak, ömrünüz buna yetmeyecek, ben öyle sanıyorum, öyle inanıyorum.

Başka önemli bir değişiklik var burada, bu da çok önemlidir, çok tehlikelidir, Meclisin bütçe yapma hakkını -her şeyi devrettiniz- Cumhurbaşkanına devrediyorsunuz. Böyle bir şey yapamazsınız değerli arkadaşlar. Tabii Meclis, tabii Meclis her şeyi yapıyor, Parlamento ama Parlamento, Anayasa’nın belirlediği şeyleri yapar, onun dışına çıkamaz; siz çıkıyorsunuz. Bakın, evet, bütçede bir fazlalık oluşmuş, 300 milyara yakın bir paranın kullanılması yetkisini, dağıtılması yetkisini Cumhurbaşkanına devrediyorsunuz. Ya, bu olmaz, teknik olarak da olmaz; bu, doğru değil arkadaşlar; Anayasa’ya aykırıdır, böyle bir şey yapmayın; bu, Meclise hakarettir, millete hakarettir, demokrasiyi yok saymaktır; yapmayın. Bugün yaşamış olduğumuz krizlerin temelinde sizin bu gelenekleriniz var. Bu, kuralları tanımamanız, kurumları tanımamanız, Anayasa’yı tanımamanız, demokrasiyi tanımamanız, bugün yaşamış olduğumuz sıkıntıların temelinde gerçekten bunlar var değerli arkadaşlarım.

Ne yaşıyoruz bugün, şu anda? Kalan süremde de bunları anlatayım. Değerli arkadaşlarım, şimdi, bugün Cumhurbaşkanını dinledim, işte AK PARTİ’nin diğer sözcülerini dinledim, biraz evvel Grup Başkan Vekili Bülent Bey de konuştu. Kusura bakmayın, özür dilerim yani propagandanın ötesinde, özellikle Cumhurbaşkanının bizi suçlamış olduğu propaganda, aslında Goebbelsvari propagandalarla… MHP’nin temsilcisi de öyle yaptı yani korkunç bir şey var. İşte, “Biz bir şey yapıyoruz, memleketi düzeltiyoruz, büyük bir saldırı var.” İşte, “Her türlü saldırı; şimdi de döviz üzerinden, kur üzerinden bir saldırı var.” “Memleketi düzeltiyoruz, yaptığımız şeylerle ilgili sesinizi çıkarmayın, çıkaranlar teröristtir, haindir, millet düşmanıdır, vatan düşmanıdır.” filan... Arkadaşlar, ne yapıyorsunuz siz ya? Sadece bu tutumunuz, bu davranışız bile bu problemlerin ortaya çıkmasında son derece önemli. Kardeşim, ülkenin yarısını nasıl terörist, hain filan ilan edebilirsiniz ya? Siz nereden geldiniz, ne yapıyorsunuz?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Kim demiş?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Öyle bir şey yok ya, öyle bir şey yok! Sen öyle olmasını istiyorsun ama öyle bir şey yok!

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Biraz evvel Grup Başkan Vekiliniz buraya çıktı, bir muhalefet partisi milletvekiline dedi ki: “Senin bu söylediklerin suçtur.” Bakın, nereye kadar götürüyorsunuz. Bir milletvekili çıkıyor, Meclis kürsüsünde bir şey söylüyor, “Senin bu söylediklerin suçtur.” deniyor. Ya, Meclis kürsüsünden söyledikleri “suç” diye itham edilemez ki yani. Nereden tutacaksınız bunu, nereden anlayacaksınız?

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Bir kere, dokunulmazlık zırhı var ama yaptığı eylem suçtur.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, bunlar suç filan değil.

Bakın, sizin ne yaptığınızı söyleyeyim. Bu mantık tabii, nasıl mantık değil ya? Terörize ettiniz memleketi kardeşim, herkesi terörist ilan ettiniz. Yok böyle bir hakkınız ya, yok böyle bir hakkınız ya. Yapamazsınız bunları ya, bu çaresizliğinizin ifadesidir. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Kim yapmış?

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – İç Tüzük’ü okuyalım…

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bakınız, ne yaptınız arkadaşlar? Siz Türk lirasını batırdınız. Doları yükselten öyle dış güçler, mış güçler filan değildi, bizzat sizdiniz. Siz betona kafa attığınızdan dolayı dolar yükseldi arkadaşlar. Siz “Serbest piyasanın içinde kalacağız.” diye ısrarla söyleyeceksiniz; ondan sonra serbest piyasa size dayatıyor, başka kimse dayatmıyor. Ne yaptınız şimdi? Türk lirası mevduat geliri yani mevduata endeksli gelir. Nedir bu peki? Faizi artırdınız değerli arkadaşlarım, yaptığınız şey bu. “Kur dalgalanmaları dolayısıyla ortaya çıkacak, faizden fazla, vadeli hesaplarda fazla para varsa bunları ödeyeceğim.” Neyle ödeyeceksin? “İlk defa şey yapanlar için bir kısmını Merkez Bankasından ödeyeceğim, bir kısmını da hazineden ödeyeceğim.” diyorsunuz. Ya, böyle bir şey… Bu, örtülü faiz yani bu faiz arkadaşlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yanlış anlamışsın sen, öyle değil.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Ha, hileyişeriye “Faiz dememek için böyle söylüyoruz.” Hayır kardeşim ya, siz algı operasyonu çekiyorsunuz, sizin yaptığınız şey budur. Aslında sizin ülke için falan bir şey yaptığınız yok değerli arkadaşlarım, bunlar çok anlamlı şeyler değil. Üç dört ay sürmez, geçici bir şey yaptınız, çok kısa süre sonra, en kısa zamanda bu geçecek gidecek. Ne olacak biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? Nereden karşılayacaksınız bu paraları? Ben size söyleyeyim: Dolaylı vergileri artıracaksınız, başka çare yok.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – İhtiyaç kalmayacak.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Başka kamu hizmetleri için ayrılan, harcanması gerekenleri kısacaksınız yani milletin şeyini kısacaksınız. Yetmez bunlar arkadaş, Merkez Bankası banknot basacak, Banknot Matbaası çalışacak, bu da enflasyon olarak yansıyacak, üç ay sonra, dört ay sonra -yaşarsak- bu kürsüden hepimiz göreceğiz. Bir şey yaptığınız yok; yaptığınız tek şey var, algı operasyonu, aslında algı operasyonunu siz çekiyorsunuz millete karşı.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Algı sizin işiniz.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Vade farkıymış, kâr ortaklığıymış; bunları daha evvel görmüştük. Çıkmışlardı o koca koca hocalar, yeşil sarıklılar, sarıksızlar çıkmışlardı efendim, işte “Enflasyon kadar olursa faiz olmaz.” yok işte, “Vade farkı olursa…” Ya, arkadaşlar, kimi aldatıyorsunuz? Beni aldatın, milleti aldatın, garibanı aldatın, asgari ücretliyi aldatın; yahu, Allahutaala’yı aldatabilir misiniz? Böyle bir şey var mı? (CHP sıralarından alkışlar) Var böyle bir şey, gelenekte de var ha, Muaviye’den bu yana geliyor, evir çevir, heva ve heveslerini nas olarak millete dayat. Bu gelenek yeni ortaya çıkmış değil, bu gelenek öteden beri var değerli arkadaşlar, bunlar oluyor. Bakın, düşman filan aramayın değerli arkadaşlar, kimse size birtakım operasyonlar filan çekmiyor, siz millete operasyon çekiyorsunuz. Ya, ülke gerçekten battı arkadaşlar, gerçekten…

Bakın, ne oluyor bu ülkede biliyor musunuz? Bu ülkede sabah Merkez Bankası 80-100 milyar TL’yi yüzde 12 faizle bankaları fonluyor, öğleden sonra aynı bankalar yüzde 22’yle, 24’le hazineye para veriyor, hazine oradan borçlanıyor Bu nedir biliyor musunuz? Bu, 1990’ların sonundaki iştir, oraya döndük; bu, iflastır değerli arkadaşlarım; bu, gerçekten -özür dilerim, kusura bakmayın, SPK mı, hangi kanun beni yargılayacak bilmiyorum- batmaktır. Ya, sizin “dış güçler” filan dediğiniz şeyler… İşler iyi giderken deniliyordu ki: “Dış güçler falan bizi batırmaz, koca ülke batırılır mı?” Ya, bu ülke… İhracat filan yapacaksınız ya, oraya yapıyorsunuz; dünya kadar para, borç aldınız ya, oraya yapıyorsunuz. 300 milyar dolar doğrudan yatırım yaptılar. Siz, 446…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum.

446 milyar dolar borcumuz var, dış borcumuz var. Oraya aldınız, şey yapacaksınız, biliyorsunuz bütün bunları. Dış düşman filan, bunlar yok, beceriksizlik var ve sebebi de şu değerli arkadaşlarım: Zamanında bol para vardı, parayı aldınız -Sayın Binali Yıldırım da bunu söyledi- ne yaptınız bu parayı? Bu parayı gerçekten teknolojiye yatırmadınız, gittiniz betona gömdünüz, betona gömerken de işte, 21/b marifetleriyle, KÖİ marifetleriyle yandaşlara dağıttınız. Şimdi Sayın Binali Yıldırım’ın dediği gibi geldi ödeme zamanı. Evet, ödeme zamanı geldi; yok, elde avuçta yok. Yaşadığımız problem bu. Bunun birinci derecede sorumlusu sizsiziniz değerli arkadaşlarımın. Bunu millete anlatacaksınız -millet biliyor zaten- bunun hesabını vereceksiniz. Nerede? Sandıkta vereceksiniz ve bu işi 2023 Hazirana kadar uzatma şansınız yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Fazla hırpalanmadan bir an evvel getirin sandığı koyun, millet de rahat etsin, siz de rahat edin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Hatip konuşmasında Milliyetçi Hareket Partisini de zikretmek suretiyle, ismen de zikretmek suretiyle toplumun yarısını terörist ilan etmek ve aynı zamanda dış güçler meselesiyle ilgili olarak da değerlendirme…

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı iki dakika süre veriyorum.

Buyurun lütfen. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, öncelikle bu dili çok mahzurlu, sakıncalı ve tehlikeli bulduğumu ifade etmek istiyorum.

Şimdi, bu ülkede, bu memlekette “dış güçler, iç güçler” devamlı bir tartışma konusudur. Fakat eğer Türkiye'nin özellikle 15 Temmuz sonrasında, 15 Temmuzla birlikte karşılaştığı meseleleri doğru bir şekilde analiz edip millete siyaset kurumu olarak sorumluluk duygusu içerisinde doğru bir şekilde ifade edemediğimiz takdirde bu memlekete, bu millete en büyük kötülüğü yapmış oluruz. Şimdi, bu noktada, özellikle ABD’nin, AB’nin, diğer başka güçlerin bazı terör örgütlerini aparat olarak kullanıp Türkiye’ye yönelik faaliyetlerini artık sağır sultan duymuş. Gören gözün, duyan kulağın bunları bir şekilde tespit etmesi gerekir. Bu kadar netameden, başımızdan geçen bu kadar badireden sonra, burada çıkıp da “Hadi canım sen de” diye bunu ifade etmek büyük bir yanlıştır, büyük bir bühtandır. Şimdi, Türkiye'nin başından 15 Temmuz’un geçmesi, terörle mücadelenin varlığı, daha bu sene iki yüz bin saat donanmamızın denizlerimizde seyir hâlinde oluyor olmasının Türkiye’ye yüklediği mali yükün sizler çok iyi farkındasınız. Bunu nasıl görmezden geliyorsunuz? Türkiye'nin üzerinde büyük yüklerin olduğunu, etrafında büyük bir kuşatmanın olduğunu tespit etmek durumundayız ama sorun şu: Biz ekonomik sıkıntıları siyasi, sosyal, güvenlik, dış politikayla birlikte, bunların hepsini bir arada değerlendirmek durumundayız diyoruz. Bunları bir arada değerlendirmediğimiz zaman en hafif tabirle insafsızlık yapmış oluruz diyoruz. Grup konuşmalarınız da aynı, buradaki konuşmalarınızda ayrı “Türkiye’de ekonomik sıkıntı var, bu sadece Adalet ve Kalkınma Partisinin veyahut da Milliyetçi Hareket Partisinin keyfiyetinden kaynaklanıyor.” gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Hayır.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika daha veriyor musunuz?

BAŞKAN – Vermiyorum.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Devamla) – Vermiyor musunuz?

BAŞKAN – Vermiyorum ama açayım mikrofonunuzu sözlerinizi tamamlayın.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Devamla) – Şimdi, aynı memlekette yaşıyoruz; Doğu Akdeniz’de yaşananları görüyorsunuz, Türkiye'nin güneyinde yaşananları görüyorsunuz “PYD’yi sorun olarak görmüyorum.” derseniz, bunlar tabii ki sizin için sıkıntı değildir ama Türk milleti için ve geleceğimiz için tehdittir bu. Biz bunu biliyoruz, bunun idrakindeyiz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dedeağaç’ta var olan askerî yığınağa, Yunanistan’daki gelişmelere, Libya’da olup bitene eğer “Bizim, Türkiye adına kayıtsız kalmamız gerekir.” diyorsanız, “Hafter’i tercih etmemiz gerekir, yanlış yapıyoruz.” diyorsanız, ortada sıkıntı var demektir. Türkiye kendi hak ve menfaatlerinin bu şekilde mücadelesini vermek zorundadır. Bu mücadelenin bir bedeli vardır. “Şu an karşılaştığımız ekonomik anlamdaki sıkıntıların içerisinde bunların payı yoktur.” diyorsanız millete yalan söylüyorsunuz demektir. Bunu ifade ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani çoklu sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Efendim, çoklu sataşmadan tek bir söz verme şansım var, onu kim kullanacak; siz mi, Sayın Bekaroğlu mu?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şöyle, Sayın Bekaroğlu konuştuktan sonra değerlendirme yaptığı için Sayın Bekaroğlu’na sataşmadan söz talep ediyorum. Sevgili mevkidaşıma bir cümle söylemek istiyorum…

MUSTAFA BAKİ ERSOY (Kayseri) – Ne alakası var Başkanım ya?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bekaroğlu’na sataşmadım ki ben, Cumhuriyet Halk Partisine sataştım; temsilcisisiniz, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sevgili mevkidaşım: “Dış güçler yok.” diyen sizin destek verdiğiniz Hazine ve Maliye Bakanı.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Hayır, son meseleyle ilgi dediniz, siz söylüyorsunuz. “Dış güçler yok.” diye kendisi söyledi, ona cevaben söyledim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hazine ve Maliye Bakanı söyledi, “Dış güç falan yok.” dedi.

Ben Sayın Bekaroğlu’na sataşmadan söz talep ediyorum efendim. 

BAŞKAN – Evet, buyurunuz Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Dış güç yok.” diyen Maliye Bakanı ya.

ZÜLFÜ DEMİRBAG (Elâzığ) – Dolara müdahale için dedi onu.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Kürsüye müdahale ediyorum.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Ne demek istiyorsunuz “Kürsüye müdahale ediyorum.” falan? Psikiyatriste ihtiyacın var senin, halüsinasyon içinde yaşıyorsun.

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu, sizden bir ricam var, giderken de lütfen onu iyice temizleyin de öyle bırakın kürsüye.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Çok güzeldi Başkanım.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Peki.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Arkadaşlar, şimdi, 15 Temmuz sonrası olup bitenleri değerlendirememek işte “kuşatılmıştır…” Ya, elbette kardeşim, uluslararası ilişkiler böyledir, bütün dünyada bu şekildedir. Bakın, Adalet ve Kalkınma Partisi henüz MHP'yle ortak olmadan “sıfır sorun”la bu bölgede arabulucuydu, her şeyi hallediyordu. Ne oldu değerli arkadaşlarım, ne oldu da herkes düşman oldu? İşler kötüye doğru gidince herkes düşman oldu.

Değerli arkadaşlarım, elbette Hükûmet, bu ülkeyi yönetenler bu ülkeyle ilgili riskleri hesaplamak ve gerekli tedbirleri almak zorundadır. Ama efendim, sen ülkenin kaynaklarını KÖİ’lerle, şunlarla bunlarla dağıt, çarçur et, ondan sonra ekonomi sıkıntıya girsin,  gel de ki: “Kardeşim mazeretim var.” “Mazeretin ne?” “Ya, düşmanlar saldırdı, saldırı karşısındayız.” Ee, sonra da borç para alacağız, onlardan borç para alacağız; ihracat yapacağız, onlardan yapacağız… Öyle bir şey yok, öyle bir uluslararası ilişki yok, öyle olmaz değerli arkadaşlarım. Bakın, sadece “KÖİ” dediğimiz yöntemle 5 liraya yapılacak şeyi 15 liraya yaptırıyorsunuz, o 15 liraya kefil oluyorsunuz, sonra…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ama tedarik… El hareketine dikkat et.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Yok, elimde farkındayım.

…gidiyorsunuz, 75 liralık garanti veriyorsunuz. Bu milletin…  Bütün bunlara bakan sizin CDS’inizi, kredi puanlarınızı, güvenilirliğinizi, notlarınızı düşürüyor, düşürünce işler karışıyor; bu, sizin beceriksizliğinizdir, hatta açgözlülüğünüzdür, sizin yanlışlıklarınızdır, sizin, milletin kaynaklarını yanlış kullanmanızdan kaynaklanıyor. Bunu söyleyici muhalefet hain olacak öyle mi? Gidin oradan be! Hadi oradan! Ya, bunu söylediğimiz zaman… Hadi oradan! (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkan, fısfıs, fısfıs…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bekaroğlu, lütfen, fısfıs, fısfıs…

BAŞKAN – Fısfıs…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, giderken… Sayın Bekaroğlu fısfıs yapın, giderken de yapın.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Bak, seni de fısfıslarım. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve 95 Milletvekilinin Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 299) (Devam)

 

BAŞKAN - Şahıslar adına son söz Sayın İbrahim Aydemir’in.

Buyurun Sayın Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Değerli Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer milletvekillerini yüreğimden kopup gelen muhabbetle selamlıyorum.

Arkadaşlar, Sayın Kuşoğlu’na hususen teşekkür ediyorum. Burada yapılanlara dönük müspet kayıtlar düştü hiç olmasa, keşke diğerleri de yapabilselerdi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ya, hepsi yaptı, hepsi. Anlayamamışsınız, anlayamamışsınız.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, ön tarafa alayım sizi.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Şimdi, efendim, Levent Başkanımın sitemi var ama Levent Başkanımın ıskaladığı bir hâl var.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Anlayamamışsınız.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Dinle ya! Dinle ya!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Gazi Mustafa Kemal Atatürk şunu söylüyor -Gençliğe Hitabe’deydi galiba- diyor ki: “İç ve dış düşmanlar emellerini, kötü niyetlerini tevhit edip bir araya getirmiş olabilirler.” (CHP sıralarından gürültüler) Tam da bu hâl caridir. O yüzden, onların dış güç görmemesi bu sebeptendir.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) –  El insaf ya!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ya  hemşehrim...

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) –  Yeter ya! Ne hemşehrisi ya, bir sus, bir dinle ya!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Bir kısım özellikle Türk, Türkiye düşmanları, millî, yerli duruş düşmanları maalesef, içeridekilerle birlikte hareket ettikleri için amiyane ifadesiyle at izi it izine karışmış; durum budur, o yüzden onların tevili bu sebepten dolayı hoş görülmeli diye düşünüyorum.

Arkadaşlar, Cenab-ı Hakk'a şükrediyorum, şundan dolayı şükrediyorum.... (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar biraz sakin lütfen, daha yeni başladı konuşmaya Sayın Aydemir ya! Tahammül lütfen.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Milletvekili olduğum günden bugüne, bulunduğumuz her pozisyonda, her zeminde millete hizmet noktasında önümüzü açmıştır. Şu son kanuni çalışma da bunu mebnidir, bunu içermektedir, bundan dolayı Cenab- Hakk’a şükrediyorum. Arkadaşlarımın tamamına, şurada bulunan alnı ak yüzü pak ak kadroya, şurada bulunan Cumhur İttifakı'nın Milliyetçi Hareket Partisini ifade eden, pırıl pırıl kadrolarına, hakikaten gönülden teşekkür ediyorum ki millet adına burada gayret koyuyoruz ama bunun yanında arkadaşlar, şunu da hiç ihmal etmedik biz: Yapılan çalışmalara elbette ki muhalefetin de katkısı oluyor, orada da emek veren kardeşlerimiz var,  onların da emeklerinin hakkını teslim ediyoruz. İşte, burada Maliye Bakan Yardımcımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcımız, bürokratlarımız var, hepsi katkı sundular, hepsine millet adına minnettarlığımı kayda geçiyorum. Çok şükür özel bir çalışmaydı, özel bir kanuni düzenlemeydi. Efendim, bir defa bunu saymak lazım, ne yaptık biz?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bize teşekkür et, bize. CHP’ye teşekkür et, CHP’ye.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Buraya gelenler yapılanları maalesef güme götürecek ifadeler kullandılar. Oysa yenilenebilir enerjiye dönük, millete huzur enjekte edecek özel çalışmalar yaptık. Asgari ücreti zaten konuşacağız, söyleyeceğiz arkadaşlar.

Biraz önce bir arkadaşımız bütçeyle ilgili bir şey söyledi, “Ek bütçe getirilmesi lazımdı.” diye bir kayıt düştü. Bu, aslında muhalefetin milletin önünde yaptığı bir büyük gaftır. Ek bütçe nedir arkadaşlar? Ek bütçe ilave vergi koyun demektir, başka izahı yoktur arkadaşlar. Millete ilave vergi koyun ki o ödemeleri onun üzerinden yapın demektir. Oysa biz ne yapmışız? 2021 yılı bütçesinde 1 trilyon 101 milyar gelir öngörmüşüz, tahmini gelirimiz bu demişiz. Sonra bütçe performansı çok özel çıkmış, çok şahika bir noktada tecelli etmiş; yaklaşık 1 trilyon 400 milyara yakın bir rakam orta yere çıkmış. Demişiz ki: Buradan ödemeler yapalım, bunun için de Sayın Cumhurbaşkanımıza yetki verelim. Millete ilave vergi filan getirmeyelim demişiz ama burada öylesine bir lafları eveleyip geveleyip sunmak var ki sanki biz efendim, Anayasa’ya aykırı iş yapmışız, olmaması gerekenleri hayata geçirmişiz gibi. Tam tersi, millet lehine yapılması gerekenleri yapmışız ve bakın, es geçmeyelim arkadaşlar, 1 trilyon 101 milyarlık tahmini gelir nereye çıkmış? 1 trilyon 380, 1 trilyon 397 milyara çıkmış. Bu, güzel bir yönetimle oluyor; bu, özel bir çalışmayla oluyor.

Değerli Mustafa Kalaycı Başkanım burada, bütçe görüşmelerinde çok özel kayıtlar düştü, özellikle burada hem teşekkür ediyorum hem de düştüğü kayıtlardan birkaçını paylaşmak istiyorum: Ekim ayı sanayi üretimi yüzde 8,5 artmış. Efendim, imalat sanayisi kapasite kullanım oranı kasım ayında yüzde 78’i bulmuş. İstihdamda bir yıllık artış 2,5 milyona ulaşmış arkadaşlar; dile kolay, 2,5 milyon ilave istihdam sağlamışız. Üç aydır üst üste, efendim, cari artış veriyor, cari fazla veriyoruz. Hazinenin nakit dengesi kasım ayında 30 milyarın üstünde fazla veriyor. Ya, arkadaşlar, bu değerleri gördüğünüzde yapmanız gereken şudur: Temennayla önünde durup teşekkür etmektir çünkü buralardan neşet eden bütün güzellikler hepimize yansıyor arkadaşlar, sadece Cumhur İttifakı’na, sadece bize oy verenlere değil, 84 milyon insana yansıyor. Bakın, asgari ücrette bir hususi hâl getirdik, onlarca yıla sari, konuşulan ama bir türlü hayat bulmayan beklentiyi biz geçerli kıldık, Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyoruz, onun iradesiyle şekillendi bu. Ama nasıl bir beklenti vardı arkadaşlar? Şöyle bir beklenti: Asgari ücret kadar kısımdan vergi alınmasın. Biz ne yaptık?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen yapmadın. Sen teklife bak, teklife! Sallama!

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen rica ediyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Doğru söylemiyor.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, siz müdahil olsanız da… Rica edeyim, yanında oturuyorsunuz.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Biz ne yaptık arkadaşlar? Sadece asgari ücretlilere değil, bütün çalışanlara şamil kıldık, yetmez arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, biz sadece asgari ücretlilerle yetinmedik, bütün çalışanlar… Onlarla da yetinmedik, memurlarımızı da bu işin içerisine kattık ve 84 milyondan, şu anda, bir büyük huzur enjekte edilmiş vaziyette bize dönüşler var. Yani burada, kenarda durup ortada bulunma gibi pozisyon almaya çalışanlar var, millet görüyor ya! Böyle bir şey olabilir mi? Teklifi hazırlayan biz, buradaki kardeşlerim, arkadaşlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kanun teklifini sen verdin sen! Sallama!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) –  Elhamdülillah yaptığımız işleri sahip…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sallama Sayın Aydemir, sallama!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Ha, şunu söyleyin arkadaşlar: “Ya, bizi de şerik edin, bizi de bu işe ortak edin.” deyin, eyvallah.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sallama!

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Başkanım, size de bir şey diyemiyorum, kıramıyorum sizi ben.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Gelin, sizi de ortak edelim ama bu iş…

Değerli Başkanım, ben şunu öğrendim, beni bağışla.

BAŞKAN – Ha.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Onun bağırtısı, gürültüsü, burada, efendim, konuşmacıya sükût ettiriyor; ben etmem, siz şey yapmayın, ben ona etmem.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen var ya, sen mucize bir adamsın.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba’yı kastediyorsunuz yani.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, acayip başarılı, yetenekli bir adam(!) Sizi tebrik ediyorum(!) İbrahim Aydemir Meclisin en yeteneklisi(!) Adam var ya, benzin kuyruklarına “Araba çok da onun için kuyruk var.” diyor.

Tebrik ediyorum seni Sayın Aydemir(!)

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Ona fırsat vermem. O Plan ve Bütçe Komisyonunda da bunu yapmaya çalıştı. Yaptığı iş şu arkadaşlar: Bilmeyince, efendim, heybesinde bir şey olmayınca mugalata yapıyor; başka hiçbir şey yapmıyor. Bunu millet de görüyor Veli Bey, bunu millet görüyor. Senin yaptığın hiçbir şey yok.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Boş teneke.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Biraz önce imza attığın kanun teklifini göstereceğim sana, bakalım ne diyeceksin Sayın Aydemir.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Devam et Sayın Aydemir.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Efendim, ben size bir şey söyleyeyim: Bir hususi dadaşın kaydı var, paylaşacağım şimdi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bir bakacağız, şimdi bir bakacağız, Allah aşkına bakacağız, o kanun teklifini kim imzalamış, bakacağız.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kim yazdı, kim imzaladı?

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Dadaşlardan hep güzel şeyler neşet eder, bir tanesini söyleyeyim: “Bin küp satın alınsalar, bir kayadan salınsalar, birbirine çalınsalar, seyreyleyin gümbürtüyü.”

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sonra bir taş geldi başına…

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Şimdi gümbürtüyü seyreyliyoruz arkadaşlar. Niye? Bir boşluk var. Gümbürtüye gerek yok.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kime diyorsun?

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Teşekkür ederseniz, samimi söylüyorum ki arkadaşlar, ilahi inayet size de yansır. Ama bu hâlinizle hiçbir şeyin sahibi olamazsınız.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kime diyorsun, kime?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Size.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Bakın, öylesine netameli hâllerden çıkıyoruz ki biraz önce Elif Hanım bana bir not düştü. -kendisine teşekkür ediyorum, iletişimci kardeşim- diyor ki: “Rusya, Putin dün açıklamalar yapıyor. Onlara dönük de bir yönelme var; onlara dönük, rubleye dönük de dışarıdan, efendim, bir müdahale girişimi var. Ondan dolayı canhıraş bir açıklama var.”

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Dış güçler.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Şimdi, biz ne yapmışız arkadaşlar? Şu yapılanlara karşı, eşi menendi olmayan bir lider çıkmış, yiğitçe, delikanlıca bir duruş sergilemiş; püskürtmüş bunları, püskürtmüş. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Öyleyse hep beraber buna teşekkür edeceğiz. Biz ne yapmışız?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen yapmadın, sen yapmadın; biz yaptık, biz. Allah CHP’den razı olsun.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Bakın, şu hengâmeli hâlde, arkadaşlar, insanlığa değer katıyoruz.

Bugün Sayın Cumhurbaşkanımız gruptan çıktıktan sonra eşsiz bir açılışa katıldı, bir üretim tesisinin açılışını yaptı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Allah CHP’den razı olsun.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Nerede yaptı arkadaşlar? Vatanımızın çok mutena bir ilinde yaptı, Urfa'da. Neydi o? Turkovac aşısının seri üretimi... Kime fayda sağlayacak arkadaşlar? Bütün insanlığa sağlayacak, bütün insanlığa. Niye böyle bir hâl üzereyiz arkadaşlar? Çünkü biz davası olan bir kadroyuz Cumhur İttifakı’yla beraber. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Davası var, davası bol, yalanı bol.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Davamız ne arkadaşlar?

VELİ AĞBABA (Malatya) – İbrahim Aydemir… Sayın Grup Başkan Vekillerini kutluyorum iyi bir sözcü seçmişler!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Davamız şu: Davamız, insanları daha mamur hâlde yaşar hâle getirmektir. Davamızın adı, İlayıkelimetullah; iddiamızın adı, âleme nizam vermek, niza hâlini yok etmektir. Öyleyse, bunun için bu duruşumuz hep devam edecek, Cenab-ı Hak da önümüzü Allah'ın izniyle açacak.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen söylemlerinle Ekonomi Bakanıyla rekabet ediyorsun ha.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Aslında, burada söylenecek o kadar çok şey var ki yani 13 madde var, hepsi için, samimi söylüyorum, 1 cilt kitap yazılır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Efendim, bu 13 maddenin her biri için -Levent Başkanım, senin canını yerim, güzel insansın- samimi söylüyorum ki her biri için 1 cilt kitap yazsak yeridir ama vakit yok; vakti muhalefet bol kepçe kullanıyor, biz kullanamadık.

VELİ AĞBABA (Malatya) – On dakika daha versin Başkan. Bu kadar yalanı söylersen üç saat de konuşursun.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Biz şunu söyleyebilecek vakit bulsaydık keşke… Şu Parlamentodan birisi çıkıyor da kurlar düşünce şunu söyleyebiliyor: “Ya, tam da alınacak zamandır.” deyip o düşüşten dolayı bir mutazarrır hâl yaşadığını gösteriyor.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Yazıklar olsun!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Üzüldük, samimi söylüyorum ki müthiş üzüldük, yazık.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bülent Turan, Aydemir gibi bir sözcü seçmişsiniz, mucize bir adam, kutluyoruz sizi(!)

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Değerli Başkanım, kelimeyi hitam şudur bizim için: Cenab–ı Hakk’ka ne kadar şükretsek azdır. Allah’ın izniyle bu kadroların yolunu her daim açık tutacak ve milletimize hizmette berdevam olacağız, milletimizi çok daha mamur hâlde tutacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydemir.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Ben hepinize saygı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, geneli üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Geneli üzerinde soru-cevap işlemi yok

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 1 ila 7’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerine ilk söz, İYİ Parti Grubu adına Sayın Durmuş Yılmaz’ın.

Sayın Yılmaz, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve televizyonları başında bizi dinleyen saygıdeğer yurttaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

(2/4031) esas numaralı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü hakkında İYİ Parti adına söz almış bulunuyorum.

Kısaca birinci bölümle ilgili olarak şunu ifade edeyim. Birinci bölümün 2, 3 ve 4’üncü maddelerinde yapılan düzenlemeleri doğru buluyoruz ve bu düzenlemelere “evet” oyu veriyoruz.

Bunu söyledikten sonra bir başka konuya geçiyorum. On Birinci Kalkınma Planı Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülürken planı sunan konuşmacı arkadaşımız şunu söyledi, dedi ki: “Biz artık geldiğimiz nokta itibarıyla kur ve faiz tartışmalarına son vereceğiz, son vermemiz gerekir. Onun yerine, büyümeyi konuşacağız, kalkınmayı konuşacağız, yoksulluğu ve adil bölüşümü konuşacağız, refah artışını konuşacağız; kısaca, reel ekonomiyi konuşacağız.” Ben ve partim de bu temennilere canıgönülden katıldık fakat aradan geçen onca zamana rağmen, özellikle 2021 yılını kur ve faiz konusunu tartışarak bitirdik. Kuru ve faizi tartışmaktan yani ağaca bakmaktan ormanı bir türlü göremedik, maalesef reel ekonomiye eğilemedik. Niçin? Çünkü biz enflasyonu kontrol edemedik.

Değerli arkadaşlar, hangi yurttaş -siz ve ben de dâhil olmak üzere- hangi saikle Alman’ın eurosunu, Japon’un yenini, İngiliz’in sterlinini veyahut da çok fazla üretmediğimiz altını cebinde taşımak ister? Biz deli miyiz, niye başkalarının parasını cebimize koyalım da kendi ulusal hükümranlık hakkımız olan Türk lirası üzerinden işlemlerimizi yapmayalım, tasarruflarımızı değerlendirmeyelim? Sebebi ne?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Almasınlar mı, almasınlar mı?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – E, “Alın.” diye kendin dedin ya, sen “Alın.” dedin.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Almasınlar mı?

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Enflasyonu kontrol edemediğimiz için yurttaşımız maalesef kendisini korumak için başkasının parasına yöneliyor.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Ya, şimdi, size güvenerek alanlar ne yapacak o dolarlarını?

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Dolayısıyla, şu anda, ne tartışıyorsak tartışalım, sebebi değil, neticeyi tartışıyoruz ve bu netice bizi bulunduğumuz noktadan da çok fazla bir yere götürmeyecek.

Ben, pazartesi gününden itibaren yapılan değişikliklerle, getirilen düzenlemelerle ilgili olarak son derece teknik bir konu hazırlamıştım ama o metnin okunmasından vazgeçtim.

Sayın Cumhurbaşkanımız bugün AK PARTİ grup toplantısında beni konu edindi. Sayın Cumhurbaşkanımız ile benim yolum ilk defa kesişmiyor, 2015 yılında da kesişti; bugün söylediği hakaretamiz, aşağılayıcı, küçümseyici benzer cümleleri o zaman da kurdu. Ben, bugün burada… Sayın Cumhurbaşkanımız bir partinin Genel Başkanı ama nereden bakarsak bakalım, yine de üstümde gök kubbe olarak gördüğüm Türkiye Cumhuriyeti devletinin de Cumhurbaşkanı. Dolayısıyla, ben kendi devletime saygımdan dolayı aynı veya benzer cümleleri kurmak istemiyorum, bunu, kendime, aklıma, vicdanıma yakıştıramıyorum, bunun Türk kamuoyunun değerlendirmesine bırakıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

NECİP NASIR (İzmir) – Tavrı kamuoyu değerlendiriyor.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – “Kaldığınız yerden devam edecek.” diyorsun. “Dolar almaya devam et.” diyorsun.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Bunu söyledikten sonra şunu söylüyorum…

NECİP NASIR (İzmir) – Provoke edenleri kamuoyu değerlendiriyor.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Dinle, dinle.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – “Dolar almak için en iyi zaman.” dediniz.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanımız dedi ki: “Çıkmış birisi ‘Kur düşüyor, dolar almanın tam zamanı…”

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Siz dediniz.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – “…bu iş kaldığı yerden devam edecek mi?’ hâlinde açıklamalar yapıyor ve bunların beyin sulanmış.”

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Evet.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı bunu dedi.

Evet, arkadaşlar, pazartesi günü çıktığım bir televizyon programında… Bunu inkâr etmiyorum, bu zaten kayıtlarda var.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Özür dileyin.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – İnkâr edersem yalan söylemiş olurum. Çıktığım programın bir aşamasında kur 12-13 liraya gelmişti fakat tekrar 17-18’lere çıktı. Ondan önceki 4 tane döviz müdahalesi ve Sayın Cumhurbaşkanımızın her yaptığı konuşmadan sonra kurun düştüğü seviyeden tekrar yukarıya çıkması, o arada da kurun tekrar düştüğü seviyeden yukarı çıkmasından hareketle şu cümleyi kurdum, dedim ki: “Bu bir alış fırsatı olabilir. Yarın sabahtan itibaren bu kaldığı yerden devam ‘edebilir.’” demedim, bakın, “edecektir” dedim. Bu cümleyi kurdum, inkâr etmiyorum fakat buradan siz şu sonucu çıkardınız, öyle düşünüyorsunuz: Ben birilerine veyahut da topluma “Al.” tavsiyesinde bulundum. Arkadaşlar, bütün hayatım boyunca herkes bana doları, markı, altını vesaireyi soruyor, ben hep şunu söyledim, dedim ki: Ben hangi tarihte hangi değerin nereye geleceğini bilmem, bilsem burada oturmam, giderim, ticaret yaparım ama yön bildirebilirim dedim. Dolayısıyla ben bu söylediğimi inkâr etmiyorum ama ben kimseye “Al.” veya “Sat.” tavsiyesinde bulunmadım. Böyle bir şeyi de kendime yakıştırmam, yakıştırmadım.

NECİP NASIR (İzmir) – Gelmiş olduğunuz makam itibarıyla özür dileyin, bu konu kapansın bence. Daha önce bulunmuş olduğunuz görevleriniz doğrultusunda bu ağırlığı hissedecek bir bürokrattınız.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Ben ne söylediğimi biliyorum çünkü vicdanım öyle bir şey demediğim için… Ne söylediğimi söylüyorum.

NECİP NASIR (İzmir) – Siz provoke ettiniz o zaman! Söylediğiniz doğru değildi!

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, rica ediyorum…

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Bunun dışında, bu sözün tercümesi: “Kurun yeniden ülkenin gerçekleriyle ve ekonominin kurallarıyla ilgisi olmayan seviyelere çıkmasını dilemektedir.” Böyle bir şey de yok arkadaşlar. Geçen hafta cuma günü bütçenin kapanış konuşmaları esnasında ben oradan kalktım, şu masanın önünde Sayın Numan Kurtulmuş’a geldim, selam verdim, elini sıktım ve dedim ki: Sayın Başkanım, uygulamakta olduğunuz programın reel ekonomiyle ilgili üretim üzerindeki yoğunlaşmanız, cari açığı kapatmakla ilgili gayretleriniz, çabalarınız, yerli üretime yönelmeniz, ithalat ikamesi yapmanız; bütün bunlar takdire şayan şahsen ben ve partim de bunları destekliyoruz. Ancak, bu amaca ulaşmak için uyguladığınız yöntem, araç maalesef sizi bu hedefe götürmeyecek. Türk lirası yerlerde sürünüyor, şu anda ekonomimizin içinde bulunduğu makroekonomik temeller, doların 17-18 lira olmasını hak etmiyor ve buradan da Türk lirası çok büyük zarar görüyor. Allah rızası için bu programdan vazgeçin. Numan Bey’e sorabilirsiniz, söyledim burada Numan Bey’e. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Yeni programı da mı siz önerdiniz?

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Efendim?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Yeni programı da siz mi önerdiniz?

NECİP NASIR (İzmir) – Geldiğiniz makam itibarıyla, temsiliyetten dolayı özür dileyin, o günkü sosyal şartlarım, bugünkü psikolojik… (İYİ Parti sıralarından gürültüler)

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Ben ne söylediğimi biliyorum. Eğer “Al.” tavsiyesi vermiş olduysam milyon kere özür dilerim. Böyle bir şey yok tamam mı.

BAŞKAN – Rica ediyorum, sayın milletvekilleri lütfen.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Böyle bir yöntem var mı ya? “Özür dile, özür dile.”

BAŞKAN – Ben ne yapayım? Durmuş Bey sadece orayla konuşuyor, Genel Kurulla konuşmuyor ki.

Sayın Yılmaz, siz Genel Kurula hitap edin.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Dolayısıyla, ben böyle bir şey söylemedim ve Sayın Numan Kurtulmuş’a dedim ki: Bu parayla oynamayın, Türk ekonomisi bunu hak etmiyor. Eğer metalik para sistemi olsaydı burada bir tağşiş sistemi olurdu ama kâğıt para olduğuna güvenmeyin, her an için bir sıkıntı çıkabilir. Elhamdülillah, herhâlde farkına vardınız ki bu yoldan vazgeçtiniz ve şu anda bir programın uygulanmasına karar verdiniz. Bu da beni son derece memnun etti.

Sayın Cumhurbaşkanı başka şeyin yanında bir şey daha söyledi, dedi ki: “Merkez Bankasının başında da olsanız, evinin kapısındaki ayakkabılarla oynayanlarla beraber yola yürürsünüz ve size bu dönemlerde arka çıkanlar, sahip çıkanlarla şu anda yol kesmeye çalışmayın.”

Arkadaşlar, evet, ben Merkez Bankası Başkanı olarak atandığımda benim kapımdaki ayakkabılar gündeme getirildi. Dolayısıyla, müesses nizam beni o makama layık görmedi, bu bir gerçek ama ben şunu düşündüm: “Bir ön yargı var, kabul var; ben bu kabulü yıkmak zorundayım.” dedim ve görev dönemimin sonuna geldiğim noktada -mart ayından mart ayına- yüzde 3,99 enflasyonla, yüzde 6,5 politika faiziyle ve biriktirdiğim 32 milyar dolar rezervle görevimden ayrıldım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Dolayısıyla, benim buradaki başarımı gören ve beni o gün bu makama layık görmeyen müesses nizamın sahipleri veya kişiler benden özür diledi. Ben görevimi yaptım diyorum. Dolayısıyla, benim Sayın Cumhurbaşkanına borcum, ona bir teşekkür etmek. Onun dışında… Kamu görevi üstlenenlere, bütün bürokratlara buradan söylüyorum: Sizin göreviniz ve sadakatiniz önce Türkiye Cumhuriyeti devletine ve Türk milletine… (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Arkasından, sizi o göreve getirenlere bir teşekkür borcunuz var çünkü sizi o göreve getirenler milletin yükünü omuzlarına almışlardır, emanetini omuzlarına almışlardır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz, süreniz tamamlandı.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Efendim, iki dakika daha müsaade verin lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir cümle daha verin Sayın Başkanım, teşekkür ediyor.

BAŞKAN – Buyurun.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Doğru adamı bulacaklar, onun yaptığı doğru işlerden hem size sevap yazılacak, yanlışlarından da yanlış yazılacak. Ben bu bilinçle hareket ettim ve dolayısıyla da biraz önce verdiğim rakamları gerçekleştirdim. Söylenecek çok söz var. Ben şunu da söyledim, 19 Nisan 2011’de görevimden ayrılırken bu konuşmayı yaptım, dedim ki: “Ey bürokratlar, sizin sadakatiniz devletinize ve milletinize; sizi oraya getirenlere bir teşekkür borcunuz var.” Bu, onu küçümsemek değil. Eğer bürokrat kendisini oraya getirene yalakalık ederse, olmayacak işler konusunda çanak tutarsa önce ona yanlış yaptırır, ona zarar verir, o kişiye zarar verir, sonra da kendine zarar verir. Ben bunları yapmadım ve o makama da zarar vermemeye gayret ettim. Dolayısıyla ben ne yaptığımı biliyorum, kimseye “Al, sat.” talimatı vermedim, vermediğim için de özür dileyecek bir konu söz konusu değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Benim bugün, bu toplumda belli bir itibarım var.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, süreniz tamamlandı.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Söylediğim söze toplum kulak kesiliyor. Ama Sayın Elitaş, şunu söyleyeyim, söylenecek söz çok da…

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, Durmuş Bey, süreniz bitti ama ilave sürede verdim iki sefer.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Bitsin.

Buraya geldiniz, bir analiz yaptınız.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, rica ediyorum, lütfen…

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – İnşallah, sizin analiziniz doğru çıkar ancak şunu söyleyeyim: Analizinin hiçbir yerinde enflasyon yok.

BAŞKAN – Arkada sohbet edersiniz istiyorsanız.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Bak, bu enflasyonu analizinize dâhil etmediğiniz sürece…

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – …mart ayından itibaren burada bu kürsüye siz ve ben çıktığımızda bambaşka bir şeyle karşılaşacağız.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Bu, yine şom ağızlılık değil, ben…

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – …istediğim için değil ve sizi uyarıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum. ( İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Yani 10 sefer “Sayın Yılmaz” dedirttiniz ya!

Gruplar adına ikinci söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın İsmail Faruk Aksu’nun.

Sayın Aksu, buyurun. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 299 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Gazi Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, asgari ücretin gelir ve damga vergisinden muaf tutulması ve tüm çalışanların gelirlerinin asgari ücret kadarlık kısmının da vergi dışı bırakılmasına ilişkin hususları düzenlemekte, ayrıca yenilenebilir enerji üretiminin teşvik edilmesi, savunma sanayi projelerine ilişkin KDV istisna kapsamının genişletilmesi, BOTAŞ borçlarının görevlendirme bedeli karşılığı mahsup edilmesi, 2021 yılı genel bütçe gelir tahmini üzerinde gerçekleşen gelir kadar genel ve özel bütçeli idarelere ödenek eklenmesi, Sosyal Güvenlik Kurumunun götürü bedel kapsamında üniversite hastanelerinden alacaklarının terkiniyle ilgili düzenleme yapılmasını öngörmektedir. Düzenlemelerin tamamı önemli ve milletimizi rahatlatacak hususlar olmakla birlikte teklifin ana omurgasını asgari ücrete ilişkin düzenlemeler oluşturmaktadır.

Türkiye’de asgari ücret, Anayasa tarafından güvenceye alınmış, İş Kanunu ve uygulama yönetmeliği çerçevesinde yasal altyapısı oluşturulmuş, işçi, işveren ve devletten oluşan üçlü bir komisyonca tespit edilmektedir. Sosyal devlet ilkesinin gereği olarak, Anayasa’nın 55’inci maddesinde “Devletin, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekli tedbirleri alacağını ve asgari ücretin tespitinde çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumunun da göz önünde bulundurulacağı öngörülmüştür.” Asgari ücret tespitleri sırasında, miktara ilişkin çetin müzakerelerin yanında, asgari ücretten vergi alınmaması konusu çalışma hayatının başat tartışma konularından birisi olagelmiştir. Asgari ücret üzerindeki vergi yükü bir taraftan düşük gelirlilerin kazançlarını azaltırken, diğer taraftan da işverenlerin maliyetinin artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, asgari ücret üzerinden yapılan kesintiler işçi ve işveren sendikalarının asgari ücretle ilgili önemli sorunlarından bir tanesini oluşturmuştur. Asgari Ücret Komisyonunda, tarafların ittifakıyla asgari ücretin 2022 yılı için net 4.253 lira olması kararlaştırılırken, asgari ücretin gelir ve damga vergisinden muaf tutulması suretiyle, vergi dışı bırakılması da benimsenmiştir. Toplumsal beklentileri karşılayan yüzde 50’nin üzerindeki artış yanında, esasen asgari ücretin vergi dışı bırakılması kararı tarihi bir adım olmuş ve bu tarihi adım Cumhur İttifakı'nın iradesiyle atılmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, seçim beyannamelerimizde asgari ücretten vergi alınmamasını, bütün çalışanların gelirlerinin asgari ücret kadar olan kısmının da vergi dışı bırakılmasını samimiyetle öngördük ve bu yöndeki taahhütlerimizi kamuoyuyla paylaştık. Müzakereler sırasında da bunları tekrar gündeme getirdik.

O sebeple, yapılan düzenlemenin tarihî önemde olduğunu ve bundan duyduğumuz memnuniyeti bir kez daha ifade ederek tüm çalışanlarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Sayın Cumhurbaşkanımıza, işçi ve işveren temsilcilerine, Hükûmete ve tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Böylece, çalışma hayatında uzun süredir üzerinde tartışılan ancak sonuçlandırılamayan bir konu daha reformist bir adımla kalıcı çözüme kavuşturulmuş; işçi, memur, tüm çalışanlarımıza ilave gelir artışı sağlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, teklifle yapılan bir diğer düzenleme ise yenilenebilir enerji üretiminin teşvikiyle ilgilidir. Elektrik piyasasında, 12 Mayıs 2019 tarihinden itibaren, gerçek veya tüzel kişilerin lisans alma veya şirket kurma yükümlülüğü olmaksızın elektrik enerjisi üretebilmesi, ihtiyaç fazlası üretimlerini şebekeye vererek YEKDEM kapsamında değerlendirilmesi mümkün hâle gelmiştir.

Yapılan düzenlemeyle, mesken aboneleri için 10 kilovata, tüm işletmeler ve kamu kurumları için 5 megavata kadar üretilen enerjinin öz tüketim fazlasının satılabilmesi sağlanmıştır. Teklifteyse, meskenlerin çatı ve cephesine kurulan güneş enerjisi santrallerinin kurulu gücünde muafiyet sınırı olarak öngörülen 10 kilovat şartının 20 kilovata çıkarılması öngörülmektedir.

Elektriğin tüketildiği yerde üretilmesi kayıp ve kaçağın önlenmesi bakımından önemli bir kazanımdır. Türkiye’nin büyüyen enerji talebinin güneş enerjisinin de yer aldığı yenilenebilir enerji kaynaklarıyla güvenli bir biçimde karşılanabilmesi çevrenin korunmasına, dışa bağımlılığın azaltılmasına ve istihdamın artmasına katkıda bulunması nedeniyle oldukça önemli hâle gelmiştir.

Salgın kısıtlamalarının esnetilmesi sonrasında yaşanan talep artışı, arz kısıtları ve iklimsel nedenler doğal gaz fiyatlarında tüm dünyada 10 kata varan artışlara yol açmıştır. Doğal gazın yurt içi satış fiyatı seviyesi alım maliyetlerinin yanı sıra, piyasa koşullarının gerektirdiği fiyatın çok altında, başta hane halkı olmak üzere tüketicilerin korunması, fiyat istikrarının sağlanması ve hizmeti veren kamu işletmesinin finansal görünümünün dikkate alınması suretiyle mümkün olan en makul seviyede belirlenmekte; fiyat artışı kısmi olarak vatandaşlarımıza yansıtılmaktadır. Bu durum BOTAŞ'ın finansal durumunu olumsuz etkilemekte ve nakit yönetimini zorlaştırmaktadır. Öngörülen düzenlemede BOTAŞ'ın nakit yönetiminin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesini teminen şirketin ödenmemiş olan her türlü vergi, fon ve paylar ile idari para cezaları, bunlara bağlı gecikme zammı ve gecikme faizlerinden oluşan borçlarının hazineden görevlendirme bedeli alacaklarına karşılık mahsup edilerek terkini öngörülmektedir. Bununla birlikte, doğal gaz fiyatlandırma politikasında tüketim miktarı ve bölgesel farklılıklar ile benzeri değişkenler dikkate alınarak farklı fiyatlandırmanın yapıldığı sosyal tarifeye geçilmesinin yerinde olacağını da değerlendiriyoruz.

Teklif kapsamında yapılan bir diğer düzenlemeyle 2021 yılında gelir tahminî üzerinde gerçekleşen genel bütçe gelirleri karşılığı genel ve özel bütçeli idare bütçelerine ödenek eklenebilmesi sağlanmakta, bu konuda Cumhurbaşkanı yetkilendirilmektedir. Bu şekilde BOTAŞ, AFAD ve TOKİ gibi kuruluşların yaptırdığı işler nedeniyle yükümlülüklerinin karşılığı olarak yapılacak ödemelerin ekonomiye tekrar kazandırılması öngörülmektedir.

Diğer bir düzenleme de Savunma Sanayii Başkanlığının 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 13’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının (f) bendinde sınırlı sayıda ihtiyaç için tanınan istisnanın kapsamının genişletilmesi, ayrıca, Millî Savunma Bakanlığınca yürütülen savunma sanayi projelerinin de kapsama alınması öngörülmektedir.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin sağladığı etkin icra sayesinde birçok yıpratıcı operasyonlara karşı koyabilen Türkiye, büyüme, istihdam, ihracat, ödemeler dengesi ve bütçe dengesindeki performansıyla öne çıkmakta; uyguladığı sosyal ve ekonomik politikalarla çalışanımızı, esnaf, çiftçi, sanayici ve muhtaç tüm kesimleri desteklemekte; büyüme, gelişme ve kalkınma kararlılığıyla yoluna devam etmektedir.

Kısa vadeli dalgalanmalara rağmen makroekonomik veriler Türkiye ekonomisinin giderek güçlendiğini, Türkiye’nin yatırımcı için cazip bir ülke olmaya devam ettiğini ortaya koymaktadır. Ekonomik dengelenme ve normalleşmenin günbegün hayata geçtiğini görmekten memnuniyet duyuyoruz.

Kur üzerinden yapılan spekülasyonların önüne geçilmesiyle piyasalarda oluşan olumlu havaya destek amacıyla başlatılan temelsiz fiyat artışlarının frenlenmesine yönelik girişimler, enflasyonla mücadelede önemli sonuçlar alınacağını göstermektedir. Bu gelişmeler sonucu inanıyoruz ki önümüzdeki günlerde diğer makroekonomik göstergelerde sağlanan başarı, fiyat istikrarında da sağlanmış olacaktır. Cumhur İttifakı kararlılığıyla aşılamayacak sorunumuz, çözülemeyecek problemimiz yoktur. Bu düşüncelerle çalışanlarımızı sevindiren, vatandaşlarımızın refahına ve ülkemizin kalkınmasına katkı sağlayacağını düşündüğümüz ve desteklediğimiz kanun teklifinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İSMAİL FARUK AKSU (Devamla) – Bu vesileyle yerli aşımız Turkovac’ın acil kullanım onayı alarak kullanıma girmesinden gurur duyuyor, milletimize hayırlı olması dileğiyle sizleri ve muhterem vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Necdet İpekyüz buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yasalar hazırlanırken, düzenlemeler yapılırken öteden beri bizim söylediğimiz: Bir Parlamentonun sağlıklı çalışabilmesi için demokratik kitle örgütlerinden görüş almak lazım, sivil toplum örgütlerinden görüş almak lazım, ilgili her kesimden görüş alındıktan sonra muhalefet partileriyle istişare edip bunu Meclise getirtmek lazım, Komisyonlara getirtmek lazım, alt komisyonlara getirip konuşmak lazım. Fakat nasıl Parlamento giderek özelliğini yitiriyorsa… “Ben bildim, ben yaparım.” anlayışı oturduğu sürece hiçbir iş de düzenli gitmiyor, yapboz tahtasına dönüşüyor. Ve en önemli özellik gerek yasama süreçlerinde gerek Komisyon süreçlerinde demokratik kitle örgütlerinin katkı sunması için her seferinde bizlerin gerek Komisyonda gerek genel düzeyde getirdiğimiz teklifler reddedilmekte. Ve ne oldu? Arkadaşlar, bunu söylememizin gerekçesi: Kanun teklifi verildiğinde yazılan metin, dağıtılan metin, saat 11.00’de başlanan ve görüşülen metin öğleden sonra değiştirilmiş oldu ve bir reform gibi, bir müjde gibi duyuruldu. İyide Halkların Demokratik Partisi olarak biz geçen yıl bunu önerdik, önceki yıl bunu önerdik, her yıl da önerdik “Asgari ücretle ilgili bir düzenleme yapılsın.” diye. Yapıldım mı? Hayır. Her seferinde “Ne diye ikide bir asgari ücreti gündeme getiriyorsunuz?” diye önümüze geliyordu. “Zaten vergide düzenleme yapmışız bir düzenlemeye gerek yok.” Ve şimdi yapıldığında bir müjde gibi veriliyor ama müjde bu değil; müjde, siz fiyatları dondurabiliyor musunuz; müjde, siz hayat pahalılığını durdurabiliyor musunuz, enflasyonla mücadele edebiliyor musunuz? Hayır. Bu anlamlı mı? Evet. Ve neydi? En başta bir kesim için düzenlenmişti ve beraberinde birçok problemi yaşama sokmuş olacaktı, nitekim yanlıştan dönülmüş oldu. Her gecikmiş karar, her geç alınan karar bu ülkenin geleceğini de yok etmektedir. Bu güvenlikçi politikalar sürdüğü sürece, barıştan uzak durduğumuz sürece ve hiçbir zaman sorunlarla hakikatlerle yüzleşmediğimiz sürece bu önümüze çıkmış olacak ve tercihlerimiz çoğunluktan değil, azınlıktan olduğu sürece bu daha da ülkeyi sıkıntıya sokmuş olacak. Önemli olan, zamanında yapılmış olan müdahalelerdir. Uygun zamanda yapılmış müdahaleler yaşamı daha şekillendirir ve verimliliği arttırabilir.

Şimdi, asgari ücretlilerle ilgili yapılan düzenleme “fiyat artışı ve vergi muafiyeti” diye tanımlanan şey. Aslında arkadaşlar, belki de en çok yapılması gereken, bizim söylediğimiz olay şu: Bir ülkede asgari ücretli sayısı her yıl azalıyorsa o ülkede refah düzeyi artıyor demektir. Bir ülkede çalışanların büyük çoğunluğu giderek asgari ücrete mecbur kılınıyorsa, esnek, güvencesiz, taşeronlaşmış veya taşeron dışı sözleşmeye tabi tutularak bir nevi güvencesiz çalıştırılıyorsa o ülkede refah daha da sıkıntıya düşmüş olur ve Türkiye’de asgari ücretli sayısı giderek artmaktadır. Her seferinde Avrupa’yla mukayeseler yapılıyor, “Büyüdük.” deniliyor, Avrupa’yla ilgili şöyle oldu, böyle oldu… Biz de her seferinde Avrupa’yla ilgili mukayeselerde demokrasiden, insan haklarından, hukukun üstünlüğünden uzaklaştığınızı söylüyoruz. Ve ne oldu? Asgari ücretli sayısına bakalım: Avrupa’daki en yüksek ülkelerden biri Türkiye; Belçika’ya bakın, binde 9; Almanya’da yüzde 6. Sayın Elitaş şimdi burada değil, Elitaş geldiğinde, orada hesabı çıkarttığımızda, Türkiye’de asgari ücretle  çalışan insan sayısı yüzde 40; bunun içinde göçmenler yok, sığınmacılar yok, mülteciler yok, mevsimlik işçiler yok, günübirlik yevmiyeyle çalışan insanlar yok, kıraathanede, berberde çalışan insanlar yok. Özellikle belli bir bölgede, Batman’da, Siirt’te, Urfa’da, Bitlis’te, Bingöl’de insanların çoğu ya inşaatta ya berberde ya da kahvede günübirlik çalışıyor, yevmiyeyle çalışıyor ve bir de işsizler ordusu söz konusu. Bunlarla ilgili bir düzenleme var mı? Yok. Peki, asgari ücret ne anlama geliyor? Konut, beslenme, eğitim, sağlık, kültür gibi harcamalar. Şu andaki düzenleme bunu karşılayabilecek mi? Hayır. Belli bir dönemden sonra tekrar açlık sınırının altında kalacak, zaten yoksulluk sınırının altında ve giderek tekrar sıkıntılar artmış olacak. Peki, bu ülkede bütün bu süreci başlatan, Hazinenin parasını toplayan nedir? Vergi sistemi. Biz her seferinde şunu söylüyoruz: Türkiye’de vergi sistemi adil değil. Neden adil değil? Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alın diyoruz ama bu ülkede para getirene her şey serbest, para kaçırana her şey serbest. Kara para getir, nereden getiriyorsan getir hesabını sormuyoruz, nasıl götürüyorsan götür yine hesabını sormuyoruz; sözde, onlardan yüzde 30 vergi alınacaktı. Yurt dışındaki belgelerden teker teker açıklanıyor bu bizim “5” “5” dediğimiz şirketlerin hangi ülkelere ne kadar para götürdükleri. Hiçbir bir işlem yapılmıyor; Parlamentoda konuşulmuyor, hiçbir savcı işlem yapmıyor, hiçbir kurum işlem yapmıyor, MASAK işlem yapmıyor. Vergi kaçakçılığı yapılıyor, sonradan ne oluyor? Şimdi burada, birinci bölümde konuşacağız: “BOTAŞ'ı yönetemiyoruz; vergilerini silelim, borçlarını silelim, hepsini silelim.” Yurttaşa gelince takır takır vergi alınıyor; köprüden alınıyor, otoyoldan alınıyor, geçmediği yerlerden bile vergi alınıyor, marketten alışveriş yapıyor vergisi alınıyor ve bu vergiler tekrar sermayeye gidiyor, yurttaş bundan mahrum oluyor. Ve geldiğimiz aşamada, siz vergiyle ilgili düzenleme yapmadığınız sürece, siz gerçek çalışanlarla ilgili düzenleme yapmadığınız sürece ne yaparsanız yapın bu ülkeyi iflasa sürüklersiniz.

Bir diğer konu arkadaşlar, bakın, biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışıyoruz, hep çıkıyoruz kulise, odalarımıza; bize çay verenler var, yemeğe gittiğimizde bize yemek servisi verenler var, aynı eğitimi görmüşler, aynı işi yapıyorlar, biri asgari ücret alıyor, biri 2 katı kadar alıyor. Birkaç arkadaşla konuştum, bize emek harcayan arkadaşlarla: “Taşeronda çalışırken daha mutluyduk, daha fazla para alıyorduk ve bu düzenleme bizi daha da yoksullaştıracak.” Bu, Parlamento binasında böyle, sağlık kurumlarında böyle, eğitim kurumlarında böyle, birçok kamu kurumunda çalışma ortamını bozmuşsunuz. İnsanları esnek, güvencesiz ve huzursuz bir çalışmaya zorlamışsınız. Bu Parlamento binasında bize emek harcayan insanlar arasında bile B’si, C’si, A’sı gibi farklar söz konusuysa vay insanların Türkiye’deki hâline bakın! Bununla ilgili düzenlemenin yapılması lazım, yapılmadığı sürece biz, bütün, her yerde ortamı bozmuş oluruz.

“Reform” deniliyor, “Reform” deniliyor ve hayat pahalılığı devam ediyor, her seferinde de bir günah keçisi bulunuyor. Neydi? Soğan depoları vardı, teröristti. İkincisi, yoktu, patates dağıttılar herkese, yine patates yok. Şimdi, bu sefer “5 tane market suçludur, 3 tane market suçludur, fiyatları tespit edelim.” diyor. Maliye Bakanı ne diyor? “Benim gözlerime bakın.” diyor. İnanın, insanlar markette raflara bakarken gözleri yoruluyor, sabahtan akşama kadar gözler de raflar da değişiyor. (HDP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, kur korumalı ve kura dayalı bir Türk lirası değerlendirmesi -sabahleyin Sayın Paylan da anlattı- geçmişte burada çok denenmiş, hiçbir zaman da başarılı olunmamış ve giderek Türk Lirası değer kaybetmiş. Şimdi herkes diyor ki: “Döviz yükseldi, dolar yükseldi, euro yükseldi.” Türk lirası değer kaybediyor. Düşünebiliyor musunuz, Edirne’den Türkiye’ye giriş yapan kişi bin dolar bozuyor -17 bin lira- ve o gece gidip eğleniyor, alışverişini yapıyor, sabahleyin diyor ki: “Ben paramı tekrar dolara dönüştüreyim.” Tekrar bin dolar alıyor, gidiyor; bütün harcadığı para gidiyor. O para kimden gitti? Hepimizin cebinden gitti ve bu, bizim yurttaşlarımızın cebinden gitmiş oluyor. 18’den düşüşü bu kadar başarı sayıyoruz; 7’lerden, 8’lerden buraya gelişi niye konuşmuyorsunuz? Hayatı zindan ettiniz herkese, zehir ettiniz herkese. Niçin bunu dikkate almıyorsunuz?

Faize inançlarla ilgili, surelerle ilgili konuşuyorsunuz. Ya, çiftçi gübre alamıyor, borcunu ödeyemiyor; memur kredi kartını ödeyemiyor; öğretmen borcunu ödeyemiyor; öğrenci aldığı krediyi ödeyemiyor. Bunlarla ilgili niye faiz düzenlemesi yapmıyorsunuz? Bunlarla ilgili niye bir af düzenlemesi yapmıyorsunuz? Aklınıza gelmez.

BOTAŞ… Ya, BOTAŞ'la ilgili düzenleme yapıyorsunuz, dünyada fiyatlar arttı. Ya, iyi de Türkiye'de fiyatlar uçtu, arttı değil. Niye doğal gaz evlere giderken bir indirime kalkışmıyorsunuz? Biz diyoruz ki: Her haneye, bulunduğu bölgeye göre bir ısınma garantisi verelim. Her haneye; Ağrı'da farklı olsun, Muş'ta farklı olsun, Batman'da farklı olsun, yanaşmıyorsunuz. BOTAŞ'a af. E, bu af kimin cebinden gidiyor? Yönetemiyorsunuz, bu ülkeyi yönetemediğiniz gibi BOTAŞ'ı da yönetemiyorsunuz, sonra diyorsunuz ki “Affedelim.” Affetmekle olmuyor. Gerçek af düşünüyorsanız siz önce kendinize dönün, kendi yaptığınız uygulamalarınızın bu ülkeyi ne hâle getirdiğine bakın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Bizim yapmamız gereken, hiçbir zaman demokratik kitle örgütlerini geriye atmadan, dikkate alarak -ve iktidarın yapması gereken- muhalefeti dinleyerek, bir sermaye grubunun değil, büyük çoğunluğun sesine ses verip bu ülkenin gerçek sorunlarına yönelmek; adalete yönelmek, barışa yönelmek, iyi bir vergi sistemine yönelmek, çoğunluktan yana olmak, halktan yana olmak. Siz, halktan uzaklaştığınız sürece kendi sonunuzu getirmiş oluyorsunuz.

İktidar şunu bilsin ki, gelip geçici düzenlemeler soruna çözüm bulmayacaktır, giderek sıkıntıları daha çok önümüze getirecektir. Bizler, öteden beri en doğru şeyin ekonomiyi halkla beraber, birlikte yönetmek olduğunu düşünüyoruz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına sayın Mehmet Akif Hamzaçebi.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, asgari ücretin vergi dışı bırakılması Cumhuriyet Halk Partisinin öteden beri savunduğu bir görüştür. Bizim savunduğumuz bu görüşün, bu teklife girmek suretiyle yasalaşıyor olmasından mutlu olduğumuzu ifade ediyorum ve işin bu kısmını son derece önemsediğimizi, desteklediğimizi tekrar söylüyorum.

Değerli milletvekilleri ancak şunu da ifade edeyim ki Türkiye’de artık çalışanların -benim yaptığım hesaplamalara göre- yaklaşık yüzde 80’i asgari ücretle çalışıyor olacaktır yani asgari ücrette çok büyük bir kitleyi eşitlemiş olduk. Bu onların refahında bir artış ifade etmiyor, hepinizin bildiği gibi enflasyonda meydana gelen artışlar asgari ücretteki bu nominal artışı birkaç aylık bir süre içerisinde hemen yok edecektir, tekrar önümüzdeki günlerde, önümüzdeki aylarda asgari ücretin satın alma gücünü konuşuyor olacağız.

Maalesef, Türkiye sanayide önemli bir dönüşümü yapamamıştır. AK PARTİ’nin iktidar olduğu 2002 yılından bu yana yaklaşık 600 milyar dolarlık cari açık verdik, tam rakam 588 milyar dolardır, bunun üzerine net hata ve noksandan, ödemeler dengesinin bu kaleminden gelen 66 milyar doları ilave ettiğimiz zaman ve 70 milyar dolarlık özelleştirmeyi de ilave ettiğimiz zaman toplam 724 milyar dolarlık bir kaynak kullanılmış olmaktadır. On dokuz yılda 724 milyar dolarlık kaynak kullanmış olmamıza rağmen maalesef imalat sanayisinin yapısında bir dönüşümü, teknoloji yoğun ürün üreten bir sanayiyi kuramamış, gerçekleştirememiş olduk. Bütün sorun buradadır, bunu yapamadığımız için maalesef hâlâ asgari ücretin tutarı her sene büyük bir tartışmanın konusu olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, değinmek istediğim iki konu var. Birincisi, bu kur garantili TL mevduat hesabı. Bu, yeni bir buluş gibi sunuldu, oysa Türkiye 1967’de birincisi olmak üzere ve 1974 yılından 1978 yılına kadar da ikincisi olmak üzere bu modeli iki defa uygulamıştır, o zaman uygulama gerekçesi farklıydı. Türkiye’nin özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra Amerika Birleşik Devletleri tarafından uygulanan ambargoya maruz kalması, bütün dış yardımların kesilmesi, hem Amerika Birleşik Devletleri’nin hem o zamanki Avrupa topluluğu üyesi ülkelerin IMF üzerindeki baskıları nedeniyle Türkiye’ye kredi akışının durmuş olması nedeniyle Türkiye’nin özellikle Almanya’daki Deutsche Bankta duran işçi dövizlerinin çekilmesi ihtiyacı vardı. O zaman cari açığımız 200 milyon dolar düzeyindeydi, yıllık ithalatımız da 5 milyar dolar düzeyindeydi. İthalatı yapabilmek için, ekonomiyi döndürebilmek için buna ihtiyaç vardı. Bu dövizler “Dövize çevrilebilir mevduat” adı altında Türkiye’ye getirildi, Merkez Bankasına yatırıldı, karşılığında o işçiler adına Türk lirası hesaplar açıldı, yine kur garantisi verilmek suretiyle bu dövizlerle Türkiye ithalatını, ekonomisini çevirdi.  O zaman kapalı bir ekonomi var, dalgalı kur rejimi yok, sabit kur rejimi var, ithal ikameci bir ekonomi modeli uyguluyoruz fakat bunun bütçeye yükü olağanüstü fazlaydı ve 1970’lerin sonunda bundan vazgeçildi, Turgut Özal buradan kalan borçları 1984-1989 döneminde ödedi ve “İnşallah bu bir dahaki hükûmetlere ders olur, kimse bu yola girmez.” dedi.

Şimdi, bu bir sihirli model değil arkadaşlar. Bununla aslında mevduat sahibine örtülü bir faiz verilmektedir. Kimse “Bu faiz değil.” demesin, bunun adı faizdir. Üç aylık mevduattan örnek vereceğim, üç aylık mevduatın faiz oranı şu an 15,99’dur, 16 diyelim. Kurda eğer bir yıllık dönemde yüzde 40’lık bir değer artışı olursa Türk lirasına karşı, Türk lirası mevduatın faizi 16; yüzde 40 dövizin, doların Türk lirası karşısında kazandığı değer; arada ne var? 24, 24 puanlık o mevduat sahibine bir faiz ödenecektir. Bunun adı faizdir arkadaşlar, istediğiniz kadar “Kur garantisi.” deyin.

Dün gece yayınlanmış olan Merkez Bankası tebliğine göre de bu ödemeler Merkez Bankası tarafından yapılacaktır. Henüz işin Türk lirası tarafına ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Aslında, doğru olan her 2 düzenlemenin de beraber yapılmasıydı. Sosyal medya hesabından dün bunu eleştirdim, Türk lirası tarafı ortada yok. O zaman geri mi döndünüz? Daha henüz Sayın Hazine ve Maliye Bakanından bir açıklama gelmedi, bu açıklamayı yapacak olan Sayın Bakandır. Bu Türk lirası mevduatına da bu garanti verildiği zaman dolardaki bu yükselişi durdurmak, kontrol etmek, aşağı indirmek amacıyla ve bunun bütçeye olağanüstü bir yükü olacaktır. Evet, dolar insin aşağıya, yükselmesin. Ama şunu sormak istiyorum: Yani bu, Sayın Erdoğan ve ekibinin kendi kendine yarattığı bir kriz, durup dururken yarattığı bir kriz. Eylül ayı başında 8 lira olan kur, bugün inmiş olan hâliyle 12,5-13 lira seviyelerinde. Bütün bunlara gerek var mıydı, bütün bunlara gerek var mıydı?

Değerli milletvekilleri, vaktim fazla yok. Bu ek bütçe konusuna girmek istiyorum. Sayın Elitaş, biraz önce, burada Anayasa’dan bir maddeyi birkaç kere söyledi. Anayasa madde 88: “Kanun teklif etmeye milletvekilleri yetkilidir.” Başka kimse kanun teklif edemez. Bir istisnası var; Anayasa madde 161: Bütçe kanununu milletvekilleri teklif edemez, Cumhurbaşkanı teklif eder, teklif sahibi o. Peki, bu teklifin 7’nci maddesinde bir ek bütçe düzenlemesi var. Ek bütçe düzenlemesini milletvekilleri teklif edebilir mi? Edemez arkadaşlar, tartışılmamış bir mevzu ama edemez. Anayasa madde 87, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini sayıyor: “Kanun koymak, değiştirmek, kaldırmak -virgül- bütçe ve kesin hesap kanunlarını kabul etmek.” Bakın, bütçe kanunu da bir kanundur adı üstünde. Anayasa madde 87 ne diyor? “Kanun koymak, değiştirmek, kaldırmak. “Kanun koymak” deyince bütçe kanunu bunun içine girer. Niye ayrıca “bütçe kanununu kabul etmek” diye saymış? Çünkü bütçeyi diğer kanunlardan ayrı değerlendiriyor Anayasa. 161’inci maddede bütçenin özel görüşülme usulü var. Bu kanunu teklif etmeye de sadece ve sadece yürütme organı olan Cumhurbaşkanı yetkili. O hâlde, münhasıran Cumhurbaşkanının teklif etmeye yetkili olduğu bir bütçe kanununda ödenek artışını düzenleyen bir madde doğrudan doğruya ek bütçedir. Bu ek bütçeyi ancak ve ancak Cumhurbaşkanı teklif edebilir yoksa, burada milletvekilleri bir araya gelirler, anlaşırlar “Cumhurbaşkanının bütçesini değiştirelim.” derler; olmaz, teklifi Cumhurbaşkanı yapacak. Cumhurbaşkanının teklif ettiği metin üzerinde yasama organı elbette ki her türlü tasarruf hakkına sahiptir; Plan ve Bütçe Komisyonunda değiştirir, azaltır, artırır; masrafları, harcamaları artırabilir. Bu, yanlış; usul olarak yanlış.

İkincisi, açıklama şu: “Bizim gelir tahminimiz, yıl sonunda, bütçenin öngördüğü gelir tahmininden 296 milyar lira daha fazla gerçekleşecek.” Sadece gelir tahmini hedefleri aşıyor diye ek bütçe gelmez. Ek bütçe ne için gelir? Yürütme organına ilave harcama yetkisi vermek için gelir. İşte burada, 296 milyar lira tutarında Cumhurbaşkanına ilave harcama yetkisi veriliyor. Ancak “bütçe hakkı” dediğimiz... Bir ülkede bir yılda, bir dönemde yapılacak olan kamu harcamalarının miktarına, büyüklüğüne; bu harcamaların kamu hizmetleri ve kamu kurumları itibarıyla dağılımına, yine, bu harcamaları finanse etmek üzere getirilecek olan vergilere milletin temsilcileri karar verir; buna “bütçe hakkı” diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bütçe hakkı, bu harcamaların sonuçlarının denetlenmesini, gelir toplama faaliyetinin sonuçlarının denetlenmesini ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bu denetim sonuçlarının sunulmasını da içerir.

Şimdi, demek ki bir yılın bütçe kanunuyla Cumhurbaşkanına, yürütme organına “Sen, bu yıl şu kadar harcama yapabilirsin.” diye bir yetki verildikten sonra, bu yetkiyi değiştirecek olan bir düzenlemenin burada bütün ayrıntılarıyla görüşülüyor olması gerekir.

7’nci maddede yazılı olması gereken husus, şu kadar gelir tahmini vardır, gelir tahminimiz hedefleri şu kadar aşmaktadır, 296 milyar Türk liralık bu gelir fazlasını da kamu kurumları, kamu hizmetleri itibarıyla aşağıdaki şekilde dağıtıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - 2003 yılı Kasım ayında 5004 sayılı ek Bütçe Kanunu’yla AK PARTİ Hükûmeti bunu yaptı. 2004 yılında da yapıldı ama maalesef burada bu ihmal edildi. Bu, doğru değil değerli milletvekilleri. Bütçe hakkına Türkiye Büyük Millet Meclisinin sahip çıkması gerekir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Evet, grupları adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına ilk söz, Sayın Hakkı Saruhan Oluç’un.

Sayın Oluç, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; 299 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni görüyoruz.

Biz bu kanun teklifine görüşmeler bittiği zaman “evet” oyu vereceğiz. Neden “evet” oyu vereceğiz? Çünkü asgari ücret ve o tutarda ücretlerden vergi alınmaması meselesi uzun süredir hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem Genel Kurul konuşmalarımız da hem de kanun tekliflerimiz de zaten yer alan bir konuydu. Dolayısıyla bu noktaya gelinmiş olunmasını olumlu görüyoruz ve milyonlarca ücretli çalışan açısından bunun önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz. O nedenle genel olarak bu kanun teklifine “evet” oyu vereceğiz ama eleştirimiz nedir ona dair bir şey söylemek istiyorum: Şimdi, torba yasa tekniğini iktidar getiriyor biz bunu eleştiriyoruz çünkü torba tekliflerinin içinde savunmadığımız maddeler ile savunduğumuz maddeler yan yana bulunuyor ve genel olarak baktığımızda bu nedenle biz çoğu zaman, bu tür tekliflere ya “çekimser” ya “hayır” oyu vermek zorunda kalıyoruz.

Şimdi, 6’ncı ve 7’nci maddeler açısından baktığımızda bu durumla bir kez daha karşı karşıyayız. 6’ncı madde, BOTAŞ’ın ödenmemiş her türlü vergi, fon ve paylar ile idari para cezalarını ve bunlara bağlı gecikme zammı ve gecikme faizlerinden oluşan kamuya ait bütün borçlarını silmeyi kapsıyor. Biz bunun yanlış olduğunu düşünüyoruz ve bunun sadece yanlış olduğunu değil aynı zamanda Anayasa’ya da aykırı olduğunu düşünüyoruz ve kamuoyunda çokça tartışılıyor “BOTAŞ özelleştirmeye hazır hâle getiriliyor.” diye. Bu olsa da olmasa da bu atılan adımın yanlışlığını söyledik, Plan ve Bütçe Komisyonunda da söyledik, şerhimize de yazdık ve bunu bir kez daha burada da dile getirdik. Özellikle BOTAŞ’ın vergi borçları açısından baktığımızda bu meselenin hazineye fatura edilmesinin yanlış olduğu kanaatindeyiz ve bu konudaki tutumumuz çok net. 7’nci madde açısından baktığımızda ise hâlihazırda zaten harcama üstü yetkisini kullanan ve istediği kalemler arasında istediği miktarda aktarım yapabilen bir Cumhurbaşkanının yetkisi daha da genişletilmektedir ve fiilî durumda Parlamentonun bütçe hakkını kullanması bir kez daha engellenmektedir. Bu açıdan baktığımızda yine Anayasa’ya aykırı bir durumla karşı karşıyayız, bunu da Plan ve Bütçe Komisyonunda da dile getirdik biliyorsunuz, şerhimize de yazdık. Bu maddeyle, 296 milyar liralık bir ilave gelir artışını Cumhurbaşkanının istediği gibi harcama yetkisini kendisine vermiş oluyoruz. Oysa yapılması gereken, bu büyüklükteki bir miktar için ek bütçe teklifinin hazırlanmasıydı, Meclisin bütçe hakkına sahip çıkmasıydı. Torba yasadaki tek bir maddeyle böyle bir yetkilendirme yapılmasının Meclisin bütçe hakkının bir kez daha yok sayılması anlamına geldiğini düşünüyoruz ve bu nedenle eleştiriyoruz. Biz zaten bu konudaki eleştirilerimizi, her gelen kanun teklifinde, Cumhurbaşkanına bu yetki verildiği zaman dile getirdik ve bizim, esas itibarıyla, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine yönelik yaptığımız eleştirilerin önemli bir kısmını bu oluşturmaktadır ve tek adam yönetimiyle ilgili, Bütçe Kanunu açısından da bütçeleme açısından da ve Meclisin bütçe hakkını kullanması açısından da bunun ciddi bir sıkıntı yarattığını söylüyoruz.

Tekrar toparlayacak olursam: 6’ncı ve 7’nci maddeye yönelik ciddi şerhlerimiz ve itirazlarımız var, bunları dile getirmiş olduk, bu konudaki şerhimizi de yazılı olarak da ilettik ama genel olarak, bu şerhlerimize rağmen asgari ücretteki verginin kaldırılması meselesinin ücretli çalışanlar açısından önemli bir adım olduğunu düşündüğümüzden kanun teklifine “evet” oyu vereceğiz, bunu da bu nedenle açıklama ihtiyacı duyduk.

Dinlediğiniz için teşekkür ederim. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci söz Sayın Orhan Yegin’in.

Sayın Yegin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN YEGİN (Ankara) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; aziz milletimizi ve onu temsil eden Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli milletvekilleri, pandemiyle beraber, hep beraber bütün dünyada hissettiğimiz bir fiyat yükselmeleri vardı ve bu bizim ülkemize de yansımıştı. Tüm yönleriyle, Hükûmetimiz, Meclisimiz, hep beraber büyük bir mücadele ortaya koyarak dünyada oluşan bu durumun ülkemize yansımalarını minimize edebilmek için ne yapabileceğimizin çalışmalarını hep beraber ortaya koymuştuk. Mademki bütün dünyada böyle bir fiyat artışları var, bunları engellememiz, aşağı düşürebilmemiz tek başımıza bizim elimizden gelen bir şey değil, o hâlde “Neler yapmamız lazım?”a kafa yormuş ve o hâlde “Milletimizin alım gücünü artırmalı, onun oluşan bu enflasyon, bu fiyat artışları karşısında hayatının daha da fazla zorlaşmasına müsaade etmeyecek düzenlemeleri hayata geçirmenin çabası içerisinde olacağız, bunu da çok yakın zamanda inşallah göreceksiniz.” demiştik. Ve yine “Devletin vatandaşa sunduğu hizmetler içerisinde, ürünler içerisinde aldığı vergilerden de vazgeçerek -örneğin, eşelmobilde olduğu gibi, veyahut da farklı alanlarda olduğu gibi- ertelemeler yaparak bir şekilde onun hayatını kolaylaştıracağız.” demiştik. Ve nihayetinde, bu sözlerden bir tanesi, yine hepimizi mutlu eden bir gelişme olarak asgari ücreti yüzde 50’nin üzerinde bir artışla, 4.253 TL’ye taşıyarak bu anlamda önemli bir adım atmıştır. Ve yine, bu kanun teklifimizle, çok Kıymetli Erzurum Milletvekilimiz İbrahim Aydemir’in ilk imzacısı olduğu bu kanun teklifiyle de yine çok önemli bir düzenlemeyi; kürsüye çıkan bütün hatiplerin bahsettiği, yıllardır talep edilen, yıllardır gündeme getirilen, on yılların meselesi, talebi olan asgari ücret üzerinden alınan verginin kaldırılması meselesinde bu kanun teklifimizi de hayata geçirmiş olduk. Yalnız, hatipleri dinlerken eksik bırakıldığını gördüm; sadece asgari ücretten vergi almayı ortadan kaldırmıyoruz, asgari ücretin üzerinde kalan bütün ücretlerde de asgari ücret miktarınca vazgeçilen vergiden vazgeçerek onun üzerindeki kısımdan vergi alınabileceği yeni bir döneme, vergi sisteminde de neredeyse devrim niteliğindeki bir döneme doğru geçiyoruz.

Kıymetli milletvekilleri, özellikle, burada çıkan hatipleri dinledim, istifade ettiklerimiz gerçekten oldu ama özellikle “BES’te 5 puan artışı hangi zengine hizmet etmek için yaptınız? ‘2023, 2053, 2071’ derken, ta 1973’lere geri döndünüz. Soygun çarkı kurulmuştu, şimdi, kur korumalı TL mevduatla yeni bir soygun düzeni daha kuruyorlar.” diyenler oldu. Hakikaten, ben, buraya çıkıp bu kanun teklifine destek vermekle beraber, iki önce Cumhurbaşkanımızın Kabine sonrası yaptığı açıklamalarla Türkiye’de son dönemde oluşan stresin dağıldığı ve hakikaten çok büyük bir umudun oluştuğu bugünlerde ılımlı, olumlu, güzel değerlendirmeler ile eleştirilerini ve tavsiyelerini ortaya koyan bütün hatiplere gerçekten teşekkür etmek isterim. Ama az önce burada 3 tanesiyle örneklendirdiğim aslında daha fazlasını içeren hatiplere, onlara cevap vermek yerine, oturup onlara aslında o lafların arkasında nasıl cümleler hak ettiklerini düşünüp burada kurgulamak yerine sadece insaf diyorum, izan diyorum ve gerçekten çok ayıp ettiklerini burada ifade etmek istiyorum.

Kıymetli milletvekilleri, kanun teklifimizin ilk bölümünde, dediğim gibi, asgari ücretten alınacak verginin kaldırılması ve bunun diğer ücretlere de yansıtılması, daha sonra hem Katma Değer Vergisi Kanunu’nda ifade edildiği değişikliğiyle Savunma Sanayii Başkanlığına ve Millî Savunma Bakanlığına özellikle büyük projelerde KDV istisnasının uygulanılması, daha sonra yine geçici bir maddeyle zaten özel bütçeli ve denetleyici, düzenleyici kuruluşlara verilen bir hakkı 2021’de bütçesi için genel bütçeli kuruluşlarda bütçe fazlasına eklenebilmesi için de yetkileri içeren maddeler var. Bunlar inşallah, çok kıymetli adımlar olarak önümüzdeki dönemde de hem ekonomimize hem milletimizin bütçesine hem  de memleketimize çok güzel bir şekilde yansıdığına hep beraber tanıklık edeceğiz diyorum.

Derdimiz milletimize hizmettir. Hayat ilerleyen, hayat birçok parametreden etkilenen bir süreçtir. Bu süreçlerde bugün iyi olan şey yarın terse dönebilir, bugün kötü olan yarın düze dönebilir. Bize düşen sorumluluk, milletin emanetini taşımanın sorumluluğu içerisinde oluşan her meseleye karşı millet menfaatleri doğrultusunda yeni ve geçerli kavramlar ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız sözlerinizi.

ORHAN YEGİN (Devamla) – …düzenler oluşturmaktır.

Teşekkür ederim Başkanım, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru yok, cevap işlemi yok.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, sataşmadan değil de 69’dan… İleri sürmüş olduğu görüşten farklı bir görüş addedilen komisyon,  siyasi parti veya milletvekili açıklama hakkı…

İzin verirseniz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sataşma oluyor, açıklama hakkı değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıklama hakkı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Peki.

BAŞKAN – Buyurun.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Biraz önce hem Sayın Oluç hem diğer milletvekili arkadaşlarımız, bu kanun teklifindeki 7’nci maddeyle ilgili kısmın bütçe hakkını engellediğiyle ilgili bir ifade kullandılar. Bakın, değerli arkadaşlar, bizim geçen hafta cuma günü kabul ettiğimiz Bütçe Kanunu’nun 6’ncı maddesinde özel bütçeli idarelerle ilgili aynı hüküm söz konusu. “Özel bütçeli idareler, gelir tahminlerinden daha fazla bir gelir elde ettikleri takdirde Cumhurbaşkanının tespit edeceği usul ve esaslar çerçevesinde bunu yıl içinde kullanabilirler.” şeklinde bir hüküm vardı. Yıllardır var bu, 2021 yılı bütçesinde de vardı, 2022 yılı bütçesinde de geçerli olmak üzere kondu.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Siz koydunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Eğer biz, Bütçe Kanunu’nun 6’ncı maddesine bu ifadeyi koymuş olsaydık -Garo Bey, iyi biliyor o konuyu- olurdu. Şimdi, 2021 yılı gerçekleşen gelir tahminleri henüz net olarak ortaya çıkmadığından, şu andaki yapılabilecek işlerden biri bu.

Bir de BOTAŞ’la ilgili bir şey söylediniz, devlete olan katma değer vergisinden, (ÖTV) özel tüketim vergisinden dolayı sanıyorum bir arkadaşımız, 33 milyar lira civarında bir rakam söyledi. “Bunu BOTAŞ’tan terkin etmek doğru değil.” dediniz. Bakın değerli milletvekilleri, terkin edilmesinin sebebi ne? BOTAŞ’ın aldığı mala ödediği fiyat ile tahsil ettiği arasında bir fark var, bu fark nereden kaynaklanıyor?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Dolar...

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hayır, dolar yüksekliğinden değil. Eğer dolara bağlı bir mal alıyorsanız onun fiyatını da ona göre belirlemeniz lazım Garo Bey, bunu iyi bilen arkadaşlarımızdan birisiniz.

O anlamda biz burada, vatandaşımızı karda, kışta, soğukta bırakmamak için, onların bütçelerinden daha fazla imkânı almamak için, devletin alacağından, özel tüketim vergisinden, katma değer vergisinden ve gümrük vergisinden doğan meseleye intikali azaltmış oluyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu amaçla milletimize ucuz doğal gaz verebilmek için… Sizin de desteklerinizle inşallah bu olacaktır diye ümit ediyorum.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Milletimize değil, malikânelere yön veriyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Muhtemelen Sayın Oluç’un da zihni berraklaşmıştır.

Teşekkür ediyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sataşmadım, sataşmadım…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bana cevap verdin sen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, Sayın Oluç’a söyledim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, sizden hiç bahsetmedi, Sayın Oluç’tan bahsetti, size hiçbir şey söylemedi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, Sayın Başkan, bütçe hakkıyla ilgili ben bir değerlendirme yaptım. O değerlendirmeme karşılık Sayın Elitaş “Benim ileri sürdüğüm görüşten farklı bir görüşü bana atfetti.” dedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben Sayın Oluç’a söylemiştim ama siz alındınız.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, size değil, Sayın Oluç’a söyledi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hâlbuki ben bütçe hakkını teorik olarak anlattım. Getirilen teklifin de ona uygun olmadığını ifade ettim. Vermiş olduğu, geçen yıl bütçesinde veya her yıl bütçesinde yer alan ödenek aktarmasıyla ilgili 6’ncı maddede….

BAŞKAN – Ondan bahsetmedi efendim, 5018’deki hükümden bahsetti yani özel bütçeli kuruluşlarla ilgili…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Konuya uygun değil, o nedenle ben de 69’uncu maddeye göre söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Başkanım, siz de mevkidaş olarak burada görev yaptınız yani burada bir sataşma olmadığı çok net, açık. Sizin isminiz zikredilmedi.

Buyurun yerinizden vereyim size söz.

Buyurunuz.

 

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi, umarım bir dakikayla sınırlamazsınız konuşmamı.

BAŞKAN – İki dakikayla sınırlayacağım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bakın, Sayın Elitaş, herhangi bir isim vermeden sataşma nedeniyle söz istedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Oluç’a…Sataşmadan istemedim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama hayır söylemediniz.

Şimdi, neyse esasa gelelim. Birincisi, bütçe kanunlarında yer alan maddeyle ilgili Anayasa Mahkemesi şöyle bir karar verdi, bakın, yeni bir karar bu, 24 Mart 2021 tarihli bir karar; ilgili bütçe kanununda yer alan ve kurumlar arası ödenek aktarılmasının yüzde 10’u geçmemesi hâlinde bunun yapılabileceğine izin veren bir maddeyi Anayasa’ya uygun buldu. Burada yüzde 10’la ilgili bir sınırlama yok, böyle bir şey yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son bir dakika…

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yürütme organına verilen harcama yetkisi artırılıyor, 296 milyar Türk lirası tutarında artırılıyor. Bu hangi kurumlar itibarıyla kullanılacak, nasıl kullanılacak, hangi bakanlığa ne kadar ödenek verilecek; bu, Cumhurbaşkanının yetkisine bırakılıyor. Bunu belirleyecek olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendisidir değerli milletvekilleri. Cumhurbaşkanı bugün Sayın Erdoğan’dır, yarın bir başka kişidir; bu, şahsa bağlı olarak düşünülecek, değerlendirilecek bir konu değildir. Bütçe hakkınıza sahip çıkın.

Teşekkür ederim.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Tek kişiye bütçe hakkı verilemez.

BAŞKAN – Sayın Oluç…

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de sadece kayıtlarda bulunsun diye bir şey söylemek istiyorum. Sayın Elitaş “Geçtiğimiz yıllarda da bu örnekleri yaptık.” dedi, biz geçtiğimiz yıllarda da bunu eleştiriyorduk. Bu zaten bizim sisteme yönelik eleştirimiz yani Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine yönelik temel eleştirimizdir. Meclisin bütçe hakkını tek kişiye devretmiş olmasıdır, esas eleştirimiz budur, bunu bir kez daha dile getirmiş olduk. Yani geçen yıllarda da bunun yapılmış olması örneğine dayanarak siz bugün “Aynı şeyi tekrarlıyoruz.” diyorsunuz ama onlar kötü örnektir, kötü örnek de örnek sayılmaz biliyorsunuz. O nedenle, nereye ne harcanacağına dair Meclisin karar vermesi demek, halk adına bütçe hakkının kullanılması demektir, Meclis bu durumda bundan feragat etmiş oluyor ve bu hakkı gasbedilmiş oluyor. Buna işaret etmek istedim.

Teşekkür ediyorum.

 

1.-Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve 95 Milletvekilinin Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 299)(Devam)

 

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde 2 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 1- 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 9’uncu maddesinin birinci fıkrasının (9) numaralı bendinde yer alan “10 kW’a kadar (10 kW dâhil)” ibaresi “25 kW’a kadar (25 kW dâhil)” şeklinde değiştirilmiştir.

       Ayhan Altıntaş                         Behiç Çelik                      Yasin Öztürk

            Ankara                                 Mersin                                 Denizli

    İmam Hüseyin Filiz                     Hüseyin Örs

          Gaziantep                              Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde söz talebi Sayın Yasin Öztürk’ün.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Kanun teklifinin 1’inci maddesiyle, sahip oldukları veya kiraladıkları konutların çatı veya cephelerine kurdukları üretim tesisinden enerji üreterek ihtiyaç fazlasını, son tedarik dağıtım şirketine satanların vergi muafiyetinden yararlanmaları için, 10 kilovata kadar olan kurulu güç sınırlaması 20 kilovata çıkarılmaktadır. Bizim siyaset anlayışımıza göre muhalefet, iktidarın gözü kulağıdır, iktidara eksikliklerini gösterir, çözüm önerilerini söyler; halkın yararına yapılan işler varsa bunu da takdir etmesini bilir. Bu siyasi anlayış doğrultusunda bazı sorunları defalarca dile getirmek zorunda kalabiliyoruz.

Enerji konusu da ülkemiz açısından böyle büyük ve önemli bir sorun ve stratejik bir konu. Çünkü ülkemiz enerji kaynaklarının çeşitliliğine rağmen, enerjide dışa bağımlı, enerji ithalatçısı bir ülke; ithal edilen enerjinin maliyeti de çok yüksek. Enerjide, her gün artan oranda dışa bağımlı olmak zorunda mıyız? Hayır. Birçok ülkede enerji modeli yerinde üretim ve tüketim ve yenilenebilir enerji üzerinde kurulmaya başladı. Biz ise birçok ülkeye nazaran daha fazla yenilenebilir enerji kaynağına sahibiz ama bu şansı diğer ülke örneklerinde olduğu gibi etkin kullanamıyoruz. Öncelikle belirtmek istiyorum: Enerji maliyetlerini düşürmeye ve tüketicinin güneş enerjisinden yararlanarak üretici olmasını destekleyecek bu maddeye olumlu yaklaşıyoruz ama bunun sadece vergiden muaf oranının değişmesiyle yeterli olmadığını da söylemek zorundayız.

2019 yılında Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği’yle, enerji tüketicilerinin lisans almadan ya da şirket kurmadan çatı ve cephe uygulamasıyla enerji yatırımcısı olabilmelerinin önü açılmıştır. Tahminen 20 milyon bağımsız haneye sahip bir ülkeyiz. Mevcut çatı alanlarının üçte 1’i de güneş enerjisi kurulumu için müsait ve ülkemiz güneş enerjisi potansiyeli bakımından bu kadar zengin. Ancak bu imkândan şimdiye kadar sadece 1.173 mesken yararlanmıştır. Bakınız, Almanya 2030 yılında yüzde 100 oranında yenilenebilir enerji kullanmayı hedeflemektedir. On yıllık planlamasına göre 42 gigabayt solar çatı kapasitesini oluşturmayı planlamaktadır. Ülkemize bakalım: Almanya’dan 1,5 kat daha fazla güneşlenme süresine sahibiz ama 2023 için koyduğumuz hedef 5 gigavat; çatısında enerji üreten mesken sayısı ise -tekraren söylüyorum- sadece 1.173. Neden böyle? Mevcut şebekelerin güneş enerjisi bağlantılarını kaldırabilme kapasitesinin yanı sıra, elbette ve en önemlisi tüketicilerin gelir seviyesi ve kredibilite imkânının sınırlı olması bu uygulamanın yaygınlaşmasına engeldir. Bu nedenle, öncelikle ele alınması gereken konu konutların çatı veya cephelerinde ürettikleri elektrik miktarına ilişkin vergi muafiyeti konulmasıyla birlikte bu uygulamanın finanse edilip yaygınlaştırılmasına yönelik adımlar olmalıdır. Sadece konutlarla sınırlanacağına küçük ölçekli sanayi işletmelerine, tarımsal elektrikte kullanmak isteyenlere, özellikle elektrikte kayıp kaçak oranının yüksek olduğu bölgelerde buna benzer adımlar atılmalıdır. Bunun için bankaları mı devreye sokarsınız, faizi doların yanında yetersiz kalan mudilere yaptığınız gibi hazineden mi destek verirsiniz o da sizin tercihiniz.

Değerli milletvekilleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ağustos ayında Türkiye'nin her yerinde kentsel dönüşüm hedefiyle beş yıl içinde 1,5 milyon konutu acil dönüştürmeyi planladıklarını açıklamıştır. Seçimler zamanında yapılırsa bir buçuk sene sonra sandık var. Bu dönüşümü gerçekleştirmeniz imkânsız görülse de yeniden yapılacak binalarda enerji üretiminin yaygınlaştırılmasına dönük tavsiyelerimizi yine de söyleyelim. 1,5 milyon konut için bu binalara ortalama 3 kilovat büyüklüğünde fotovoltaik sistemler kurulması durumunda yaklaşık 4,5 gigavat bir güneş enerjisi kullanım potansiyeli ortaya çıkacaktır. Bu yapılırsa sistem tüm Türkiye’ye yayılacaktır, ülkenin her bölgesi hem kendi elektriğini kendi üretebilir hatta satabilir duruma gelecektir. Böylelikle kayıp kaçak, çalıntı derdine kendiliğinden ortadan kalkacak, bu yükün bütün elektrik abonelerinin üzerine yıkılmasının önüne geçilecek, faturasını ödeyemeyen abonenin sorumluluğu, trafo kapatılmak suretiyle cezalandırılan faturasını ödeyen vatandaşa kesilmeyecektir. Özellikle, kentsel dönüşüm süreci bu amaca yönelik önemli bir fırsat. Fırsat ama şöyle bir durum da var: Gayrimenkul sektörü de artan maliyetler nedeniyle diğer sektörler gibi krizde. Sektörün bir de elektrik üretebilen yeşil bina yapmasını beklemek bu ekonomik koşullarda mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Başkanım tamamlayayım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Ancak teşvik ve finans desteğiyle bu hedefe ulaşılabilir. İktidardaki süreniz azaldığı için bunu belki siz yapamayabilirsiniz ama biz yaparız; formülümüz de hazır, kaynağımız da hazır. Bugün grup toplantısında Genel Başkanımız açıkladı, karbon vergisini, fosil yakıtlar üzerindeki ek vergiyi ve kömür sektörüne devlet tarafından yapılan teşvikleri iyi yaşam gelir modelinin finansmanında kullanacağız.

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önerge oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir. 

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 299 sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesine geçen “şeklinde” ibaresinin “biçiminde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

       Mahmut Toğrul                        Kemal Peköz             Dilşat Canbaz Kaya

          Gaziantep                                Adana                                 İstanbul

      Hasan Özgüneş                       Ali Kenanoğlu                Hüseyin Kaçmaz

            Şırnak                                 İstanbul                                 Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Canbaz Kaya’nın.

Buyurun Sayın Canbaz Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

DİLŞAT CANBAZ KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımız; Aralık ayındayız. Aralık, büyük katliamların yaşandığı bir aydır ve bu vesileyle ben de Maraş katliamını, 19 Aralık hapishaneler ve Roboski katliamlarını bir kez daha lanetliyor, katliamda yaşamını yitiren canlarımızı saygıyla anıyor, bu katliamları planlayanları ve uygulayanları bir kez daha lanetliyorum.

Değerli halkımız, geçen akşam iktidar büyük bir vurgun gerçekleştirdi. AKP lideri Erdoğan'ın yeni ekonomik talan modelini açıkladığı ilk dakikalarda 1 milyon dolarlık bir satış gerçekleştirildi. Bir de üstüne bunu büyük bir başarıymış gibi troller ordularıyla ve medyadaki yandaşlarıyla propaganda ettiler, etmeye de devam ediyorlar. İktidar dün paralarına para katarken ülkemizin milyonlarca emekçisi de daha çok yoksullaştı. Döviz kurunu elinde oyuncağa çeviren dolar milyarderleri ve Recep Tayyip Erdoğan bu oyunun başaktörleri olarak halkın yoksullaşmasından birinci dereceden sorumlulardır. Geçen gün AKP liderinin açıkladığı modelden dolayı faizin yükseltilmesinden başka bir şey değildir. Bu sürecin nasıl işletileceği ise bir muammadır. Belirsizliklerle yöneltilen Türkiye ekonomisi… Emekçiler için yeni bir talan süreci  başlatılmak istenmektedir. Muamma olmayan şey ise AKP ve MHP'nin bu sürecin yükünü tekrar emekçilere yükleme niyetinde olduklarıdır, bunu açık açık da ifade ediyorlar. Erdoğan AKP iktidarının dün açıkladığı belirsizliklerle dolu modele ilişkin şu soruların açığa kavuşturulması zorunluluktur: Döviz kurunu yüzde 20, 25 oranında aşağı çekecek mevduatına kim ya da kimler sahiptir? Döviz kuru ile TL mevzuatı arasında fark nereden karşılanacaktır? 2022 Merkezi Bütçe Kanunu yeni onaylanmışken bu talan modeli hangi kaynaklarla finanse edilecektir? Kamu borçlanması düşünülüyorsa borçlanma, nereden yapılacaktır? Kamuda kaç TL borçlanma hedeflenmektedir? Para basılması düşünülüyorsa ortaya çıkacak enflasyona karşı emekçiler nasıl korunacaktır? Bu sisteme özel bankalar katılmazsa kamu bankaları bu yükün tamamını üzerine alabilecek midir, bununla ilgili bir planlama mevcut mudur?” diye soruları soruyoruz, cevapları da ya yok ya da iktidar ağızlarında geveleyip duruyor yani bir cevap yok buna dair.

AKP ve MHP iktidarı, coğrafyamız emekçilerini geleceksizliğe mahkûm etmektedir. Döviz kurları geçen haftaya oranla düşüşe geçmiş durumda ama geçen haftaya oranla sadece şu an, iki hafta önceki fiyatlardan satılıyor, “Başarı” dedikleri sefil düzen bu işte. Döviz düşürülüyor ancak zamlar geriye doğru çekilmiyor, üstelik her gün, güne yeni zamlarla uyanmaya devam ediyoruz. O zaman döviz düşürülüyorsa temel gıda, hijyen ve bebek bakım malzemelerindeki zamlar geri çekilsin, öyleyse marketlerdeki yağ, çay, peynir fiyatlarının da düşmesi de gerekmez mi; benzine, mazota yapılan zamların geri çekilmesi gerekmez mi? Ülke ekonomisine ne pahasına yapıldığı meçhul olan bir müdahale gerçekleştiriliyor, yine dünden bugüne kimlerin kasalarına ne kadar doldurulduğu bir gün tam açıklığıyla ortaya çıkacak elbet. Ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımız, ülkemiz şu an dolar milyarderleri tarafından yönetiliyor. Emekçiler, ekonomik krizi ne boyutta yaşarsa yaşasın Erdoğan, AKP iktidarının kasaları hiçbir zaman erimiyor ama bilinsin ki umutsuz ve çaresiz değiliz, halkın cebindeki son kuruşa dahi göz diken bu talan düzenine mutlaka son vereceğiz. İktidarın ve sermayedarların kasalarını doldurmak için değil, kendi geleceğimiz için yani eşit, adil, özgür bir yaşam için çalışacağız.

Hepinizin de bildiği gibi, dün Hazine ve Maliye Bakanı bir programda şunları söyledi: “Gözlerime bakar mısınız, ne görüyorsunuz? Ekonomi gözlerdeki ışıktadır.” Ben de merak ediyorum; evet, gözlerdeki ışıkta ne görülüyor ama siz halkın gözlerinde ne görüyorsunuz? Mesela işçinin gözlerinde, memurun gözlerinde, işsizin gözlerinde, emeklinin gözlerinde ne görüyorsunuz? Hep beraber soruyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

DİLŞAT CANBAZ KAYA (Devamla) - Ne görülüyor biliyor musunuz? Bu gözlerde ve halkın yüzünde açlık, sefalet, yoksulluk var; halkın yüzünde öfke var, öfke.

Teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler.... Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde 2 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 299 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“1 Ocak 2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere asgari ücret net 6000 TL olarak düzenlenmiştir.”

             Mahmut Toğrul                          Hasan Özgüneş                   Hüseyin Kaçmaz

                Gaziantep                                    Şırnak                                       Şırnak

              Kemal Peköz                             Ali Kenanoğlu                         Şevin Coşkun

                   Adana                                     İstanbul                                       Muş

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Şevin Coşkun’un.

Sayın Coşkun, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ŞEVİN COŞKUN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 2’nci maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifinde de olduğu gibi, benzeri düzenlemeler günü kurtarmaya dönük, sorunlara yapısal çözümler üretmeyen, palyatif tedbirleri içermektedir. Ülke ekonomisi, iktidarın yürüttüğü politikalar nedeniyle büyük bir kriz içerisinde. Etkili olan pandemiyle bu kriz daha da büyüdü. İşçiler, emekçiler, yoksullar, kadınlar iktidar tarafından kaderine terk edildi. Bu süreçte büyük işçi, istihdam kaybı yaşandı. Dövizdeki yüksek artış, istihdam kaybının oluşmasına neden olmakla birlikte işçiler, çiftçiler, gündelik çalışanlar ve küçük esnaf başta olmak üzere, emeğiyle geçinen yurttaşların ciddi bir gelir yaşamasına neden olmuştur.

Türkiye’de 15 yaş üzeri 65 milyon kişi yaşıyor ancak, yaklaşık 19 milyon kişinin bir işi var. İşçi olanların yüzde 40’ı asgari ücretle çalışmaktadır. Ayrıca, bunlardan bir şekilde güvencesiz, sigortasız, denetimsiz koşullarda çalışanlar da var. Nüfusun büyük bir çoğunluğunun asgari ücretle çalışması bizim refahtan ne kadar uzak olduğumuzun da bir göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, 1 milyona yakın çocuk işçinin sömürüldüğü bu ülkede asgari ücretin düzeyi önemsizdir. 1 milyon mülteci, insan onuruna aykırı koşullarda ucuz iş gücü olarak çalıştırılmaktadır.

İktidar tarafından, asgari ücretteki artışın son kırk beş yılın en yüksek artışı olduğu iddia edilmektedir ancak bu iddia gerçeği yansıtmamaktadır. Örneğin, asgari ücretteki artış kararı açıklandıktan sonra geçen yirmi dört saatlik sürede asgari ücret dolar bazında yüzde 10 değer kaybetmiştir.

Değerli milletvekilleri, Muş’un nüfusu 411.117’dir ve Türkiye’nin en yoksul kentlerinden biridir. İŞKUR verilerine göre 2021 Ekim sonu itibarıyla kayıtlı işsiz sayısı 28.691’dir, 18-24 yaş arası işsiz gençlerin sayısı ise yüzde 32’dir. Kentteki işsizlik nedeniyle gençlerin çoğu metropol kentlere gitmek zorunda kalıyor ve ağır çalışma koşullarına maruz kalıyor. TÜİK 2020 yılı verilerine göre, yıllık ortalama eş değer hane halkı kullanılabilir fert gelirinin en yüksek olduğu İstanbul’da 49.239 TL iken Muş, Van, Hakkâri ve Bitlis kentlerinde ise 15.198 TL’dir. Aynı yılın verilerine göre bu kentlerdeki işsizlik oranı da yüzde 25,9’dur. Muş ilinde Ağustos 2021 itibarıyla zorunlu sigortalı çalışan sayısı 32.252 kişidir. Kadın sigortalı sayısı ise 7.524’tür. Başta Muş olmak üzere, bölge illerinde binlerce kişi şu an asgari ücretin çok altında bir ücretle çalıştırılmaktadır. Örneğin 1 Eylül 2021’de Urfa’da Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün İŞKUR üzerinden açtığı 6 kişilik temizlik görevlisi kadrosuna 10 bin kişi başvurdu; bu da derin işsizliğin bir göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, ülkedeki işsizlik her meslek grubunda da kendini gösteriyor. Ataması yapılmayan yaklaşık 500 bin öğretmen marketlerde, pazarlarda, inşaatlarda çalışıyor. 2016 yılında 430 doların üzerinde olan asgari ücret, bugün itibarıyla 230 dolar bile değildir; 2016 yılına göre 100 dolar daha aşağıdadır. İktidar “Her şeyi dolarla ölçmeyin.” diyor ama aldığımız benzin, ödediğimiz elektrik faturası, soframızdaki ekmeğin unu, yağın fiyatı bile dolar arttıkça artıyor. Örneğin temel ihtiyaçlar alınırken yurttaşlar zorlanmaktadır; bunlar, un, şeker, yağ ve vesairedir. Öte yandan, bu düzenlemedeki asgari ücretin vergiden istisna edilmesini partimiz ve emek örgütleri yıllardır dile getiriyordu. Bu talebimiz her defasında reddediliyordu. Reddetmenizin nedeni ise, sermayeden almanız gereken vergileri asgari ücretle geçinmek zorunda kalan milyonlarca emekçiden karşılamayı tercih etmiştiniz. Bugün bu düzenleme bizim açımızdan yeterli değildir çünkü yaklaşık 10 milyon işçi asgari ücretin de altında veya asgari ücrete yakın bir ücretle çalıştırılmaktadır. Asgari ücret tespitinde günün geçim koşulları, reel piyasa ve millî gelir artışı dikkate alınarak yapılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ŞEVİN COŞKUN (Devamla) – HDP olarak önerdiğimiz bu düzenlemenin yanı sıra asgari ücretin de 6 bin TL olmasıdır. Bu enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında asgari ücret her üç ayda bir yeniden görüşülmeli ve enflasyon artışlarıyla uyumlu bir hâle getirilmelidir. Gözünüzün içine bakarak söylüyoruz. Ülkede 50 milyon yoksul, 16 milyon aç, 8 milyon 281 bin işsiz var. Geçici önlemler değil, gerçekçi ve kalıcı önlemlerin hayata geçirilmesi gerekiyor.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan teklifin 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 2 – 193 Sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

“18. Hizmet erbabının, ödemenin yapıldığı ayda geçerli olan asgari ücretin aylık brüt tutarından işçi sosyal güvenlik kurumu pirimi ve işsizlik sigorta primi düşüldükten sonra kalan tutarına isabet eden ücretleri (Şu kadar ki, istisnayı aşan ücret gelirinin vergilendirilmesinde verginin hesaplanacağı gelir dilim tutarları ve oranları, istisna kapsamındaki tutarlar dikkate alınmadan belirlenir. Ödenecek vergi tutarı, bu suretle bulunan tutardır. İstisna nedeniyle matraha dahil edilmeyecek olan kısmına ait hizmet erbabına ödenecek istisna vergi tutarı ise yürürlükte bulunan ilgili aydaki asgari ücretin ulaştığı gelir dilim tutarları ve oranları dikkate alınarak hesaplanır. Bu suretle istisna edilecek vergi ilgili ayda aylık asgari ücret üzerinden hesaplanması gereken vergiyi aşmayacaktır. Birden fazla işverenden ücret alanlarda bu istisna sadece en yüksek olan ücrete uygulanır.)” 

         Veli Ağbaba                         Kadim Durmaz                      Ahmet Kaya

            Malatya                                 Tokat                                 Trabzon

           Cavit Arı                            Türabi Kayan

           Antalya                               Kırklareli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan. (CHP sıralarından “Niye katılamıyorsunuz?” sesleri)

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle hizmet erbabına ödenen ücretlerin, ilgili ayda geçerli olan brüt asgari ücretten işçi sosyal güvenlik kurumu primi ve işsizlik sigorta primi düşüldükten sonra kalan kısmı gelir vergisinden istisna edilmekte, ücret gelirinin asgari ücrete isabet eden kısmı üzerinden gelir vergisi alınmaması sağlanmaktadır. Böylece, asgari ücretlilerin ücretleri vergi dışında bırakılmakta, asgari ücret üzerinde ücret alanların ise asgari ücret tutarına isabet eden ücretleri istisna kapsamına alınmaktadır. Ayrıca, asgari ücret üzerindeki ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde sıfır matrahtan başlanılarak vergileme yapılacak, istisna kapsamındaki tutar dâhil edilmeyerek, kümülatif vergi matrahının tabi olduğu vergi dilimi ve oranlarına göre vergileme yapılacaktır. Diğer bir ifadeyle, önceki aylardaki istisna tutarları matraha eklenmeden istisna tutarı dışındaki ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde, uygulanacak gelir vergisi dilimi ve oranının üzerinden verginin bu şekilde hesaplanmasıyla belirlenen kümülatif tutarın tabi olduğu vergi dilimleri ve oranları dikkate alınarak hesaplanması öngörülmektedir. Bu sayede, asgari ücret tutarına ilişkin istisnadan tüm ücretlilerin asgari ücretlilerin yararlandığı istisna tutarını aşmayacak şekilde yararlanmaları sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Maddeyi kabul ediyoruz efendim, maddeyi kabul ettik; kayıtlara geçsin.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 299 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 3- 193 sayılı Kanunun;

a) 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yer alan “Diğer ücretlerde, gezici olarak çalışanların” ifadesi “Gezici olarak çalışanların” şeklinde değiştirilmiş, bentte bulunan “ücret ve” ifadesi madde metninden çıkarılmıştır.

b) 32 nci maddesi, 64 üncü maddesi, 108 inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi, 109 uncu maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendi ile ikinci ve üçüncü fıkraları, 110 uncu maddesi, 118 inci maddesi ve 122 nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

     Ömer Fethi Gürer                    Süleyman Girgin Cavit Arı                                                       Niğde                                   Muğla           Antalya                                     Mehmet Bekaroğlu        Fikret Şahin                          Ahmet Kaya                                             İstanbul                               Balıkesir                               Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Süleyman Girgin’in.

Sayın Girgin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

2022 yılı asgari ücreti, vergi muafiyeti dâhil net 4.253 lira olarak açıklandı arkadaşlar. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanını yalancı durumuna düşüren metin, Komisyonda, muhalefetin ve sendikaların baskısıyla düzeltildi. Yıllarca, Cumhuriyet Halk Partisi olarak dile getirdiğimiz bir konuda, bir yanlıştan dönülmesini olumlu buluyoruz.

Değerli arkadaşlar, iktidar ve yandaş medya “tarihî artış” nutukları ata dursun, asıl tarihî artış hayat pahalılığında yani iğneden ipliğe, sağanağa dönüşen zam yağmurunda yaşanmaktadır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Önemli olan, asgari ücrette ne kadar artış olduğu değil, asgari ücretin bugünkü geçim şartları içerisinde 2021 Ocak ayına göre işçinin ve ailesinin geçimini karşılamaya yetip yetmediğidir. Örneğin, bu yıl Ocak ayında bir somun ekmeğin fiyatı 1,5 liraydı, sene başında asgari ücretle 1.883 ekmek alınabiliyordu; bugün ekmek 2,5 lira ve yeni asgari ücretle 1.700 ekmek alınabiliyor. Sayın Erdoğan’ın öyle çok övünerek açıkladığı asgari ücret, emekçinin 183 somununu yemiş bitirmiş.

Bu şartlarda, asgari ücreti yıllık belirlemek insafsızlıktır. Asgari ücret üçer aylık veya altışar aylık olarak revize edilmelidir. Öte yandan, Türkiye'nin tüm çalışanlar için bir asgari ücretliler ülkesine dönmemesi için kamu emekçilerinin maaş ve ücretleri de en az asgari ücrete yapılan artış oranında artırılmalıdır, çoktan kadük hâle gelen toplu iş sözleşmeleri de buna göre yenilenmelidir.

Değerli milletvekilleri, milyonlarca emekli ile hak sahipleri açlık sınırının altındaki aylıklarıyla yaşama savaşı veriyor. Özellikle 2008 yılında çıkardığınız yasayla emeklileri büyük hak kaybına uğrattınız. Emekliler bu ülkenin vatandaşı değil mi? Avrupalı emekliler emekli maaşıyla dünyayı gezer, bizim emekliler ise domates kuyruğunda Avrupalı emeklileri seyreder. (CHP sıralarından alkışlar) Bu mu sizin emekliye gördüğünüz reva? SSK emekli aylığı ortalama 2.600 lira, ortalama Bağ-Kur tarım emekli aylığı 2.045 lira, esnaf emekli aylığı 2.700 lira, Emekli Sandığı aylığı 3.600 lira ve hazine desteği sağlanarak maaşı 1.500 liraya tamamlanan emekliler var. Ne yapılmalı? En düşük emekli maaşı asgari ücrete eşitlenmeli, emekli aylık bağlama yöntemi değişmeli, prim güncellemesinde yıllık enflasyon oranlarının yanı sıra büyüme oranlarının sadece yüzde 30’u değil, tamamı dikkate alınmalıdır.

Değerli milletvekilleri, geçmediğimiz otoyol ve köprülere, gitmediğimiz şehir hastanelerine bizim ödediğimiz vergilerle, üstelik dolar üzerinden verilen garantilerden sonra şimdi de TL mevduata dolar üzerinden garanti getiriliyor. Her ağzınızı açtığınızda millî ve yerli olmaktan dem vuruyorsunuz ama anlaşılan o ki kendi paramıza siz dahi güvenmiyorsunuz. Ne oldu? Ekonomimizi dinamitlemeye çalışan dış güçler TL mevduata, dolar garantisine fit olup dolar mı bozdurmaya başladılar? Hani sebep dış güçlerdi? Ayan beyan gördük ki Türkiye dolara bağımlı hâle getirilmiş durumdadır. Alınan kararın anlamı şudur arkadaşlar: “Ey vatandaş, Türk lirasına güvenmiyorsunuz, bunu biliyoruz; bizim ekonomi yönetimimize güvenmiyorsunuz, bunu da biliyoruz ama bana inanmıyorsan, bana güvenmiyorsan bari dolara inan.” demektesiniz. Doları referans göstererek ekonominin ne durumda olduğunun ikrarıdır bu. Seviniyoruz maalesef, ağlanacak hâlimize.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Mandacı, mandacı bunlar.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Bu karardan sonra, tasarrufu olanın, bankada parası olanın dolar karşısındaki kaybı hazine tarafından karşılanacak arkadaşlar. Nereden? Fakir fukara, garip gurebadan alınan vergilerden; nereden? Ucuz ekmek almak için kuyruklarda bekleyenlerden. Parası olanın zararı, parası olmayanın verdiği vergilerden karşılanacak. Örneğin, dolar yükselirken asgari ücretlinin, emekli maaşıyla geçinenin dolar karşısındaki zararı nereden karşılanacak? Robin Hood, zenginden alıp fakire veriyordu, siz fakirden alıp zengine veriyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız sözlerinizi.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

Ey iktidar, döviz kuru tsunami gibi vurdu, çekildi; geride bize fiyat zamları kaldı yadigâr. Paramızın değerini, vatandaşlarımızın birikimini, emekçinin alın terini, ormanlarımızın, kıyılarımızın en güzel yerlerini, gençlerimizin geleceğini, insanlarımızın gözünün ferini çaldınız; siz de şunu unutmayın: Saatlerimizi korumalı kura değil, demokrasiye kurduk ve sizleri yolcu edeceğiz. Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 299 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“1 Ocak 2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere en düşük emekli maaşı 4.250 TL’dir.”

       Mahmut Toğrul                      Hasan Özgüneş Kemal Peköz                                                    Gaziantep                               Şırnak            Adana                                      Hüseyin Kaçmaz       Ali Kenanoğlu               Serpil Kemalbay Pekgözegü

            Şırnak                                 İstanbul                                  İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Serpil Kemalbay’ın.

Buyurun Sayın Kemalbay. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) -              Sayın Başkan, sayın vekiller, değerli halkımız; saygıyla selamlıyorum.

Hemen hemen her yasa teklifinde olduğu gibi bu teklif de yasama etiği ve kalitesi açısından ayaklar altına alınmıştır. Kanun tekliflerini teknik bir işlem, bir formalite olarak görmeye; ihtisas komisyonlarını çalıştırmamaya; sendikalara, sosyal taraflarla müzakere ve danışma gibi demokratik süreçleri işletmemeye devam ediyorsunuz. Asgari ücretin belirlendiği antidemokratik kurul “muş” gibi yaparak, müzakere ediyormuş gibi yaparak toplandı, ne oldu? Gerçekte, sarayda belirlenen asgari ücret Erdoğan tarafından açıklandı. İşçilerin alın terine hak görülen ücret 4 bin 253 lira.

Bu ücret neden önemlidir? Çünkü asgari ücret, çalışanların yarısından fazlasını kapsıyor ve belirlenen ücrete bağlı olarak da emek gelirleri belirleniyor, sosyal destekler belirleniyor. Açıklanan asgari ücret 2021 Ocak ayındaki asgari ücretten yüzde 10 daha düşük olmuştur. Ayrıca, üçüncü çeyrekte Türkiye büyümüştür ve Türkiye’nin bu büyümesinden asgari ücret pay alamamıştır. Son birkaç aydır döviz kuru dalgalanması nedeniyle zam yağmuru yağdı, yapılan zamlar geri alınmadı ki yani asgari ücretliye verilen zam enflasyon karşısında şimdiden erimiştir. Bütün ücretler insana yakışır bir seviyeye yükseltilmelidir.

Asgari ücretin vergiden muaf tutulması, ücretlerin asgari ücret kadar kısmının da vergiden istisna tutulması için sendikalarla birlikte yıllarca mücadele ettik. Sonuç olarak, bu kararı, bu yasayı olumlu buluyoruz ancak artan oranlı vergi sistemine geçilmediği sürece, vergide adalet sağlanmadığı sürece, verilen bu zam işçi için bir cepten alıp başka bir cebine, diğer cebine koymak anlamına gelecektir.

Öte yandan, önceki uygulamada asgari geçim indirimi üzerinden evlilere, çocuklulara ve engellilere kısmi de olsa pozitif ayrımcılık getirilmişti, bu hakkın alınması doğru olmamıştır, AGİ iade edilmelidir.

Değerli halkımız, son dönemde Erdoğan “Nas mas.” diyerek fiilen ya da örtülü olarak faizi görülmemiş ölçüde artırmıştır. Mevduat sahiplerine, ithalat ihracat işleri yapanlara, bankada parası olanlara, dövize endeksli mevduat garantisi vermiştir. Buradan çağrı yapıyorum: Ücretliye, asgari ücretliye, çiftçiye, emekliye, sosyal destek alanlara, öğrencilerin burslarına, ücret ve gelirlere de döviz garantisi verilmelidir. Emek gelirleri ve sosyal destekler dövize endekslenmelidir ama biliyoruz ki siz bunu yapmayacaksınız. Kur korumalı TL mevduatının altında, bu sistemin altında yatan mantık şudur: Bu politikanın altında yatan mantık, halktan alıp sermaye sınıfına, servet sahiplerine gelir transferi etmektir. Servetini dövize endekslediğiniz mevduat sahiplerine, Beştepe sermayedarlarına ve diğer sermaye gruplarına -nas ya da faiz, adını siz koyun- ne veriyorsanız onu halka ödeteceksiniz çünkü Merkez Bankası rezervleri çoktan tükendi, böyle bir rezerv söz konusu değil. Enflasyonu patlatarak yine ücretlilerden, dar gelirlilerden zengine kaynak transfer edeceksiniz yani size kalırsa, iş dönüp dolaşıp emeğiyle geçinenlerin, dar gelirlilerin başına patlayacak.

Halkımız, Erdoğan’ın “ekonomik kurtuluş savaşı” dediği şeyin halka açılmış bir savaş olduğunun farkındadır. Erdoğan ne kadar geleceğe kaçarak bugünü kurtarmaya çalışsa da yangını yangınla söndürme politikasıyla emekçileri yakarak beka krizini aşma planı tutmayacaktır. Yanan, bu zalim iktidarın kendisi olacaktır, yeter ki halkımız ekonomik saldırı karşısında sesini yükseltmeye, örgütlenmeye, demokratik tepkilerini ortaya koymaya devam etsin, yeter ki halkımız mücadele ve dayanışmada ellerini birleştirmeye devam etsin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Zalim, iktidar değil; zalim sizsiniz. İade ediyorum laflarınızı size.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Bakın, burada Yunus Emre’yi gösteriyorum size. Yunus Emre bebeği yaşatamayan bu vahşi sömürü düzeninin sonu yakındır. AKP’nin gözü toprağa bakıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Zalim sizsiniz.

Nasıl bir ifadedir o Sayın Başkan? Nasıl bir ifadedir o? Her türlü yanlışı yapıyorsunuz…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Yunus Emre bebeği yaşatamayan bu vahşi sömürü düzeninin sonu yakındır. AKP’nin gözleri birisinin bahsettiği gibi ışıldamıyor, gözleri toprağa bakıyor, gidişi yakındır; söylemek istediğim bu.

Bakın, bu 3 Suriyeli işçi de ırkçı saldırı sonucunda yandı; burada hiç ifade edilmiyor. Bütün bu sorunların sebebi sizin kötü yönetiminizdir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu konulardaki duruşunuz belli.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Irkçı, kutuplaştırıcı, ötekileştirici dilinizdir, nefret söyleminizdir ve yoksulu daha çok yoksul, zengini daha zengin yapan politikalarınızdır. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Bu lafı en son siz ağzınıza alacaksınız.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 3’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiş” ibaresinin “yeniden düzenlenmiş” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Ayhan Altıntaş                         Behiç Çelik                      Yasin Öztürk

            Ankara                                 Mersin                                 Denizli

    İmam Hüseyin Filiz                  Zeki Hakan Sıdalı                   Hüseyin Örs

          Gaziantep                               Mersin                                Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi, Sayın Zeki Hakan Sıdalı’nın.

Buyurun Sayın Sıdalı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Üç yıl önce 14 Kasım 2018 tarihinde asgari ücretten vergi alınmamasına yönelik bir önergemiz reddedilmiş, asgari ücretliler hayal kırıklığına uğramıştı. Üç yıllık ısrarlı talebimiz nihayet karşılık buldu. Bu ay, henüz asgari ücret görüşmeleri başlamadan Genel Başkanım Sayın Meral Akşener “Asgari ücreti 4.555 lira yapın, devlet eliyle 555 lira vergi muafiyeti sağlayın; işverenin yükünü omuzlayın.” demiştik. O günlerde “Mevzuata aykırı.” diyerek yok saydığınız değişiklikleri konuşuyoruz şimdi. Teklifimiz doğru oldu, partimizin makul siyaset anlayışı sayesinde kazanan da milletimiz oldu. Bu vesileyle, muhalefetin önerilerini daha fazla dinleyeceğiniz temennisiyle yeni bir öneri sunmak istiyorum.

Asgari geçim indirimiyle evli ve çocuklu kişilerde bir avantaj sağlanıyordu. Çalışanlarımızın hâlen eşleri ve istediğiniz 3 çocukları var. Şimdiki değişiklik bu avantajı ortadan kaldırarak yeni bir eşitsizliği ortaya çıkarıyor. Bu ayrıcalığın kaldırılması bizi dezavantajlı gruplara destek sağlama mecburiyetinden uzaklaştırıyor. Bunu gidermek için ilave bir teşvik unsurunu mutlaka sisteme eklemeliyiz, aksi hâlde doğru adımızın eksik kalacak.

Dünyada asgari ücretlilerin oranı yüzde 10’un altındayken ülkemizde maalesef ki asgari ücret ortalama gelir hâline gelmiş durumda. Asgari ücret ve biraz üstüyle geçinmeye çalışanların oranı neredeyse 4 kişiden 3’üne ulaştı. Açıklanan asgari ücret yarattığınız yüksek enflasyon yüzünden en fazla dört ayda eriyecek. Yüksek enflasyon döneminde üç ayda bir asgari ücrette güncelleme yapılması artık şart oldu, ancak güncellenirse vatandaşımızın alın terini korumuş oluruz.

İhracat rakamları artmasına rağmen birim fiyatlarımız düşüyor ve daralan iç tüketimimiz bizi fiyat temelli rekabete ve ucuz işçiliğe mahkûm ediyor. Ülkemizi bu girdaptan çıkarmanın ilk adımı enflasyonu düşürmek, sonrasında katma değerli üretim, nitelikli istihdam yaratmak. Asgari ücretli oranı ancak bu şekilde düşecek, çalışanın da refahı ancak bu şekilde yükselecektir.

Kıymetli milletvekilleri, sadece asgari ücretteki artış dahi TÜİK'in değil, halkın enflasyonunun onayıdır. Asgari ücretteki artışın bedelini işveren ödeyecek. Yalnızca başkasının parasıyla kahramanlık olmuyor, şu anki maaşı asgari ücretin bile altında kalan devlet memurları var. Bu, hak mıdır? Aynı orandaki zammı hadi gelin, devlet kurumlarının çalışanlarına da verelim. Öğretmenin, doktorun, polisin, büro görevlilerinin günahı ne? Özel sektörden beklediğiniz fedakârlığı kendiniz de yapacak mısınız, merak ediyoruz. Vatandaş kimseye minnet etmeyen bir hayatın hayalini kurarken sizse her safhada gelir dağılımını bozacak, gelir adaletini derinden yaralayacak hamleler yapmaya devam ediyorsunuz. Israrlı politikalarınızla zengin, hiperzengin; yoksul, fukara oldu. Ülkemizde artık üretim ve tüketimin belkemiği orta direkten bahsetmek maalesef mümkün değil. Eskiden orta direk sınıf atlama hayali kurar, bunun için çalışır biriktirirdi; şimdi hayatta kalabilmek için çalışıyor. Uygulamalarınız milletimizin hayallerini çaldı, geleceğe dair umutlarını maalesef yok etti. İktidarınızda vatandaş mesela ev, araba sahibi olmayı bırakın, eskiyen ayakkabısını değiştirirken bile en az 3 kere düşünüyor. Yarattığınız mağduriyet çağının bedelini orta direk ödüyor. Siyaseten bu mecburiyetten memnun olabilirsiniz ama fukaranın canı oyundan daha değerli. Yoksulluğun tabanı gün geçtikçe genişliyor. 3 Y’yle mücadele ediyordunuz, bırakın 3 Y’yi; 1 Y'yi, yoksulluğu bile yenemediniz.

Kıymetli milletvekilleri, atılan tüm bu adımlar olumlu ancak yine her şeyi son dakika yapmaktan vazgeçmiyorsunuz. Bütçe devam ederken aklınıza geliveren vergi muafiyetleri hâliyle 2022 bütçesinde yer alamadı. Bütçe gelirlerinde açık oluştu. Bunu daha önce planlayıp ona göre bütçe oluştursanız daha iyi olmaz mıydı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Bu görüştüğümüz kanunun Komisyona gönderdiğiniz hâliyle kamuoyuna açıkladığınız hâli arasında dağlar fark olunca doğal olarak yanlış hesap Bağdat’tan döndü. Bunu da apar topar değiştirdiniz. Her şeyi günü kurtaracak şekilde planlayınca sisteme değil, bir kişinin ağzından çıkan kararlara tabi olunca hâliyle öngörülebilirlik de olmuyor, vizyon da olmuyor.

Yapacak bir şey yok, seçime kadar bekleyeceğiz. Biz hazırız, seçimden sonra biz çözeriz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.(İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                           Kapanma Saati: 20.43

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

299 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Teklifin 4’üncü maddesinde kalmıştık.

1 adet önerge var. Önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 299 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde geçen “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Mahmut Toğrul                           Hasan Özgüneş                     Hüseyin Kaçmaz

                 Gaziantep                                    Şırnak                                       Şırnak

               Kemal Peköz                             Ali Kenanoğlu                         Muazzez Orhan Işık

                   Adana                                     İstanbul                                          Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Muazzez Orhan Işık’ın.

Buyurun Sayın Işık. (HDP sıralarından alkışlar)

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Teşekkürler.

Kurulu selamlıyorum.

Son iki haftada adaletsizliğinizin cezaevlerinde öldürdüğü Garibe Gezer, Vedat Ekmen, Abdülrezzak Şuyur ve Halil Güneş şahsında yaşamını yitiren tutsakları saygıyla anıyorum. Yaşamları devletin güvencesinde olan bu insanların ölümlerinden sorumlusunuz ve bir gün mutlaka hesap vereceksiniz. Bu ülkede işkence ve ölüm evlerine dönüşen cezaevlerinde olduğu gibi üniversitelerden yargıya, ekonomiden medyaya, iç işlerinden dış politikaya, saraydan yandaşa, her yerde haksızlık ve hukuksuzluk düzeni vardır. Sayın Abdullah Öcalan şahsında İmralı’da başlayan ve tüm cezaevlerinde uygulanan tecrit rejimi bugün tüm kurumlara ve topluma sirayet etmiştir. Tecrit sistemi ülkeyi her yönüyle krize sokmuştur. Parti-çete devletine dönüşen tecritçi ve kayyumcu saray rejimi 84 milyonun sofrasını küçültüyor, yaşamını karartıyor, ancak savaşta, işgal veya darbe rejimi altında olan bir ülke bu kadar zarar görürdü. Ülke OHAL’den medet uman, kayyum zihniyetine bel bağlayan, AİHM ve Anayasa Mahkemelerini tanımayan anlayışla rant ve sermaye odaklarına peşkeş çekilmektedir. Dilinden millîlik ve yerliliği düşürmeyen saray ülke itibarını, güvenini ve parasının değerini sıfırlamıştır. Bu “sıfırlama” lafını bir yerden hatırlıyor olmalısınız; ayakkabı kutularını, para sayma makinelerini reddedemediğiniz 17-25 Aralık “tape”lerini tekrar hatırlatayım.

Değerli halkımız, dünya tarihinde yurttaşına bu kadar “terörist” diyen başka bir hükûmet yoktur. Ülkede neredeyse her 2 kişiden 1’i terörist ya da hain ilan ediliyor. Kendine ihale veren Ticaret Bakanına, pudra şekercilerine ve suç işleri bakanına dokunamayan yargı, Şenyaşar ailesinin adalet çığlığına, Cumartesi Annelerinin sesine, her gün öldürülen işçilerin, kadınların, adalet arayışına mı cevap olacak? Evet, yolsuzluk yapanları yargılamadınız; sadece yolsuzluk yapanları değil Roboski katillerini, Taybet anayı, Servet Turgut’u, Kemal Kurkut’u ve daha nicelerini katledenler yargılanmadı. İddia edilen suçla hiçbir alakası olmadığı mahkemeleriniz topladığı tüm belge ve delillerle ispatlandığı hâlde, talimatlı yargınız 14 yaşındaki Mazlum’a ağırlaştırılmış müebbet cezası verirken; silahlarıyla suçüstü yakalanan Umut Kitabevi bombacılarını beraat ettirdi. Bu suçluları, halk suçüstü yakalayarak savcı ve Emniyet görevlilerine teslim etmişti. Suçüstü yakalananları bile aklayan yargı gücünüz, düşüncesini ifade edene, “tweet” atana, hak arayana, saraya söz söyleyene karşı kullanılıyor. Şahsım rejiminin partimize yönelik çöktürme siyasetinin, kapatma ve Kobani kumpas davalarının arkasında, soygun ve suçlarını perdeleme ve aklama anlayışı vardır. Hukuksuzluğunuzu, adaletsizliğinizi, yolsuzluğunuzu ifade eden herkese karşı hemen beka söylemlerine sarılıyorsunuz. Herkes de biliyor ki bu beka ülkenin değil, iktidarınızın bekasıdır. Halkın hakkını, ekmeğini, emekçinin ücretini Libya’dan Azerbaycan’a, Efrin’den Etiyopya’ya fonladığınız çetelerle harcadınız. Varlık Fonu, İşsizlik Fonu, Bireysel Emeklilik Fonu gibi ülkedeki tüm birikimleri iktidarınızın bekası için “güvenlik ve terörle mücadele” adı altında harcadınız. Geldiğimiz aşamada, dolar ve faiz kararlarınızla yandaş bir kesimi zenginleştirip halkı daha da yoksullaştırdınız. 5’li çeteniz ve çok maaşlı avaneleriniz dışında bir bütün olarak ülke yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Politikalarınız her gün yüzlerce haneye ateş düşürmektedir. İktidarınız açlık, yoksulluk, işsizlik ve ölüm saçmaktadır. Elektrik faturasını ödeyemediği için çocuklar ölüyor. Daha dün Silvan’da DEDAŞ’ınız elektriği kestiği için astım hastası olan ve oksijen tüpü kullanan 2 yaşındaki Yunus Emre soğuktan astım krizine girerek yaşamını yitirdi. Başta İmralı olmak üzere yaşamın her alanında tecridi derinleştirdiniz, Anayasa’yı askıya aldınız, halkların iradesini gasp ettiniz; hukuku, emeği, demokrasiyi ayaklar altına aldınız, savaş politikalarıyla ekonomiyi çökerttiniz, yandaş bir zümreyi de besleyerek tekçi, Türk tipi şahsım sistemini kurdunuz. İşte, şahsım sisteminizin fotoğrafı. Çarkınız dönsün diye yaşamının ve emeğinin peşinde olan halka “Bir mermi kaç lira biliyor musunuz?” diyerek halkın emeğine kan doğradınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Devamla) - Bu sisteminizle halkın emeğini, yaşamını sömürüp saltanatınızı yaşarken halkı kuru ekmeğe mahkûm ettiniz. Kadınlara, çocuklara, gençlere, köylüye, emekçiye açlığı, sefaleti, gözyaşı ve ölümü dayatıyorsunuz. Elbette ki bu devran böyle dönmez, bu çark da böyle dönmez artık. Bu ülkenin gerçek sahipleri olan kadınlar, gençler, emekçiler, yok saydıklarınız, ötekileştirdikleriniz en kısa zamanda bunun hesabını sizden mutlaka soracaktır. Daha önceki savaş hükûmetleri gibi siz de iflas ettiniz. Bu ekonomik, diplomatik, hukuki, siyasi, kaos ve kriz durumunu daha fazla yürütemezsiniz, yolun sonuna geldiniz; yolcudur Abbas, bağlasan durmaz.

Saygılar ola. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özyavuz…

 

 

 

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugün ülkemizin ilk yerli Covid-19 aşısı Turkovac’ın seri üretimine Şanlıurfa’da Sayın Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca Bey’in startıyla geçilmesinin ve acil kullanım onayı verilmesinin mutluluğunu yaşıyoruz. Yerli aşısını üreten birkaç ülkeden biri olmak gurur verici. Emeği geçenleri, başta Sağlık Bakanımızı, sağlık çalışanlarını ve Erciyes Üniversitemizin hocalarını kutluyorum. Ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olsun.

Teşekkür ediyorum.

 

 

1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve 95 Milletvekilinin Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 299) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum… Kabul edenler… Etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde 2 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 299 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

             Mahmut Toğrul                            Kemal Peköz                       Hasan Özgüneş

                Gaziantep                                    Adana                                       Şırnak

            Hüseyin Kaçmaz                          Ali Kenanoğlu

                   Şırnak                                     İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hasan Özgüneş’in.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Halklarımızı ve Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Aralık ayında gerçekleştirilen Roboski katliamını, Maraş katliamını, kent ablukalarında yaşanan katliamları, Hayata Dönüş operasyonlarında cezaevlerinde yaşatılan katliamı lanetliyorum; yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum.

Değerli arkadaşlar, DEDAŞ tarafından Güçlükonak’ın Fındık beldesine bağlı Gümüşyazı Mahallesi’ne 16 Kasımdan bu yana, otuz altı gündür elektrik verilmiyor; bunu defalarca söyledim. İnsanlar sularını odunla ısıtıyorlar. Burada bir AKP’li elini kaldırıp “Ben bu işi çözebilirim.” diyebilecek cesarete sahip midir acaba? Bu soruyu soruyorum.

İkincisi, Dağyeli köyünün yol sorunu çok berbat bir durumda -bu, Ilısu Barajı'nın suları altında bırakılan bir köy- Siirt’e ulaşımları dört saat sürüyor, Siirt'e yakın; tekneyle gidip geliyorlar, düşünebiliyor musunuz? Yapılacak yol 12 kilometrelik. o da ben gittim, inceledim dağlık da değildir, rahatlıkla yapılabilinir dolayısıyla bunu da sizlere sunuyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Savunma Sanayii Başkanlığının çalışmaları, hizmetleri, projeleri üzerinden KDV kaldırılmak isteniyor. Bu ne anlama geliyor? Silah üretimini artıralım, satalım. Biraz daha savaş. Yoksul halk kitleleri aç mı kalmış? “Bomba mermisi yiyin.” diyelim. “Küçük mermilerle uğraşın, yiyin.” diyelim. Dolayısıyla bu, soygunu daha da büyütmektir. Millî Savunma bütçesi zaten 80 milyarın üzerinde. E, dolayısıyla, bu kadar açlık ve sefaletin içerisinde silaha yatırım yapmak demek savaş daha çok olsun içeride dışarıda ve yoksulluk artsın... Bakınız, merkezi Londra'da bulunan Demokratik Gelişim Enstitüsü raporuna göre: “Türkiye, Kürt sorununda güvenlikçi politikaları tercih etmesi nedeniyle son kırk yılda 3 trilyon dolar kaybetti.” diyor.

Değerli arkadaşlar, bugün pandemiden bahsettiler arkadaşlar, işte yoksulluk biraz oradan. Doğrudur, yoksullar yoksullaştılar ama bir İsviçre bankası bir belirleme yapmış, diyor ki: “2020’de Türkiye’de 94 bin dolar milyoneri vardı, pandemi sürecinde 21 bin milyoner artış sağlanmış.” Bu, şu anlama geliyor: Siz, halkın hükûmeti değilsiniz, siz bu milyonerlerin, sermayenin -deyim yerindeyse, teşbihte hata olmaz, John Perkins, Amerika’nın ekonomik tetikçisiydi, itiraflarda bulunduğu bir kitap yazdı- ekonomik tetikçilerisiniz.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Reddediyoruz.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Buradan bir şey alıyor musunuz, almıyor musunuz, ne kadar ortaksınız bunu bilmiyoruz. Dolayısıyla değerli arkadaşlar, eğer biz Kürt sorununu çözemezsek, Alevi sorununu çözemezsek, demokrasiyi çözemezsek, adil bir dağılımı sağlayamazsak kesinlikle bu sorunları çözmenin mümkünatı yoktur. E, başta tabii ki kendi zihniyetimizi değiştirmemiz lazım; özgürlükçü, adalete dayalı, demokrasiyi benimsemiş bir anlayış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Sorunlarımız, Kürt sorunu başta olmak üzere Kürt sorununu ve diğer sorunları çözmediğimiz müddetçe sorunlar devam eder. Bakın, Birinci Dünya Savaşından sonra Amasya’da böyle bir protokolden bahsediliyor, 1’nci maddeyi okuyorum: “Osmanlı devletinin düşünülen ve kabul edilen sınırı Türk ve Kürtlerin oturduğu araziyi kapsar.” Bu bir. Bu, “Güney Kürdistan” dediğimiz, “Rojava” dediğimiz alanı kapsar. Mustafa Kemal özerklik konusunda ne diyor? “Bizim Anayasa gereğince zaten bir tür yerel özerklik olacaktır. O hâlde hangi ilin halkı Kürt ise onlar kendi kaderlerini özerk olarak idare edeceklerdir.” Meclisin tutanağından okuyorum, Kürdistan hakkında Büyük Millet Meclisi Vekilleri Heyeti’nin El-Cezire cephesi komutanlarına talimatıdır değerli arkadaşlar. Mustafa Kemal’in çözümüne var mısınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Biz varız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – PKK sahip çıkıyor mu bu dile Sayın Başkan?

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Efendim?

Saygılar arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan  “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

        Yasin Öztürk                     İmam Hüseyin Filiz                  Dursun Ataş

            Denizli                               Gaziantep                               Kayseri

 

       Ayhan Altıntaş                         Behiç Çelik                       Hüseyin Örs

            Ankara                                 Mersin                                Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Dursun Ataş’ın.

Buyurun Sayın Ataş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 299 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin görüşülen maddesi yeni sistemle ilgili uyum maddesidir. Yeni sistemde müsteşarlıklar başkanlıklara dönüştürüldüğü için ilgili kanunda bu ibareler değiştirilmekte ve Savunma Sanayii Başkanlığınca yürütülen savunma sanayisi projelerine ilişkin KDV istisnası getirilmektedir. Ülkemizde de savunma sanayisinin gelişmesi ve yerlilik oranının artırılması için İYİ Parti olarak hep destek verdik, bu düzenlemeyi de olumlu bulduğumuzu belirtmek isterim.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz tarihin en derin ekonomik krizlerinden birini yaşıyor. Bu ucube partili Cumhurbaşkanlığı sistemi hiçbir ekonomi çevresinde karşılığı olmayan kötü ekonomi politikaları, Merkez Bankasının diğer tüm kurumlar gibi tek bir adama bağlı olması, ekonomi politikalarının başına yeterliliği ve liyakati olmayan kişilerin getirilmesi, devletin bürokratı olması gereken kişilerin sarayın bürokratı gibi davranarak devletin değil, iktidarın çıkarlarını düşünmesi sonucu “Şahlanacak.” dedikleri ekonomi uçurumdan aşağı yuvarlanmaktadır. Döviz kuru bir yılda yüzde 90 artmış, Türk lirası pula dönmüş, enflasyon yüzde 50’leri geçmiş, iğneden ipliğe her şeye zam gelmiş, devletin bütçesi daha yeni yıla girmeden erimiş, işsizlik rekor üstüne rekorlar kırmış, Merkez Bankası rezervleri erimiş, AKP'nin iktidara geldiğinde 8 milyon olan icra dosya sayısı 31 milyona yükselmiş, sırf bu yıl 7 milyondan fazla icra dosyası açılmıştır. Son yedi yıldır kişi başına düşen millî gelir sürekli düşmüş, vatandaş her geçen gün fakirleşmiştir.

Değerli milletvekilleri, tek adamın kendini ekonomist sanması sonucu geliştirdiği “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur.” teorisiyle ekonomik deneylerin kurbanı olan vatandaş sefaletin, yokluğun pençesine itilmiştir. Şimdi de “Türk ekonomi modeli” adı altında vatandaş üzerinde yeni deneyler yapılmaktadır. Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar değişkenlik ve belirsizlik yoktur. Sabah ilk kalkan, ekonomi üzerinde yeni bir model denemektedir, olan ise vatandaşa olmaktadır. Zengin daha zenginleşiyor, fakir daha fakirleşiyor. Hasta garantili hastanelerin, yolcu garantili havaalanlarının, geçiş garantili otobanların, geçmediği köprülerin, görmediği tünellerin kefili olan vatandaş şimdi de zenginlerin dolar garantili mevduat hesaplarına kefil yapılmıştır. Vatandaşın zor güç biriktirdiği 3-5 dolarını 3-4 liradan bozdurtan AKP, bugün dolar milyonerlerini memnun etmek için yine vatandaşın cebine el atmıştır. Şimdi, doları yirmi altı gün önceki seviyesine ancak düşüren iktidar “Ülkede her şey düzenli gidiyor.” algısı yaratarak başarı hikâyeleri anlatmaktadır. Daha geçtiğimiz aylarda “Dolar 10 lira olacak.” dedikleri için insanlar vatan haini ilan edilip yargılanıyordu. Bugün ise “Dolar 10 lira olacak.” diyenleri yerli ve millî ilan ediyorlar. Hâlbuki bir yıl önce bugün dolar 7,60; euro 9,30 liraydı. Bugün “Nasıl düşürdük?” dedikleri dolar 12,60; euro 14,20 lira seviyelerinde. Yani bir yılda yüzde 90 seviyelerinde artış var. Diğer bir ifadeyle her şeye en az yüzde 90 zam gelmiş. “Dolar düştü, her şey ekonomik olarak yoluna girdi.” algısı yaratmaya çalışan saray yalakalarına soruyorum: Her gün üst üste gelen zamlar geri alınacak mıdır? Bekleyip her birlikte göreceğiz başarı hikâyenizin sonunu.

Değerli milletvekilleri, İYİ Parti olarak “Asgari ücreti en az 4 bin lira yapalım, işverenin yükünün bir kısmını da omuzlayalım.” dedik, dediğimiz kısmen yapıldı, enflasyonun yüzde 50’leri geçtiği AKP tarafından kabul edildi ancak asgari ücretteki yüzde 50 artışın sadece yüzde 10’unu devlet üstlendi, işverene asgari ücretin maliyeti tam yüzde 40 arttı. Yani, işverenin cebinden verdikleri parayla “başarılı” imajı çizmeye çalışıyorlar fakat, bugün hâlâ 1.500 lira maaş alan emeklilerimiz var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

DURSUN ATAŞ (Devamla) – Bu maaşlar da en az asgari ücret seviyesine çıkarılmalıdır.

Diğer yandan, en düşük memur maaşı 4.880 liradır. Geçim sıkıntısı çeken memuru enflasyona ezdirmemek için maaşları en az yüzde 50-60 artırılmalıdır; yapacak mısınız, hep birlikte göreceğiz. Ancak, asıl olan maaşlarını artırmak da değil, bu maaşları canavara dönüşen enflasyon karşısında korumalıyız ve enflasyonu acilen düşürecek sıkı politikalar uygulamalıyız.

Sonuç olarak sürekli U dönüşü yapan AKP iktidarının ülkemize verebilecek bir şeyi kalmamıştır. AKP iktidarı dün “Nas var, faiz artıramayacağız.” deyip bugün, üst limiti belli olmayan bir faizi getirip önümüze koyuyor. Dün “Maaşı dolarla mı alıyorsunuz, size ne doların artışından?” diyenler, bugün “Bay bay Türk lirası.” deyip millî paramızı dolara bağlıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

DURSUN ATAŞ (Devamla) – Ama milletimiz de ilk seçimde size “Bay bay AKP.” diyecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde 2 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sıralarına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 299 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

Mehmet Bekaroğlu                                                          Ömer Fethi Gürer

   İstanbul                                                                                    Niğde

 

  Ahmet Kaya                                   Cavit Arı                         Fikret Şahin

    Trabzon                                       Antalya                               Balıkesir

 

 

Kadim Durmaz                             Süleyman Girgin                     Ahmet Akın

    Tokat                                            Muğla                               Balıkesir

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ahmet Akın’ın.

Buyurun Sayın Akın. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, en başta şunu söylemek istiyorum ki enerji politikalarınız yanlış ve maalesef düzelmiyor. Vatandaşın lehine bir politika ortada olmadığı için bedelini de vatandaşımız ödüyor.

Bugün ülkede vatandaşımız ekonomik buhranla birlikte bir de üstüne üstlük enerji buhranıyla mücadele ediyor. Bunun sebebi de plansız, programsız, öngörüsüz enerji politikalarınızdır; bedelini demin de dediğim gibi vatandaşlarımız ödüyor. Bu anlayışa baktığınız zaman, vatandaşı müşteri gibi gören bir anlayış var ortada.

Değerli arkadaşlar, bu getirdiğiniz düzenleme de bunun net bir öngörüsüdür, örneğidir. Nedir o? Varlık Fonunun en büyük varlıklarından birisi olan BOTAŞ’ın borçlarının silinmesi. Bu ilk değil, daha önce de BOTAŞ’ın borçları terkin edilmişti.

Şimdi, burada sormamız gereken şu: Borçlar neden üç beş yılda bir siliniyor? Bir anonim şirket olan BOTAŞ’ta sıkıntı nedir? Cevap çok açık, her şey ortada, demin de söylediğimiz gibi plansız, programsız enerji politikaları. BOTAŞ’ın 32 milyon 300 bin liralık gümrüklere olan borcuyla yaklaşık 60 milyar lira görev zararı, alacağı karşılığında siliniyor. Bu 60 milyar görev zararı nasıl oluştu? Ekonomi ve enerjideki yanlış tercihler nedeniyle bu borçlar oluşmuş oldu. Mesela, doğal gazda uzun vadeli sözleşmeleri ne kadardan imzaladınız? Kaç dolardan yapılacak anlaşmalar? Spot piyasadan ne kadar doğal gazı, ortalama kaça alacaksınız? Doğal gaz satın aldığınız ülkelerle masaya otururken hangi tavizleri verdiniz? Karadeniz’deki doğal gazı pazarlıklarınızda nasıl kullandınız? Bu soruları sorduk, cevap alamıyoruz. Buradan da bir kez daha sormuş olduk. Bir de sorumuz şu: Bu düzenleme hangi amaçla yapılıyor? Yoksa, burada planlanan, hesaplanan borçsuz, kılçıksız özelleştirilmeye hazır olmak için mi yapılıyor? Bir önceki düzenlemede BOTAŞ ve bağlı ortaklarının yurt dışında kurdukları şirketler Kamu İhale Kanunu kapsamından çıkarılmıştı. Şimdi de bununla birlikte janjanlı bir ambalajlama yapıyorsunuz değerli arkadaşlar. Bakın, vatandaş bedelini ödüyor siz de sefasını sürüyorsunuz. Sadece 2021 yılında konut ve doğal gaz tarifesine 7 defa zam yapıldı; toplamı yüzde 20.

Şimdi, Fatih Bey, şu anda hane halkının kullandığı doğal gaz ve elektrikte yaklaşık 100 milyar liranın devlet tarafından karşılandığını, sübvanse edildiğini söyledi. Peki, Fatih Bey neyi anlatmıyor? İğneden ipliğe gelen zamların çarşıda, pazarda, markette vatandaşlarımıza zam olarak nasıl yansıdığını anlatmıyor. Sanayi doğal gaz tarifesi Ocak 2021’den bu yana Haziran 2021’e kadar her ay yüzde 1 arttı. Temmuzda yüzde 20 arttı, Ekimde yüzde 15 arttı, Kasımda yüzde 48 arttı, Aralıkta yüzde 20 zamlandı yani 2021 yılında yüzde 158 oranında zamlandı. Bu zamlar doğrudan hayat pahalılığını da yaratmış oluyor. “Doğal gazı ucuza satıyoruz, fedakârlık yapıyoruz.” diye kesinlikle söylemeyin, hiçbir inandırıcılığınız yok. Burada bir fedakârlık var; evet, bu fedakârlık, bu hayat pahalılığında, bu koşullarda bu mücadeleyi veren vatandaşlarımızın ta kendisi tarafından yapılıyor.

Değerli arkadaşlar, karakışta “Kombiyi kıs.” dediğiniz vatandaşımız zaten kombiyi açamıyor. “Müjde.” dediniz, zamlar üstüne zamlar yaptınız, vatandaş ağzınızdan “müjde” lafını duyacak diye korkuyor çünkü zam geliyor. Fatih Bey’e ve AK PARTİ’li milletvekillerine sormak istiyorum: Avrupa’da en ucuz doğal gaz bizde ise 5 milyondan fazla abonenin faturasını ödeyemediği için doğal gazı neden kesiliyor? Aynı zamanda elektrikte de aynı şekilde; vatandaşlarımız faturalarını ödeyemediği için kesiliyor. Milletin aklıyla alay etmek yerine, vatandaşa hizmet etmeyi bir destur kabul edin.

Bakın, on dokuz yıldır yanlış politikalarınızla “Fedakârlık.” deyip üstüne gelmek vatandaşımızın aklıyla alay etmektir. Ayrıca, şimdi, zam geldiği zaman, zam yaptığınız zaman her şey güzel. Dediniz ki: “Dolar yükseldi.” zamları yaptınız akaryakıta.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AKIN (Devamla) - Hemen selamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

AHMET AKIN (Devamla) - Şimdi dolar düştü, o zaman indirin. Yüzde 30’a yakın bir indirim yapılması gerekiyor motorinde. Neden yapmayıp da bu payı, hayat standartlarında, satın alma gücünde, hayat pahalılığında zaten ezilen vatandaşımızın sırtına yüklediniz? Benzin ve motorin 8 lira, LPG 6,5 lira seviyesine inmeli bu hesaplara göre.

Değerli arkadaşlar, vatandaşlarımız sıkıntı içerisinde, kara kışta vatandaşlarımız zorluk içerisinde. Vatandaşlarımız, elini kolaylaştıracak, hayat pahalılığını azaltacak politikalar bekliyor sizden. Siz ne yapıyorsunuz? Fırsatçılık yapıyorsunuz. Nasıl? Dolar yükselince zammı yapıyorsunuz ama dolar düşünce zammı geri çekmiyorsunuz.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Akaryakıta yüzde 50 indirim vardı zaten, yüzde 50 indirmiştik.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                              Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesiyle 4646 sayılı Doğaz Gaz Piyasası Kanunu’na eklenen geçici madde 6’nın birinci cümlesinde geçen “merkezi yönetim bütçesinin gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               

        Hüseyin Örs                     İmam Hüseyin Filiz                 Yasin Öztürk

           Trabzon                              Gaziantep                               Denizli

       Ayhan Altıntaş                         Behiç Çelik Bedri Yaşar                                                      Ankara                                 Mersin           Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz talebi Sayın Bedri Yaşar’ın.

Buyurun Sayın Yaşar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle beraber BOTAŞ’ın Ticaret Bakanlığına olan KDV borcu mahsuplaşılıyor. Bu bizim başlangıçta yani olumlu baktığımız… 32 milyar BOTAŞ’ın devletten alacağı var, KDV alacağı var, buna karşılık da sübvanse ettiği rakamlar var “Bununla bunu mahsuplaşalım.” deniliyor. Ben aynı şeyi bugün devletten KDV alacağı olan firmalar için de söylemiştim. Bu KDV’ler belli bir incelemeden sonra firmalara iade ediliyor, bu da belli bir zaman alıyor. Aynı KDV alacaklarına karşılık hiç olmazsa, bunların yüzde 50’si, yüzde 60’ı oranında SGK borçlarına sayılabilir, vergi borçlarına sayılabilir. Devlet bu getirdiğiniz kanun teklifiyle nasıl belli bir mahsuplaşmayı yapabiliyorsa bunu tüzel kişiler için yapmak da mümkün.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Devreden KDV…

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Devreden KDV’den bahsetmiyorum, iade edilen KDV’den bahsediyorum.

Tabii, bunun itiraz ettiğimiz tarafı, mümkün olduğunca kesinleşmeden mahsuplaşma olsun, hesap bittikten sonra zaten nakde dönüyor, onun da bir anlamı yok.

Şimdi, tabii, burada, özellikle “doğal gaz” deyince, “kara kış” deyince hepimizin gözünün önüne doğal gaz faturaları geliyor. Ben öneri olarak şunu da söyledim, dedim ki: Acaba BOTAŞ kademeli tarifeye geçebilir mi? Eğer BOTAŞ kademeli tarifeye geçebilirse…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Çalışıyoruz.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Bugün bütün konutlarda metreküpüne bakılmaksızın aynı tarife uygulanıyor yani bugün İstanbul’daki de, Ege’deki de, doğudaki de, kuzeydeki de, güneydeki de aynı birim fiyat üzerinden aynı faturayı ödüyor. Eğer bugün burada bir maddeyle bunu ilave edip geçici madde ilave edebilirsek Değerli Başkanlarım ne olur? Şöyle olabilir: İller bazında bile bunu kademelendirmek mümkün. Yani bugün Gümüşhane’de, Bayburt’ta diyelim yılda 1.800 metreküp gaz tüketilirken Ege’de bu rakam 700, 800. E, herkesin geliri de birbirine eşit olmadığına göre yani bugün İstanbul’un en lüks yerindeki insan da doğal gazı -konutlar için bunu söylüyorum- aynı bedelle alıyor, Erzurum’dakiler de aynı bedelle alıyor. E, biz kademeli fiyata geçebilir miyiz Başkanım? İnşallah, buna bir kanun teklifi siz getirin, biz getirelim -bu kamunun yararına bir şey olur- hiç olmazsa bugün yaşadığımız bu sıkıntılı günlerde 100 metreküp tüketen ile 1.000 metreküp tüketenin fiyatları aynı olmaz, doğudaki farklı olur, batıdaki, güneydeki, kuzeydeki fiyatlar da farklı olur. Bununla ilgili getireceğiniz kanun teklifini destekleyeceğimizi de ben buradan ifade etmek istiyorum.

Tabii, özellikle şu ara gaz talebi çok yüksek, dolayısıyla gaz arzının da bir şekilde çeşitlendirilmesi gerekiyor. Bu dönemde özellikle çevrim santrallerinin çektiği gaz miktarı inanılmaz yüksek, dolayısıyla rakamlar da ortada. Buna paralel olarak mesela, şimdi, özellikle Türkmenistan’da bol miktarda gaz var ama bununla ilgili, naklinde bazı zorluklar var; basınçlı tankerler yapılarak -bunlarla bu anlaşmalar da imzalanabilirse- gaz arzının çeşitlendirilmesi konusunda ciddi mesafeler katedebiliriz.

Tabii, doğal olarak bugün enerji üretiminin de önemli bir kısmını çevrim santralleri üzerinden sağlıyoruz. Dolayısıyla Hükûmetin -yani bugün siz iktidardasınız, sizin yaptırım gücünüz var- özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarını sonuna kadar desteklemesi lazım. Yani bugün konutların üzerinde özellikle güneş enerjisiyle üretilen miktarlara baktığınız zaman oldukça komik olduğunu görürsünüz; dolayısıyla bunun süratle desteklenmesi lazım. Zaten gazda da petrolde de yüzde 90’ın üzerinde dışarıya bağımlılığımız var.

Hep bu müjdeli haberlerle uyanıyoruz, milletvekilimiz de söyledi, her müjdenin arkasından farklı şeyler geliyor ama inşallah, şu 2023’te, hiç olmazsa Karadeniz’deki doğal gaza hep beraber kavuşuruz, bu rakamlar bir miktar düşmüş olur diye ümit ediyoruz.

Tabii, biz, BOTAŞ’a en azından bu tür sıkıntılı günlerde “Serbest piyasadan gaz alabilir mi?” diye burada bir yetki vermiştik, doğrusu onu da merak ediyoruz. Yani bu verdiğimiz yetki ne kadar işe yaradı? Bugün fiyatların alıp başını gittiği oranda biz bundan ne kadar etkilendik? Bu da önemli.

Bir de tabii, bütün bu operasyonlarda herkesin endişesi var, acaba BOTAŞ özelleştirilecek mi? Bakın, BOTAŞ’ın özelleştirilmesi, özellikle boru hatları açısından söylüyorum, bunlar millî  politikalardır yani bir insanın vücudundaki damarlar gibidir, stratejik öneme sahiptir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BEDRİ  YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

Enerji güvenliği açısından, enerji verimliliği açısından bu tür kurum ve kuruluşların özelleştirilmemesi için biz şahsen elimizden gelen mücadeleyi vereceğiz. Dolayısıyla bizim de size önerimiz, muhalefet olarak önerimiz... Özellikle iletim hatları dâhil -bakın bugün enerjide de aynı şeyleri konuşuyoruz- yine doğal gaz boru hatlarının, yine TPAO’nun petrol taşıma hatlarının özelleştirilmesi bence düşünülemez bile, akıldan bile geçirilemez; böyle fikirleriniz ve düşünceleriniz varsa bunlardan vazgeçin çünkü enerji güvenliği, arz güvenliği bugün dünyanın en önemli problemlerinden biri. Ümit ediyorum siz de bunları aklınızdan geçirmezsiniz diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Elitaş, buyurun.

 

 

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bedri Yaşar, biraz önce kürsüde tıpkı elektrikteki kademeli tarifenin uygulanmasıyla ilgili konuyu gündeme getirdiler. Biz de arkadaşlarımızla arkada istişare ettik, inşallah, bugün, sanıyorum kanun teklifini hazırlıyorlar. 4 Ocak tarihinden itibaren, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarına başladığı anda, kademeli doğal gaz tarifesini de getireceğiz. Gerekçeleri haklı, biz de zaten onu biliyoruz çünkü bir villada oturanla bir gecekonduda oturanın aynı fiyattan doğal gaz tüketimini uygun bulmuyoruz.

İkinci konuyu gündeme getirdiler, BOTAŞ’ın özelleştirilmesiyle ilgili.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öyle bir konu kesinlikle gündemimizde söz konusu değil. BOTAŞ hem gaz tedarikçisi hem ileticisi; gaz tedarikini sadece BOTAŞ değil, özel sektör kurumları yapıyor ama iletim sadece BOTAŞ’a aittir. Elektrik iletim şirketlerinde de aynı şekil söz konusudur. BOTAŞ’ın özelleştirilmesi gündemimizde olan bir konu değildir.

Teşekkür ediyorum.

 

1.-Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve 95 Milletvekilinin Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 299)(Devam)

 

BAŞKAN – 7’nci madde üzerinde aynı mahiyette 2 adet önerge vardır, okutup birlikte işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin tekliften çıkarılmasın arz ve teklif  ederiz.

          İmam Hüseyin Filiz                         Yasin Öztürk                        Ayhan Altıntaş

                Gaziantep                                    Denizli                                      Ankara

               Behiç Çelik                                                                           Hüseyin Örs

                   Mersin                                                                                     Trabzon

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

           Ömer Fethi Gürer                         Kadim Durmaz                    Süleyman Girgin

                   Niğde                                       Tokat                                       Muğla

          Mehmet Bekaroğlu                  Emine Gülizar Emecan                     Ahmet Kaya

                  İstanbul                                    İstanbul                                     Trabzon

                 Cavit Arı                                                                             Fikret Şahin

                  Antalya                                                                                   Balıkesir

 

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, önergeler üzerine ilk söz Sayın Hüseyin Örs’ün.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 7’nci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz aldım.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Az evvel yaşanan diyalog gerçekten beni etkiledi, bizim İYİ Partinin Samsun Milletvekili Bedri Yaşar Bey’in konuşmasından sonra AK PARTİ Grup Başkan Vekilinin de konuya yaklaşımı. İşte, arkadaşlar, Mecliste olması gereken bu, hep birlikte, muhalefetiyle, iktidarıyla milletin derdine burada çözüm aramak, bizim asıl işimiz de bu. O yüzden, bu tavrı, bu durumu sizlere nakletmek, hatırlatmak istedim.

BAŞKAN – Siz yokken bir de önergeniz kabul edildi Sayın Örs. 

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Biliyorum, teşekkür ederim Başkanım.

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle 5018 sayılı Kanun’a geçici madde eklenerek 2021 yılında gelir tahmini üzerinden gerçekleşen genel bütçe giderleri karşılığı idare bütçelerine ödenek eklenebilmesine imkân tanınmaktadır. Diğer bir deyişle, iktidar ek bütçe yapar gibi davranmakta ama gelir ve gider kalemlerini şeffaf bir şekilde ortaya koymamaktadır, Cumhurbaşkanımıza ilave ödenekleri istediği gibi dağıtma yetkisi verilmektedir. Değerli arkadaşlar, kamu harcamalarının miktarına, bu harcamaların dağılımına millet adına, seçilmiş temsilcileri yani yüce Meclis karar verir, bu harcamaların karşılanabilmesi için getirilecek vergilerin türü ve miktarına da Meclis karar verir; bütçe hakkı dediğimiz de budur zaten. (CHP sıralarından alkışlar) Bu maddeyle Parlamentonun bütçe hakkı ihlal edilmektedir. Bu maddeyle dolaylı bir şekilde ek bütçe teklifi getirilmiştir. Bu maddeyle yürütme organına, tek bir maddeyle istediği gibi harcama yetkisi veriliyor. Bu, üstü kapalı bir ek bütçe teklifidir ve asla kabul edilemez. Torba yasa uygulamalarının yaşattığı yaz bozlar ortadayken şimdi, bir de torba bütçe uygulamasıyla karşı karşıyayız. Mevcut düzenlemeyle Cumhurbaşkanına istediği geliri, istediği kurama dağıtma yetkisi verilmektedir. Oysaki yapılması gereken, kaynağı belirtilerek ilave edilecek ödeneklerin belirtildiği bir ek bütçe düzenlemesidir. Ek bütçeyle ödeneğin veya tahsilatın hangi kuruma, programa ve ekonomik sınıflandırmaya yapılacağı açıkça belirtilmelidir.

Değerli arkadaşlar, Anayasa’mız bütçeye özel bir önem vermiştir. Anayasa’mızda bütçenin hazırlanması ve görüşülme usulü ayrıntılarla yer almıştır. Yürütme organına verilecek harcama yetkisini artıracak olan bir değişikliğin bir ek bütçe teklifi olarak gelmesi gerekirdi. Ne yazık ki mevcut düzenleme bütçe disiplinine de zarar verecek bir düzenlemedir. Burada, Meclisimizin bütçe yetkisi Cumhurbaşkanına verilmektedir.

Değerli arkadaşlar, ülkemizin borcu artmaktadır çünkü hem faiz dışı hem de normal denge olarak açık verilmektedir. Kamu idarelerinin aktardığı bilgilere göre, 2021 yılı için tahmin edilen vergi gelirlerinin bir bölümünde artış meydana gelmiştir. Bütçenin gelir tarafında tahmin edilenin üzerinde ve devamlı sayılabilecek nitelikte olan bir artış meydana geldiğinde, bu miktarın bir yere harcanması gerekliliği anlayışı artık terk edilmelidir. Mevcut borç stokumuzun aşağıya çekilebilmesi için gelirlerimizde meydana gelen artışların daha doğru kullanılması gerekir.

Değerli arkadaşlar, konuşmamın son bölümünde AK PARTİ’li arkadaşlara seslenmek istiyorum: Siz siyasi ikbalinizi kurtarmak adına memleketi çöküşe sürüklüyor, aziz milletimizi borç batağına ve açlığa mahkûm ediyorsunuz. Milletin eriyip giden maaşından, açlıkla olan imtihanından, geçim sıkıntısından hiç bahsetmiyorsunuz. Çünkü milleti görmüyorsunuz. Siz gençlerin umutlarını yok ettiniz. Siz vatandaşı ekmek kuyruklarına mahkûm ettiniz. Siz enflasyonla milleti fakirleştirdiniz. Kınadığınız ne varsa hepsini başımıza bela ettiniz. Millet fakirleştikçe yandaşlarınız daha da zenginleşiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Soruyorum size: Bu içinize siniyor mu?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İşte böyle konuşunca “evet” diyemiyoruz Sayın Başkan.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Millete akıl vermek, “Şükredin.” demek yerine, önce kendi yandaşlarınıza ve 5’li çeteye bir “Dur.” deyin.

Son söz: Milletin sesine kulak verin, her şey daha kötüye gitmeden sandığı getirin.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi, Sayın Emine Gülizar Emecan’ın.

Buyurun Sayın Emecan. (CHP sıralarından alkışlar)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli izleyenler; kanun teklifinin 7’nci maddesindeki düzenleme 2021 bütçesiyle ilgili. 2021 bütçesi gelirleri öngörülenin üzerinde gerçekleşmiş durumda ve bir gelir fazlası oluşmuş durumda. Bu durumla ilgili bize görüşmelerde açıklanan rakamlar da şöyle: 2021 yıl sonu gerçekleşmesi öngörülen gelir 1 trilyon 101 milyar lirayken, aralık sonu gerçekleşme beklentisi 1 trilyon 397 milyar lira yani 297 milyar lira fazladan gelir elde edilmiş oluyor. Yine, Komisyonda, bize bu fazlanın büyük kısmının son dönemdeki vergi alacaklarının yapılandırılmasıyla ilgili düzenlemelerden kaynaklandığı belirtildi ancak şimdi, soru şu: Bu parayı kim, nasıl harcayacak? Nasıl kullanacak? Normalde yapılması gereken, bu gelirin Türkiye Büyük Millet Meclisinin millet adına kullandığı anayasal bütçe yapma hakkı gereğince bir ek bütçe kanunu teklifi şeklinde sunulması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu kapsamda görüşülmesiydi ancak bu düzenlemeyle her zamanki gibi Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasa’nın 161’inci maddesiyle tanımlanan bütçe yapma hakkı tek bir kişiye, Cumhurbaşkanına devredilmek isteniyor. Komisyonda, nasıl harcanacağıyla ilgili net bir plan sunulması gerekirken -bu madde de böyle bir içerik de yok, bu sorularımızı sorduğumuzda da net bir cevap verilmedi ama- büyük bölümünün ödenek üstü harcama yapmış bazı idarelerin ödeneklerini artırmak amacıyla kullanılacağını da biliyoruz. Örneğin, bu kanunun 6’ncı maddesinde görüşülen BOTAŞ’ın birikmiş borçları hazineden mahsup edilerek silinecek. BOTAŞ’ta oluşan bu görev zararı -yaklaşık 60 milyar TL- bu bütçeden karşılanacak. Yine, Komisyonda açıklandığına göre BOTAŞ’ın yanında, piyasaya olan borçlar; Sağlık Bakanlığının, hastanelerin ilaç alımları, malzeme alımları; İzmir ve Elâzığ depremleri dolayısıyla AFAD’ın üstlenmiş olduğu yükümlülükler vesaire, vesaire, vasaire; bir bölümü de 2022’nin ilk üç ayında kullanılacak ama net bir bilgi verildiğini söyleyemeyiz.

Sayın milletvekilleri, bütçe hakkının Cumhurbaşkanına bu şekilde devri harcamaların şeffaflığına da gördüğünüz gibi bir gölge düşürüyor, bütçe disiplinine de hiç uygun değil. Yani Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminde tüm uygulamalar sistemsiz, kuralsız, kanunlara aykırı, Anayasa’ya aykırı bir hâl almış durumda. Son birkaç haftadır, hatta birkaç gündür Cumhurbaşkanının ekonomi yönetimine baktığımızda da aslında bu yapılanlara artık şaşırmıyoruz. Bir ekonomik garabetin içinden geçiyoruz; doları 7-8 seviyelerinden önce 18,40’lara çıkartıp şimdi 13 bandına indirmekle sevinen ve sevindiren bir iktidar olarak tarihe geçeceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Faizi düşürerek yarattığınız mevcut krizi ötelemek için, bakın çözmek demiyorum, ötelemek için daha büyük bir krize gözünüzü kırpmadan tüm Türkiye'yi sürüklüyorsunuz. TL'nin değer kaybetmesinin nedeni sizin yarattığınız güvensiz ortamdı, aldığınız yanlış kararlardı. 20 Aralıkta açıkladığınız ama gerçekte örtülü faiz artırımı olan dolar garantili TL mevduatı sistemiyle ortalığı daha da alt üst ettiniz. Dolar bir günde 18,40 liralardan fırlayıp gece 11’e kadar indi, millî paramız da tabii dolar oldu. Bu arada, vatandaş dolar sattı, dolar düştü gibi bir algı oluşturuldu ama şunu sormak istiyorum: Merkez Bankası daha önce de doları düşürmek için birkaç kez müdahale etmişti, böyle bir düşüş olmadı, neden acaba? Arka kapı satışları hiç mi olmadı? Bu kararı önceden bilip dolar satan var mı, bu araştırılacak mı? Mesela, hesabında 1 milyon TL'den fazla olan kaç kişi pazartesi 18 liradan dolar bozup akşam 11 liradan dolar aldı, bunu açıklayacak mısınız? Bu soruların cevaplarının verilmesi gerekiyor. Temel sorun da şu: Bu farkı kim ödeyecek? Bu farkı tabii ki hazine ödeyecek. Yani yoksul vatandaşın, hepimizin vergileriyle bunlar finanse edilecek. Oluşacak olan bu kur farkını ödemek için hazine borçlanacak. Peki, bütçe üzerinde oluşacak yük neyle karşılanacak? Vergilerle mi, borçlanmayla mı,  yoksa para basmayla mı? Neyle karşılanırsa karşılaşsın, değerli arkadaşlar, bu getirdiğiniz döviz kuru korumalı TL mevduat sistemi bu halka maalesef pahalıya mal olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biraz da asgari ücretten söz etmek istiyorum: Asgari ücretin artırılmasını elbette ki biz de istiyorduk, destekliyorduk. Aynı zamanda tüm ücret gelirlerinin asgari ücrete kadar olan kısmının gelir vergisinden istisna edilmesi doğru bir düzenlemeydi.

Şimdi, milletin refah içinde yaşaması bizim hem hayalimiz hem idealimiz hem hedefimiz ancak bunu yaparken milletin gördüğü günden geri kalmaması da gerekiyor, biz bunu istiyoruz. Bu ülkenin insanları sürdürülebilir, adaletli ve dengeli bir refah seviyesini hak ediyorlar. (CHP sıralarından alkışlar) Ancak kötü bir yönetimin ve harcamaları artıracak olan asgari ücretin enflasyon etkisi hiç düşünülmüyor, hesaplar günübirlik yapılıyor; önümüzdeki süreçte elektrikte, doğal gazdaki, akar yakıttaki,  fiyatlardaki artışın da yoğun etkisiyle bu asgari ücret sabun köpüğü gibi eriyecek arkadaşlar, vatandaşlarımızın alım gücü yine düşecek, söylemediniz demeyin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Emecan.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 8 ile 13’üncü maddelerini kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde ilk söz gruplar adına  İYİ Parti Grubu adına Sayın Fahrettin Yokuş’un.

 Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan 299 sayılı torba Kanun’un ikinci bölümüyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi İYİ Parti Grubu adına tekrar saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ikinci bölümde yer alan özellikle 9 ve 10’uncu maddeler belediyelere toplu taşıma hizmeti yürüten, gerçek veya tüzel kişilerle alakalı ve buradaki teklif olumludur, destekliyoruz.

Yine, 11’inci maddede bilindiği gibi, pandemi nedeniyle kamu üniversite sağlık sunucularına sağlanan ek bütçenin 2022 yılında yapılacak olan ödemelerden mahsup edilmesinin önüne geçilmesi amacıyla 2021 yılında verdikleri sağlık hizmeti bedelinin sözleşme tutarından düşük olması durumunda, aradaki farkın terkin edilmesi düzenlemesini de olumlu bulduğumuzu söylüyoruz.

Değerli milletvekilleri, asgari ücretin vergi dışı bırakılması üç buçuk yıldır bu Mecliste muhalefet olarak bizlerin dile getirdiğimiz, ısrar ettiğimiz bir husustu, bu düzenlemenin içine bu konunun alınmış olması takdire şayandır, emeği geçen herkese buradan teşekkür ediyoruz.

Sayın Elitaş dinlemiyorsunuz ama efendim, bak boyuna teşekkür ediyorum, sağ olun efendim.

Şimdi, efendim, bu düzenlemede memurları da diğer çalışanları da işin içine katmışız. Bu da çok güzel fakat bir eksik yapmışız, bu düzenlemenin içinde… Komisyonda da partimizin yetkilileri anlatmışlar, demişler ki: Teklife ilişkin bir diğer önemli değişiklik ise asgari geçim indirimi, AGİ maddesinin yürürlükten kaldırılmasıdır. Dünyanın birçok ülkesi, çalışanda, çocuk sayısına göre vergilendirme sistemi uygulamakta ve bu uygulamada çalışanlar arasında vergi yükünü olabildiğince adaletle paylaştırmaktadır. OECD raporlarında Türkiye’ye dair eleştirilerde, bekâr ile evli ve çocuklu olan çalışan arasındaki vergi yükünün çok fazla değişmediği, bu durumun adil olmadığı, değiştirilmesi gerektiği dile getirilmiştir. Evet, aynen böyle. AGİ'nin kaldırılmış olması, aslında, memurlar açısından maalesef olumlu olmamıştır Sayın Başkanım. Sayın Cumhurbaşkanımız bugünkü grup konuşmasında şöyle diyor: “Memurlarımıza toplu sözleşme artışına ilave olarak aylık ortalama 300 liralık ücret artışı sağladık.” Öyle mi efendim? Şimdi, ben âcizane hesabı yaptırdım, eğer yanlışsa bunu tekrar düzeltiriz, değerlendiririz. Şimdi, efendim, bu düzenlemeyle asgari geçim indirimi kaldırılırken getirilen gelir vergisi ve damga vergisi indirimleri maalesef memurlar arasında adil bir ücret artışına sebep olmuyor. Örnek olarak, bekâr bir memur bu düzenlemeyle 275 lira artı aylık artış alacak. Evli, eşi çalışmayan bir memur 195; evli, eşi çalışmayan, 1 çocuklu memur 134; evli, eşi çalışmayan, 2 çocuklu bir memur 74; evli, eşi çalışmayan, 3 çocuklu bir memur 39; evli, eşi çalışmayan, 4 çocuklu bir memur 39,98 -yani 40 diyelim- evli, eşi çalışmayan, beş çocuklu bir memur 40 lira. Bu artış da sadece -maalesef- getirilen damga vergisi indiriminden geliyor. Şimdi, efendim, bu, adil bir durum değil; bu, AK PARTİ iktidarının, Sayın Cumhurbaşkanımızın siyasete veya iktidara geldiği günden beri dillendirdiği 3 çocuk, daha çok çocuk algısına da uygun değil. Madem, neden biz çok çocuklu ailelere burada daha az imkân tanıyoruz? Bu, yanlıştır; bu, eksiktir; bunu burada ifade etmek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, memurlarla ilgili yine 2022 yılı için bir toplu iş sözleşmesi yapıldı, ilk altı ay için yüzde 5, ikinci altı ay için yüzde 7 artış öngörüldü ama hepimiz biliyoruz ki on dokuz yıllık AK PARTİ iktidarında -çünkü bunun on senesinde masaya gittim- öngördüğünüz enflasyon hedefi hiçbir zaman tutmadı, her sene memurlar bir önceki yılın enflasyon farkını aldılar. Bu sene de yine tutmadı. 2021 yılında bildiğiniz gibi 3+3 verildi, şu anda enflasyon… İkinci altı ayda 3’ü düşersek memurların 7,44 alacağı var. Son ayda enflasyonun ne olacağını bilmiyoruz. En az yüzde 2 artmış olsa memurlar 2021 yılından en az yüzde 10-12 enflasyon farkı alacaklar. Bunu niye anlatıyorum? Zaten memurlarımız vergi dilimleri yüzünden her yıl yüzde 2-3 kayba uğruyorlar. Memurlara enflasyon kadar zam vermek sıfır zam, hatta eksiye düşürmek demektir. Niye? Vergi dilimlerinden dolayı.

Şimdi, bütün bu gerçekler on yıllardır sürüyor. Yeni düzenleme aslında memura çok bir şey de getirmiyor. Biz diyoruz ki mademki iktidarımız son enflasyon artışlarıyla beraber, dövizdeki dalgalanmalarla beraber, pahalılıkla beraber asgari ücretlimize yüzde 50 civarında bir artış yaptı, doğru yaptı. Ama bunun her üç ayda bir değerlendirmesi gerekir ya da altı ayda bir değerlendirmesi gerekir diye söylüyoruz. Neden? Bu yılın enflasyon hedefine ulaşılamayacağı, bu yıl enflasyonun en az yüzde 25’in üzerinde gerçekleşeceği görünüyor.

Şimdi bunları neden anlatıyorum? Efendim, iktidarımız 2022 yılı için memur, işçi, emekli; ayrım yapmadan, vergide yeniden değerleme oranı olarak yüzde 36,2 vergi alacak. İktidarımız diyor ki: “Biz 2021 yılında yüzde 10 civarında büyüyeceğiz.” Ne güzel. O zaman ne yapmak lazım? Bu büyümeden emekliye, çalışana, asgari ücretliye, memura, vermemiz lazım. O zaman bizim teklifimiz şu: Memurlara yaptığınız bu düzenleme ortalama memur maaşını yüzde 2 ya da 3 etkileyecektir, daha fazla etkilemez ama çok çocuklu memurlarımız “Niye bu ayrımı yaptınız.” diye size öfkelenecektir. Belki Sayın Cumhurbaşkanımız da “Yahu niye böyle olmuş? Birincisi, ben 300 lira dedim, hiç 300 lira yok. İkincisi, bütün memurlar 300 lira bekliyor.” diye kızacak. Öyle mi artışı?  E, Cumhurbaşkanımız söyledi. Arkadaş, 40 lira nereden çıktı? Ve memurların büyük çoğunluğu da 40 lira alacak. Şimdi bunları düzeltmek için size teklifimiz şudur: Enflasyon farkı dâhil, toplu görüşmede verilen dâhil, yüzde 36,2 alacağınız vergiyi de hesap edin, yüzde 10 refah payını da koyun yani 2022 için memurlarımıza bu düzenleme dışında en az yüzde 46 artış yapmanız lazım; adalet burada olur. Hiç olmazsa asgari ücretlilerde yaptığımız artışa yakın bir artış olur.

Yine emeklilerimiz… Sayın Başkanım, emeklilerimizin adı yok. Bakın, ben burada bu konuşmayı yapmadan önce Emekliler Derneği Başkanlarıyla görüştüm, dediler ki bana: “Ya, yeni Çalışma Bakanımız bizi daha kabul etmedi, bize randevu vermiyor, biz daha görüşemiyoruz.” Allah aşkına, 13 milyon, 14 milyon emeklimizin temsilcileriyle Çalışma Bakanımız görüşmüyor. Neden görüşmüyor? Yani siz, tamam, asgari ücrete güzel bir şey yaptınız ama siz diyorsunuz ki biz de diyoruz: “Devletin dini adalettir.” O zaman bu adaletin memurlara da emeklilere de asgari ücretlilere de her sosyal kesime uğraması lazım ve aynı doğrultuda emeklilerde de refah payı dâhil, en düşük emekli maaşının da asgari ücrete kadar çıkarılması lazım diyorum. Ha, bunu da yapacaksınız, er ya da geç yapacaksınız ama belki seçimi bekliyorsunuz. Çünkü burada muhalefetin her dediğini sonunda yapıyorsunuz elektrik faturalarındaki TRT payında yaptığınız gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – …emekliye ikramiyede yaptığınız gibi bunu kesinlikle yapacaksınız ama bir an önce yapın da emeklilerin de yüzünü güldürün. Bakınız efendim, şu anda emeklilerimizin yüzde 80’i TÜRK–İŞ'in öngördüğü açlık sınırı rakamının altında. Yani bunun anlamı ne? En az 10 milyon emeklimiz 1.500 ile 3 bin lira arasında maaş alıyor, sıkıştı kaldı. Bunları da kurtarmamız lazım, bunları da düzeltmemiz lazım diyorum ve diyorum ki: Adalet, adalet, adalet! Meclisimizin bu son gününde bunları sizlere ifade etmiş olayım.

2022 yılında inşallah daha adaletli, daha hakkaniyetli bir Meclis çalışmasında hep beraber buluşalım diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına ikinci söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Mustafa Baki Ersoy’un.

Sayın Ersoy, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA BAKİ ERSOY (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, muhterem heyetinizi ve ekranları başında bizleri takip eden aziz Türk milletinin tüm fertlerini saygılarımla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bugün “Cumhur İttifakı Millet Aklı- Millî Diriliş Kutlu Yükseliş” başlıklı seçim beyannamemizde yer alan asgari ücretten vergi alınmaması, ücretlilerin asgari ücret kadar gelirinin vergi dışı bırakılması sözümüzü gerçekleştirmenin gururunu yaşamaktayız. Milliyetçi Hareket Partisi olarak emeğin ve emekçi kardeşlerimizin her zaman yanındayız. Asgari ücretle geçinen yaklaşık 8 milyon kardeşimiz enflasyona ezdirilmemiş, asgari ücret hem gelir vergisi hem de damga vergisinden istisna edilmiştir. Ayrıca, bütün ücretli kardeşlerimizin asgari ücret kadar geliri hem gelir vergisi hem de damga vergisinden istisna edilmiştir.

Sert bir kuşatma altında olan Türkiye ekonomisini çökertmek için stokçular, karaborsacılar, fırsatçılar, ekonomik byLockçular, iç ve dış ihanetin azılı failleri devreye girmişler, millete ve devlete saldırı üstüne planlayarak hareket geçmişlerdir. Oyun büyük, oyun vahşi oyun düşmancadır. Küresel para simsarları kur silahlarıyla, dış ticaret tehditleriyle, faiz operasyonlarıyla, kasıtlı not indirimleriyle Türkiye’yi defalarca hedef almıştır ve almaya devam etmektedir ancak “Cumhur İttifakı Millet Aklı” yerli taşeronlar tarafından organize ve senkronize bir şekilde yürütülen bu büyük, vahşi ve düşmanca oyunları bir bir bozmaktadır. Son olarak döviz kurunda yaşanan gelişmeler “Cumhur İttifakı Millet Aklı”nın dirayetli duruşunun bir sonucudur. Buradan bir kez daha söylüyoruz: Vatandaşlarımızın ekmeğine, sofrasına, cüzdanındaki paraya kimler doğrudan veya dolaylı musallat olmuşlarsa analarından doğduğuna pişman edeceğiz, diriliş ruhuyla kutlu yükselişimize durmadan devam edeceğiz. Tıpkı, asgari ücretten vergi alınmaması, ücretlilerin asgari ücret kadar gelirinin vergi dışı bırakılması sözümüz gibi; polislerimize, öğretmenlerimize, hemşirelerimize, imamlarımıza, uzman jandarmalarımıza, uzman çavuşlarımıza 3600 ek göstergenin verilmesi sözümüzün de arkasında duracağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşülmekte olan kanun teklifinin konuşmama konu ikinci bölümünde; sigorta şirketlerinin e-imzalı kefalet senedi çıkarmasına imkân tanınmaktadır, ücretsiz toplu taşıma yapanlara belediyelerden gelir desteği kanuni zemine getirilmektedir. Ücretsiz toplu taşıma yapanlara belediyelerden gelir desteği verilmesine imkân sağlanacaktır, salgın sürecinde kesintisiz hizmet veren kamu üniversitesi hastanelerine kaynak sağlanacaktır. Şimdiden hayırlı uğurlu olsun.

Yaklaşık iki yıldır hayatımızda olan Covid-19 salgınıyla, dünyanın her anlamda seyri değişmiş; bazı sektörlerin sonuna gelinirken, bazı sektörler de temel ihtiyaç olarak ülkelerin gündeminde yerini almıştır.

Salgın şartlarında sonra, bizlere önemini hatırlatan başlıca sektörlerden biri de tarım sektörü olmuştur. Tarım, çağımızın en kritik ve en stratejik sektörüdür. İçinde bulunduğumuz yıllarda, dünya kaynakları giderek kıtlaşmakta, çevre hızla bozulmakta ve bu bozulma da tarımı olumsuz etkilemektedir. Bu nedenlerle, önümüzdeki yüz yılın en temel sorunu, dünya nüfusunun temel ihtiyacı olan beslenmenin karşılanamaması riski olacaktır. Bu gelişmeler, tarım sektörünün tüm ülkeler açısından önemini artırmaktadır. Bizler, verimli topraklarımız, zengin bitki örtüsü ve mevsim çeşitliliğimiz sayesinde yıllardır tarım ülkesi olarak bilinmiş Türkiye'nin Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve darbeler gibi en zorlu zamanlarda dahi üretimi terk etmemiz fertleriyiz. Şartlar ne olursa olsun, topraktan kopmamak, üretmek boynumuzun borcudur. İşte, bu ruhla dişini tırnağına takıp çalışan çiftçilerimiz salgın şartları, doğal afetler, kuraklık, don ve döviz kurlarına bağlı olarak yükselen girdi maliyetlerine rağmen üretime devam etmeye çalışmaktadırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içinde yaşadığımız salgın ortamında dışa bağımlı hâle gelen ekonomiler tarım politikalarını yeniden gözden geçirmeleri gereğiyle yüzleşmişlerdir. Biz de ülke olarak tarım politikalarımızı yeniden gözden geçirmeli, tarımı ülke ekonomisinde ön planda tutarak özellikle de gençlere iş imkânı noktasında değerlendirmeliyiz. Bu amaçla seçim bölgem olan Kayseri’deki çiftçilerimizin belli başlı sorunlarından bahsetmek istiyorum. Kayseri’mizde ziraat odalarımıza kayıtlı olan toplamda 54 bir çiftçimiz bulunmaktadır. Hayvancılıkla uğraşan ve ziraat odasına kaydı olmayan toplam çiftçi sayısının yaklaşık 70 bin kişi olduğu tahmin edilmektedir. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı toplamda 31 bin çiftçi bulunmaktadır, bunlar resmî rakamlardır. Bu konuda da bir talebimizin altını çizmek istiyorum. 2021 yılı Çiftçi Kayıt Sistemi başvuruları 31 Haziran 2021 tarihinde sona ermiş, Covid-19 salgını sebebiyle birçok çiftçimiz sisteme kaydını yaptıramamıştır. ÇKS’ye kayıt yaptıramayan çiftçilerimiz birçok destekten yararlanamayacak, mağdur duruma düşeceklerdir. Bu nedenle, sistemin, başvuru için yeniden aktif hâle getirilmesi ülkemizin dört bir yanından çok sayıda çiftçimizin yüzünü güldürecektir. Girdi maliyetlerindeki fiyat artışları tüm çiftçilerimiz için önemli bir sorundur. Üreticilerimizi tarımda tutabilmek adına sağlanan desteklerin günün şartlarına göre yeniden düzenlenmesi faydalı olacaktır. Elektrik faturalarının aylık olarak ödenmesi düzenli bir geliri olmayan çiftçilerimizi zorlamaktadır. Çiftçilerin, faturalarını altı ayda bir ya da hasat dönemlerinde ödemelerine imkân verecek bir düzenleme yapılması çiftçilerimizin yüzünü güldürecektir. Ayrıca, çiftçilerimizin kullandığı elektrik fiyatlarının desteklenmesi ve düşürülmesi çiftçilerimize çok büyük katkı sağlayacaktır. Özellikle de gübre fiyatlarında döviz kurunu bahane ederek afaki zam uygulamasına giden tedarikçilere karşı denetimler artırılmalı, çiftçilerimize gübre desteği mutlaka sağlanmalıdır. İlimiz hayvancılık işletmelerinin kaba yem ihtiyaçlarını karşılamak üzere Bakanlık destekli yem bitkileri ve tohum dağıtımından daha fazla üreticinin istifade edebilmesi adına Kayserimiz özelinde belirlenen bütçe miktarının artırılması besicilerimizin menfaatine olacaktır. Zira yem fiyatlarının yüksek olmasından dolayı kâr edemeyen çiftçiler, hayvanlarını son olarak kesime yollamaktadır, yem fiyatları makul seviyelere mutlaka indirilmelidir. Et kesim fiyatlarınınsa en az 55 TL olması talep edilmektedir. Üreticilerin, sulama birliklerine olan borçlarının faizsiz yapılandırılmasına imkân sağlanmalıdır. Üreticilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarının ertelenmesi yerine, faizsiz olarak uzun vadeli yapılandırılması sağlanmalıdır.

Kayseri’miz genelinde sulama tesislerinin çoğunluğu açık sistemdir. Bunlarda su kayıpları fazla olduğu için maliyetler artmakta ve tam randıman alınamamaktadır. Özellikle, Kocasinan ilçesi Sarımsaklı sulama sahasında 100 bin dekara yakın alan toprak kanallarıyla sulanmaktadır. Göletlerin ve barajların sulama kanalları kapalı sisteme dönüştürülerek çiftçilerimizin hizmetine sunulması faydalı olacaktır.

Son olarak, Yeşilhisar ve İncesu ilçelerinde bulunan sulama problemlerinin giderilmesi ve Develi II. Merhale Projesi sol sahil sulamalarının tamamlanabilmesi için ilgili Bakanlık tarafından Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına ödenek teklifi sunulmuş olup kurumdan olur beklenmektedir. Projenin tamamlanması durumunda 177.800 dekar arazinin sulanması sağlanacaktır. Bu konuda da ödeme beklediğimizin altını bir kez daha çizmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken yüz yedi yıl önce bugün, Sarıkamış’ta cennet vatanımız uğruna donarak şehit düşen aziz ecdadımızı rahmet ve minnetle anıyorum; ruhları şad olsun.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, söz konusu teklifi olumlu değerlendireceğimizi belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Kemal Bülbül.

Buyurun Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, bir önceki bölümde 6’ncı ve 7’nci madde her ne kadar kabul edilmiş olsa da 6’ncı maddede BOTAŞ’ın borçlarının durup dururken -hangi sebeple olduğu, özelleştirmeye hizmet etmek amacıyla mı, başka amaçlarla mı- köy ağası edasıyla durup dururken silinmesi kabul edilebilir bir şey değil tabii. 7’nci madde de yine durup dururken sanki yetkileri azmış gibi Cumhurbaşkanına yetki verilmesi de kabul edilebilecek bir şey değil.

9’uncu maddede toplu taşımadan söz ediliyor. Hiç kuşkusuz toplu taşımanın ücretsiz hâle getirilmesi hem trafiği rahatlatacak hem çevre kirliliğini azaltacak hem de yoksul, dar gelirli insanlarımızın daha rahat yaşamasını sağlayacak sebeplerden bir tanesidir. 

11’inci maddede üniversite hastaneleriyle ilgili bir durum söz konusu. Bu konuyla ilgili 2016’dan bu yana ne yazık ki bir düzenleme yapılmamış. Bu düzenleme yapılmadığından dolayı üniversite hastaneleri eğitim ve bilim kurumu olmaktan çıkıp birer ticarethaneye dönüşmüş ve çok zor durumda; bir döner sermaye, bir akar, bir gelir gider dengesizliği söz konusu. Bundan dolayı üniversite hastanelerinde çok ciddi bir sıkıntı var.

Bütün bunların toplamında, Türkiye'de kadınlar, çocuklar, yaşlılar, gençler, bütün Türkiye, bütün nüfusumuz yirmi dört saat ekonomi konuşuyor, yirmi dört saat siyaset konuşuyor. Yirmi dört saat siyasetin ve ekonominin konuşulduğu yerde paranoyak bir durum vardır arkadaşlar, bu bir hastalık hâlidir, toplumu hasta hâle getirdiniz. Bakın, küçücük çocuklar ekran karşısında konuşuyor, diyor ki:  “Ben 12 yaşımda ekonomi ve siyaset konuşuyorsam bu ülke bitmiştir.” diyor. Ekonomi ve siyaseti konuşmak 12 yaşındaki çocuğa… İlkokul çocuğu çikolata hesabı, Cipso hesabı yapıyor ve bu hesabı ekrandan söylüyor. Bu kadar, çocuklara, kundaktaki bebeğe kadar, bebeğin mamasının hesabına kadar inen bir ekonomi söz konusu.

Bu ekonominin direkt -Antalya Vekiliyim ben- Antalya’ya yansıması nasıl? Bakın, nasıl ki Türkiye ekonomisi çoğunluk olarak turizm, inşaat, ticaretten (TİT) oluşuyorsa Antalya ekonomisi de TİT ama turizm, inşaat, tarımdan oluşuyor; tabii, ticaret boyutu da var o işin. Bakınız, değerli arkadaşlar, Antalya’da turizm iş kolunda çalışan güvenlik görevlisi, şoför, otel çalışanı, rehber, tercüman, garson, ara işlerde çalışan kişiler, bunların hiçbir iş tanımı, hiçbir hak tanımı yok ve bunlar çalışan olduğu hâlde sendikaya üye olamıyorlar.

Çok çarpıcı bir şey söyleyeyim, lütfen dikkatle dinleyin; sevgili ak saçlı Başkanım, siz de dikkatle dinleyin lütfen. Sayın Kültür Bakanının 2 tane oteli var Antalya’da. Orada çalışan işçiler DİSK’e bağlı Devrimci Turizm İşçileri Sendikasında örgütlenmek istedikleri için 16 işçi işten atılıyor. 2017 yılından bu yana Devrimci Turizm İşçileri Sendikası ve işten atılan sendikalılar Sayın Bakanı ve otelini mahkemeye vermişler ve bu mahkeme devam ediyor; bir, ücret talebi sebebiyle; iki, sendikal haklar ve tazminat sebebiyle devam ediyor.

Bakınız, hem turizm alanında hem tarım alanında hem inşaat alanında çalışanların beslenme, barınma, ulaşım ve sağlık hakkı; 4 temel insani hak söz konusu. Bunun yanında, tabii, bu, aynı şekilde çocuklarına, aynı şekilde ebeveynlerine, aynı şekilde bakmakla yükümlü oldukları kişilere yansıyor.

Bakın, mevsimlik işçilerde çocuk işçiler var ve kadın işçilerin kesinlikle kendi ücretleri üzerinde hak iddia etmek gibi bir pozisyonları yok. Bu ücretleri kim belirliyor, nerede belirliyor, nasıl belirliyor, neye göre belirliyor? Tarım işçilerinin ücretleri âdeta 1800’lü yıllardaki vahşi kapitalizm koşullarına göre belirleniyor.

Yine, seralarda üretim yapan sevgili üreticilerin ürettiği ürünün fiyatını halde oturuyor üç dört kişi belirliyor, üretici ürettiği ürünün fiyatı konusunda hak iddia edemiyor, şuraya bakar mısınız. Gidip görüşüyoruz sürekli; seraları kiralamış bu insanlar, hem seraya kira ödüyor hem yağmur, hortum, fırtına nedeniyle olan zararı karşılamaya çalışıyor. İşin ilginç yanı yağmur, hortum ve fırtına nedeniyle olan zarar konusunda da ödeme kiracıya değil, mal sahibine yapılıyor; böyle garabetler söz konusu.

Şimdi, turizm, inşaat ve tarımda çalışanların yüzde 90’ına yakını da Antalya dışından gelen insanlar. Değerli Genel Kurul üyeleri, Antalya Türkiye’nin 5’inci büyük şehri, dünyanın sayılı turizm şehirlerinden birisi. Bu Antalya’nın hem çehresinin hem yönetiminin hem yerel hizmetlerinin hem turizm hizmetlerinin; havaalanından tutun yoluna, sokağına, caddesine, iş yerine, restoranına, kafesine kadar çekici ve düzenli olması gerekirken ne yazık ki bu konuda bir düzensizlik, bir başıboşluk söz konusu ve bu başıboşluk aynı şekilde yaşamın her alanına yansıyor, bakın, her alanına. Nereye yansıyor? Öğretmene yansıyor, emekçiye yansıyor, işsize yansıyor, yoksula yansıyor. Davul zurnayla halay çekenler ne için halay çektiğinin farkında bile değil. Orada bir davul zurna çaldı, bizim halkımız davulu gördüğünde en uzakta bile oynamaya başlar. Davul zurnayı getirmişler meydana, hava boşa gitmesin diye fukara, halktan insanlar gelmiş oynuyor, sizde sanıyorsunuz ki sizin döviz politikanız ya da ekonomi politikanız sebebiyle oynuyor. Hayır efendim, davul zurna boşa gitmesin diye oynadılar, vallahi bunun farkında olasınız, bu böyle yani. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar) İşte, tam bu noktada 18’inci yüzyılda yaşamış bir divan şair Nâilî var, Nâilî bilir misiniz? Nâilî, devlet memurluğu da yapmış ve o dönemde devlet memurluğundan o kadar muzdarip olmuş ki haklarını alamamış fukara. Osmanlı’dan o kadar bezmiş ki şöyle demiş:

“Ne gamzeden ne gam-ı yâr-ı pür-cefâdandır.

Bizim şikâyetimiz baht-ı bî-vefâdandır.”

Vallahi sizin politikalarınız baht-ı bî-vefânın ta kendisidir ve Nâilî 18’inci yüzyıldaki Osmanlı’yı anlatmış ama 18’inci yüzyıldaki Osmanlı’nın durumunu bugüne indirgeyebiliriz; bugün de aynı şey ortada ve bu rahatlıkla görülebiliyor.

Yine, Antalya’dan söz edecek olursak değerli arkadaşlar… Şimdi, demin saydığım bu iş kollarında çalışan insanların sendikal örgütlenme hakları yok dedim; burayı bir kere daha tekrarlamak istiyorum. Sendikalar gidiyor, bu iş kollarında örgütlenmek istiyor ancak Hükûmet zihniyeti ve Hükûmet zihniyetine mensup işverenler bunu engelliyorlar. Aslında bu ILO sözleşmesine, bu işçi haklarına, bu emekçi haklarına, bu sendikal haklara aykırı bir şey olur; suçtur aslında. Emekçinin sendikada örgütlenmesini engellemek, emekçinin sendikalı olmasını suç saymak, bundan dolayı işten atmak insan hak ve özgürlüklerine, ekmeğe ve emeğe karşı işlenmiş sistematik bir suçtur ama ne yazık ki Antalya’da sistematik bir şekilde bu suç işleniyor; aşağı yukarı her iş yerinde işleniyor ve bununla ilgili gözlemesi, denetlemesi, kontrol etmesi, yönlendirmesi, hakkaniyeti oturtması gereken Çalışma Bakanlığı yetkilileri devreye girmedikleri gibi Çalışma Bakanlığı yetkilileri de Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri de -ya da inşaat iş kolu hangi bakanlığın denetimine giriyorsa o bakanlığın yetkilileri de- görmezden, duymazdan, bilmezden geliyorlar ve içinden çıkılmaz bir durum söz konusu oluyor.

Bu aynıyla yurttaşa yansıyor, Antalya’da bir uçurum söz konusu arkadaşlar. Bir tarafta inanılmaz bir refah, bir tarafta Tevfik Fikret’in “Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin.” dediği öyleleri; bir tarafta inanılmaz bir yoksulluk Döşemealtı’nda, Kepez’de, Muratpaşa’nın bir kısmında ama gidin, başka bir tarafta da inanılmaz tepe tepe yaşayan birileri.

Şimdi, Antalya örneği, Adana için de Mersin için de İzmir için de Aydın için de Muğla için de geçerlidir ama Antalya’nın kendine özgü, kendine mahsus, hem Türkiye’nin hem dünyanın çok önemli bir turizm merkezi olması ve turizmin de ekonomimizde çok belirleyici bir faktör olması nedeniyle tabii ki özel bir yeri var. O nedenle özellikle bunun üzerinde durmak istedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Bitirirken izninizle şunu da belirteyim: Antalya'da bugün Mustafa Sazcı adında arkadaşımız gözaltına alındı. Sebep ne biliyor musunuz? Bu, üniversite öğrencisi, Antalya'da yoksul mahallelerde uyuşturucu kullanımını araştırıyor ve bununla ilgili bir yazı yazıyor; yazdığı yazıda, yok, devletin güvenlik güçlerini rencide etmiş… Sabah sabah apar topar evinden gözaltına alındı ve öğlen saatlerinde neyse ki bırakıldı.

Bitirirken, çok önemli bir şey… Ahmet Arif diyor ki: “Asfalttan yürüsün aralık. Sevmem, netameli aydır.” Öyledir, aralıkta çok katliam var, Maraş katliamı, Roboski katliamı, Şeyh Bedreddin'in idamı…

Biz ayın 25’inde Maraş'ta olacağız. Sevgili Türkiye halkı, sevgili Aleviler, sevgili dostlar; her kim olursanız olun, katılacaklar şunu bilmeli ki cemevindeki bir etkinliği ne vali…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – …ne Cumhurbaşkanı ne başbakan, hiç kimse yasaklayamaz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bülbül.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Zira cemevinde yapılacak, siyasi bir şey değil, siyasetüstü bir hakikat olup bir anma programıdır. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bülbül, sağ olun, teşekkür ediyorum.

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Sayın Başkan, sizi de davet ediyorum, gelir misiniz?

BAŞKAN – Gelirim tabii ki ama sizin davetinize gerek yok, her zaman geliriz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Veli Ağbaba.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, sözlerimin başında söyleyeyim, hakikaten AKP çok ilginç bir parti. Şöyle ki: 16 Aralık Perşembe akşamı Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Bakanı, TİSK'in temsilcisini, TÜRK-İŞ’in temsilcisini yanına aldığı bir basın toplantısında bir açıklama yaptı ve orada asgari ücreti 4.250 lira olarak açıkladı. Ardından Sayın Bakan yazılı bir açıklama yaptı. Asgari Ücrette Tarihi Üçlü Mutabakat başlıklı yazılı açıklamada diyor ki -şurada, kırmızıyla çizdiğim yerde- “Tüm işçilerin ücret gelirlerinin asgari ücrete kadar olan kısmından gelir ve damga vergileri kaldırıldı.” Açıklamanın en önemli kısmı bu. Sonra ne oldu değerli arkadaşlar? Cuma günü bu kürsüden, tam buradan eski Bakan Sayın Jülide Sarıoğlu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sarıeroğlu…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sarıeroğlu: “Tüm gelirden asgari ücret kadar olan tutarından vergiyi kaldırıyoruz, bu bir devrimdir.” dedi ve siz de alkışladınız. AKP Grubu, elleriniz patlayıncaya kadar alkışladı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ee…?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Buraya kadar sorun yok.

Biz de Parti olarak yıllardan beri tüm gelirlerin asgari ücret kadar olan kısmından vergi alınmamasını savunuyoruz. Ancak şimdi, zurnanın “zırt” dediği, AKP’nin nasıl ilginç bir parti olduğunu size anlatacağım.

Değerli arkadaşlar, cuma akşamı Jülide Hanım konuştuktan sonra… Nerede o İbrahim Aydemir? İbrahim Aydemir nerede? İbrahim Aydemir ve 100’e yakın AK PARTİ milletvekili arkadaşımız bir kanun teklifi verdi. Ya, bakın, arkadaşlar, perşembe akşamı farklı konuştular, cuma akşamı burada farklı konuştular, cumartesi farklı konuştular.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Cumartesi konuşma olmadı.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Daha da ilgincini söyleyeyim: Ya, bu kadar kumpas, bu kadar çark olur mu? (CHP sıralarından “Olur” sesleri) Bakın, çark konusunda AKP Grubu, tarihe geçecek, tarihî çarkları yapıyorsunuz, kutluyorum sizi. (CHP sıralarından alkışlar)

Sonra, değerli arkadaşlar, bakın, bunu Jülide Sarıeroğlu’nun deyimiyle söylüyorum bu “devrim” değil, bir karşı devrim. AKP karakolda doğru söylüyor, mahkemede şaşıyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …Buna rağmen iktidar olamıyorsunuz, niye?

VELİ AĞBABA (Devamla) – AKP Genel Kurulda doğru söylüyor, Komisyonda şaşıyor. Ya, daha arkadaşlar DİSK temsilcisi var, TÜRK - İŞ temsilcileri var, devlet var. Aslında kumpas önce bunlara kuruldu. Bakan söz verdi, Bakanı yalanladınız, daha dört günlük Bakanı yalanladınız. Daha ilginç şeyler söyleyeyim, daha ilgincini. Bitmedi, AKP dönüşte ve çarkta kendini aştı, kendini aştı. Ne oldu?

Değerli arkadaşlar, pazartesi günü Plan ve Bütçe Komisyonuna gittik, orada yüksek sesle itirazlarımızı söyledik. Bakın, pazartesi akşam beşe kadar İbrahim Aydemir, bir diğer amcaoğlu Aydemir var Manisa Milletvekili sadece ikisi asgari ücretten verginin kaldırılmasını tam altı saat canhıraş savundular. Sayın Cevdet Yılmaz da burada… Gitti mi? İbrahim Aydemir de gitti herhâlde?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, sen çıkınca gidiyor herkes.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Arkadaşlar, sonra ne oldu biliyor musunuz? Biz bağırdık, çağırdık; işveren temsilcileri, işçi temsilcileri itiraz ettiler, seslerini yükselttiler, sonra Sayın Mustafa Elitaş bir baktım geldi. Dedim “Bunda bir iş var.” Hiç görevi olmadığı hâlde -Akif ağa bunu çok iyi izah etti- bir açıklama yaptı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Nasıl görevi yok? Grup Başkan Vekili.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Dedi ki, bak: “Tüm gelirlerin asgari ücret kadar olan kısmından vergiyi kaldırıyoruz.” Bir baktım AKP Grubu alkışlamaya başladı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öyle bir şey olmadı. Bir dakika, itiraz ediyorum, alkış yok.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ya, arkadaş, bak… Neyse sonra Akif Bey grubumuz adına gereken dersi verdi, sağ olsun. Ya, aynı vekiller başta Sayın İbrahim Aydemir olmak üzere… İbrahim Aydemir mucizelere imza atan bir milletvekilimiz, onu kutluyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Onu kutluyorum. Ne diyor? “Benzinlikler kuyruk dolu, arabalar sıralanmış.” Zekâya bak! Kutluyorum. Sayın Elitaş, İbrahim Aydemir’i kutluyorum, iyi bir sözcü. Ne diyor? Diyor ki: “Bu kuyrukların sebebi ne? Benzinin pahalanması değil.” Benzin artmış, millet kuyruğa giriyor. “Araba sayısı çok.” diyor, zekaya bakar mısınız?

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Uğur Aydemir burada.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Geldi mi amcaoğlu? Hoş geldin.

Sonra bu arkadaşlar altı saat boyunca AK PARTİ’yi övdüler, “AK PARTİ şöyle yaptı, böyle yaptı…” Ya, bakın, perşembe farklı, cuma farklı, cuma akşamı farklı, pazartesi akşam beşe kadar farklı, pazartesi akşam beşten sonra farklı.

TAMER DAĞLI (Adana) – Cumartesi nerede? Az önce de “cumartesi” dedin.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin lütfen.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ya, ne oldu biliyor musunuz? AK PARTİ’li arkadaşların kafasına saraydan bir taş geldi. Bakın, vallahi diyorum, bu İbrahim Aydemir de bilmiyor bunu, İbrahim Aydemir de bilmiyor. İbrahim Aydemir’e sataşıyorum şimdi.

Değerli arkadaşlar, sonra, bakın, ben sizi kutluyorum, perşembeden pazartesi gününe kadar 4 farklı konuşmayı farklı farklı savunduğunuz için sizi kutluyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Ve tarihe geçecek çarklar yaptınız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sonuca bak sonuca, ne oldu? Vergi kalkıyor mu…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bir de bir grubun hakkını verelim, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun. (CHP sıralarından alkışlar) Cumhuriyet Halk Partisi Grubu muhalefetteyken bile yoksulun, işçinin lehine birçok düzenleme yaptı, yaptırdı. Bakın, örnek mi diyorsunuz?

NİLGÜN ÖK (Denizli) – Ne zaman yaptı?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ne alakası var ya!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Anlatayım bak, dedik ki arkadaşlar: Emekliye 2 maaş ikramiye vereceğiz. “Olmaz, olmaz, parayı nereden bulacağız?” dediniz. Oldu mu? Oldu. (CHP sıralarından “oldu” sesleri, alkışlar) Başka? Taşerona kadro vereceğiz dedik “Olmaz, olmaz” dediniz. oldu mu? Oldu. (CHP sıralarından “oldu” sesleri) Başka? 2015 yılında asgari ücrete yüzde 70 zam yapacağız dedik “Para nerede?” dediniz. Oldu mu? Vallahi oldu. (CHP sıralarından “oldu” sesleri) Dedik ki: Muhtarların maaşını asgari ücrete eşitleyin. Oldu mu? Oldu.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Muhalefet konuşur, AK PARTİ yapar.

NİLGÜN ÖK (Denizli) – CHP konuşur, AK PARTİ yapar.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Onun için, değerli arkadaşlar, Allah fakirin fukaranın babası Kemal Kılıçdaroğlu’ndan razı olsun! (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Veli!

VELİ AĞBABA (Devamla) – İyi ki CHP var!

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – “AK PARTİ’yi başımızdan eksik etmesin.” de.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Devam edelim değerli arkadaşlar, devam edelim. Bakın, başka işler de yapacağız. (Gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar ya, sessiz dinleyin.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Emeklilerin maaşını asgari ücret kadar yapacağız. Değerli arkadaşlar, bakın, birkaç gerçeği de sizlerin takdirine sunmak istiyorum.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – 3600’ü de!

NİLGÜN ÖK (Denizli) – Vatandaşlarımızı hastane kuyruklarında beklettiniz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Asgari ücretle ilgili karşılaştırmayı takdirinize sunmak istiyorum. Ülkemizde asgari ücret olağan ücret olmuş durumda; Türkiye’de asgari ücretlilerin oranı Avrupa ülkelerinden 6 kat daha fazla. OECD ülkelerinde toplam çalışan içerisinde asgari ücretlinin oranı yüzde 9; Hollanda, Danimarka ve İsveç’te yüzde 3, komşu Yunanistan’da yüzde 4, bizi kıskanan Almanya’da yüzde 5, bizi istemeyen Fransa’da yüzde 8, Türkiye’de resmî rakamlara göre yüzde 43 ama araştırmacılara göre yüzde 57.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Yunanistan maaş ödeyemiyor, maaş.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bu rakamlar Türkiye’nin acı yüzünü, kötü yüzünü gösteriyor.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – 150 milyar euro IMF’den borç aldı.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, biz bunu çözeceğiz ama sizin de biraz düşünmeniz lazım.

Sayın İnceöz, senin tuzun kuru, tuzun kuru.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Demiröz…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Asgari ücret de bilmezsin, fakirin fukaranın hâlini de bilmezsin. (CHP sıralarından alkışlar) Tuzun kuru, tuzun kuru, para bol sende.

Bakın, değerli arkadaşlar, size bir tabloyu göstereceğim de…

BAŞKAN – Ya, paranın çok olması kötü bir şey değil.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, bir tablo göstereceğim: Türkiye, toplu sözleşme oranında dünya sıralamasında en düşük ülke. Bakın, Fransa’da toplu sözleşmeden 100 kişiden 98 kişi faydalanıyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Heyecan yaptırmayın arkadaşlar.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Türkiye’de her 100 kişiden sadece yüzde 7’si toplu sözleşmeden faydalanıyor.

Değerli arkadaşlar, bakın bunlar utanç tablosudur. Bunlar bizim rakamlarımız değil.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ters tutuyorsun, ters.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Ayrıca, bir başka şey daha söyleyeceğim değerli arkadaşlar, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu verilerine göre Türkiye, dünyada sendika ve işçi haklarının en çok ihlal edildiği ülke. Dünyada işçi haklarının en çok ihlal edildiği 10 ülkeden 1’i Türkiye. Türkiye’nin ligine bakın: Bangladeş, Belarus, Filipinler, Honduras, Mısır, Kolombiya, Myanmar, Zimbabve. Türkiye nerede? Türkiye, tam bu ülkelerin içinde. Türkiye’yi getirdiğiniz nokta bu değerli arkadaşlar.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Konuta en ucuz doğal gazı Türkiye veriyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Şimdi, başka bir şey, siz anlamazsınız ya asgari ücretten, bakın, ben size anlatacağım: Bu para helal bir para. Bak, burada bu para helal bir para. Değerli arkadaşlar, asgari ücret kaç lira? 4.250 lira. Kira ne kadar Türkiye’de? Nebati ne diyor? Bayburt’u söylüyor herhâlde veya köyü söylüyor.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Bayburt Türkiye değil mi?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir dakika…

Kira ne kadar biliyor musunuz? Kira 2 bin lira.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Bayburt’u niye küçümsüyorsun? Bayburt’u hakir görme. 

VELİ AĞBABA (Devamla) – Geldik, doğal gaz, elektrik, su faturaları minimum 750 TL.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ne alakası var ya!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Anlatacağım. Anlamazsın, tuzun kuru senin.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Anlat, anlat… 

VELİ AĞBABA (Devamla) – En azından tuzun kuru, sebzeyi biliyorsun, meyveyi biliyorsun, eti biliyorsun;  tuzun kuru sebzeci.

NİLGÜN ÖK (Denizli) – Anlat, anlat; şov…

VELİ AĞBABA (Devamla) - Başka, ekmek…. 4 kişi günde sadece 2 ekmek yese, başka bir şey yemese 720 TL.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) – Başkanım, özür diliyorum.

BAŞKAN – Ama yeterince sataşamıyorsunuz, uzatayım ama yani.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Biraz daha zaman verirseniz…

BAŞKAN – Tamam, bir dakika uzatayım.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Başka, kuru soğan… Ekmekle kuru soğan  yese 140 lira.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) -  Yanlış hesap, yanlış.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Haftada 3 damacana su içti, 240 TL.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Suyu nereden içiyorsun?

VELİ AĞBABA (Devamla) -  Başka, yol parası…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Suyu büyükşehirden içiyorsun.

VELİ AĞBABA (Devamla) - 3 kişinin yol parası ne kadar? 350 TL. Kalıyor 50 TL. Aha bu 50 TL.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Onunla da kayısı aldır, kayısı. Kayısı aldır onunla da.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Kayısının kilosu 70 lira, o da yetmiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Bak, 50 TL, 50 TL…

Ya, bu adam çocuğuna süt mü alsın, bez mi alsın, ayakkabı mı alsın, pantolon mu alsın, ceket mi alsın?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Senin giydiğin ayakkabıyı alamaz ya!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sayenizde, Türkiye, ikinci el ceket satan, ikinci el gömlek satan, ikinci el -vallahi billahi- pantolon satan bir ülkeye dönüştü; geldiğiniz nokta bu.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Allah Allah!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ha, zenginleşen birileri var mı? Vallahi var. Büyüyen birileri var mı? Var. O da kim? Sizin yandaşlar, ballı börekli ihale verdiğiniz insanlar var ya, onlar zenginleşti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ağbaba.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Kör kendinden pay biçer.” derler ya.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Başkanım, son cümlelerim.

BAŞKAN – Yok, bitti, bitti.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkanım…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Müsaade edin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Selamlama için Başkanım.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Selamlama…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Olmaz Başkanım, kaç dakika olacak ya?

BAŞKAN – Tamam, tamamlayın sözlerinizi.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir de Bakan var, Hazine Bakanı “Üzülürüm.” demiş. Dün “Gözlerimdeki ışıltıya bak.” demiş, bugün de “İnsanları gıdıklıyoruz.” diyor. Kim diyor? Damadın yaveri diyor. Ya, yeni model, gıdıklama modeli. Ya, Allah aşkına, on dokuz yıldan beri millette gülecek hâl mi bıraktınız?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, selamlama için açtım ben sana.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Hemen bırakıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Selamlamayı bilmiyor ki, selam bilmiyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, bu resme iyi bakın.

BAŞKAN – Kapatalım mikrofonu arkadaşlar.

VELİ AĞBABA (Devamla) – “Gözlerime iyi bakın.” diyor ya, gözlerine iyi bakın.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, teşekkür ediyorum.

Kapatın mikrofonu.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Fetullah hocanın kontenjanından Bakan olarak gözlerine iyi bakın Sayın Nebati’nin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, şahsiyetle uğraşıyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Elitaş Bey cevap verecek.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, müsaade edin…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – AK PARTİ Grubu adına…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Demirbağ, ne dedi size?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ya, döndü bana “sebzeci” dedi.

BAŞKAN – Arkadaşlar, hepinizin adına Sayın Elitaş cevap veriyor.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Paraları unutma, gider bak.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Başkanım, parayı alayım da şimdi, ne olur ne olmaz. Paraya ne olur ne olmaz Başkanım, bu AK PARTİ’liler seviyor parayı alayım ben. (CHP sıralarından alkışlar)

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Veli Bey, “İnceöz” değil “Demiröz” deseydin bari bir söz hakkı alsaydım.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, 2021 yılının son günlerinde, bütçe görüşmelerinin yoğun mesaisi sonrasında, bugünkü yaptığımız toplantı hakikaten tüm parlamenterlerin germeyen, bildiklerini ifade etmeye çalışan, bir çoğunu konuşma içerisinde yapmaya çalışıyorlar. Ben öncelikle teşekkür ediyorum.

Biraz önce burada, Değerli Milletvekilimiz Sayın Fahrettin Yokuş bir konuyu ifade ettiler, beni de oradan söylediler; bu asgari geçim indirimiyle ilgili bir kısmı. Değerli milletvekilim, bu, teknik bir konu. Arkadaşlarımız Plan ve Bütçe Komisyonunda bunu ifade ettiler, savundular. Biliyorsunuz, ilk defa bir ücretin vergi dışı bırakılması, sanıyorum, 1977 yılında gerçekleşti, bina görevlileri vergiden istisna edildi. Onlarda asgari geçim indirimi yoktu. Bizim ilk kanun teklifimizde, Parlamentoya sunduğumuz… Değerli kardeşim İbrahim Aydemir -ben şahidim- 1 Aralıktan itibaren bu kanun teklifini harfi harfine bilen, hangi satırında hangi harfin olduğunu, hangi cümlenin hangi sayfada olduğunu çok net bir şekilde bilen bir kardeşimiz, kanun teklifini âdeta yutmuş vaziyetteydi; tebrik ediyorum, çok güzel çalışmış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi, asgari geçim indirimi, değerli arkadaşlar, vergi tutarından indirilen bir kısımdır. Asgari ücrette vergi kalmadığı için asgari geçim indirimi zaten kendiliğinden yok olmuştur fakat geliri yüksek ücrete tabi olan kişiler, diyelim ki 10 bin lira, 15 bin lira brüt ücret alan kişiler asgari geçim indirimi almaya devam edecekler, asgari ücretliyle arasındaki fark daha da çoğalacaktı. O anlamda, biz bir adalet sağlayabilmek adına…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, tamam yeter, bütçe yorgunu Meclis ya. Yazık ya, bekliyorlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bu konuya açıklık getirmek istiyorum. Sayın Fahrettin Yokuş Bey muhakkak bir şeyi dile getirmeye çalışıyor ama işin tekniği anlamında bunun böyle olması gerekiyor çünkü biliyorsunuz, daha önce bizim teklifimizde ve söylediğimiz konuda sadece ücretler vardı, bunu bütün memurlara, bütün ücretlilere yayarak önemli bir gelişmeyi yapmış olduk.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tamam, güzel. Hep beraber yaptık, hep beraber yapıyoruz ya.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, Sayın Ağbaba “Ben bu AKP’yi anlamıyorum.” dedi. Ya, Allah aşkına ben de bu CHP’yi anlayamadım gitti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Komisyonda Sayın Hamzaçebi bana bir itirazda bulundu, dedi ki: AK PARTİ Grup Başkan Vekilinin böyle böyle açıklama yetkisi yok, onu milletvekillerimiz açıklamalıydı, kanun teklifi sahibi açıklamalıydı. Haklı olabilir, doğrudur ama sizin bana burada gösterdiğiniz evrak Bakan Bey’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının internet sitesindeki yayınladığı bir mesaj. Bütün taraflar olarak TİSK, TÜRK-İŞ ve Çalışma Bakanlığı mutabakat zaptı imzalıyorlar, diyorlar ki: Biz asgari ücretteki vergiyi kaldırdık, asgari ücrete kadar olanı kaldırdık. Siz itiraz etmiyor musunuz?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Burada, bak burada.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben onu diyorum, “Bu Ce-Ha-Pe’yi anlayamıyorum.” diyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Buraya bak, buraya.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –Niye biliyor musun?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Anlatacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ya kardeşim, yasayı Meclis yapar.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Anlasan zaten ülke bu durumda olmazdı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yasayı Bakan “Kaldırdık.” diyemez, yasayı Meclis yapar. Nitekim…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Elitaş, siz de çok yeteneklisiniz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …nitekim biz bunu getirdik kanun teklifiyle verdik.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Önerge sahibinin bundan haberi var mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Ağbaba, Komisyonda da söyledim, sizin yıllardır ifade ettiğiniz, “Asgari ücretteki vergiyi kaldıralım.” dediğiniz İbrahim Aydemir kardeşimin verdiği teklifin aynısıydı. Sayın Kuşoğlu orada bir metni okudu.

VELİ AĞBABA (Malatya) – 21 kez…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Oradaki okuduğu metinde ne yazıyordu, biliyor musun? Asgari ücretin vergi dışı bırakılması yazıyordu. 2013 tarihinde veya 2021 tarihindeki verdiğiniz teklif, eğer o gün biz de kabul etmiş, yapmış olsaydık Sayın İbrahim Aydemir’in söylediği metnin aynısı olacaktı. Bugün bizim yaptığımız 19 milyon çalışanın, ücret alanın asgari ücrete kadar olan kısmın gelirlerinden vergiyi istisna ettik, o noktaya doğru getirdik. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şimdi, bakın, Sayın Ağbaba, şurada paraları saydınız, koydunuz…

BAŞKAN – Toparlayalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …arkasından da bir espri yaptınız “Ya, aman bu para güvenilmez, AKP’liler bu parayı alır götürür.” diye söylediniz. Sayın Ağbaba; AKP’liler mert adamdır, dürüst adamdır, namuslu adamdır, güvenilir adamlardır. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Niye biliyor musun? Şu ne? Ce-Ha-Pe Milletvekilli Veli Ağbaba’nın cüzdanı. Nerede unutmuşsun? Ya, cüzdanına sahip olamayan adam bu ülkenin bütçesine nasıl sahip olacak? (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Gel, buradan al şunu.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bravo (!)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Allah’tan ki AK PARTİ var.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, sataşma yok, cüzdanınızı unutmuşsunuz hakikaten, alın bunu buradan lütfen. (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmadı Başkan…

BAŞKAN – Müsaade edin. Evet, arkadaşlar… Müsaade edin Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, 5 kez ismimi söyledi. 

BAŞKAN – Arkadaşlar, anladığım kadarıyla, bugün erken gitme niyetinden vazgeçtiniz, öyle anlaşılıyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Zülfü Bey var Başkanım?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkan, Veli Ağbaba…

BAŞKAN – Müsaade edin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Cüzdan nerede cüzdan?

BAŞKAN – Cüzdan gitti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sizde mi cüzdan?

BAŞKAN – Cüzdan sahibine gitti merak etmeyin Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Veli, bak, servetin bana emanet Veli!

BAŞKAN – Cüzdanı unutmuş mu, düşürmüş mü o kısmını anlamadım ben.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, buyurun Sayın Demirbağ. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

 

 

 

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi Engin Bey burada, Mustafa Bey burada anlaştılar uzatmamak için.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bugün bir ilki yaşıyoruz. Sayın Demirbağ hep yerinden konuşuyordu, şimdi kürsüden konuşuyor.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Ben de söz almayacaktım ama bir konuşmamı… İster bunun ismi havuz medyası olsun ister plaj medyası olsun bir milletvekilinin, siyasinin konuşmalarının başını, sonunu keserek hedef göstermesi haysiyet kırıcı bir olaydır, hangi medya grubu olursa olsun (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bize hep yapıyorsunuz.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Bize hep yapıyorsunuz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Elâzığ'da ben konuşurken halk önünde, partide, bir aile toplantısında Avrupa'dan örnek verdim, Amerika'da hedefin yüzde 2 olduğu hâlde enflasyonun yüzde 7’ye çıktığını… ”Avrupa'da -Ağbaba demin söyledi- asgari ücret 1.600 dolar, bunun 1.200 doları 2+1 bir eve gidiyor.” dedim. “Türkiye'de de hâliyle bu pandemiden bir etkileşim var kıymetli arkadaşlar, bizlere de görev düşüyor.” dedim oradakilere. “Ben şahsen gidiyorum Çukurambar'da 2 kilo et alıyorum, yarımşar kilodan buzdolabına atıyorum, bir ay yiyorum.” dedim. 2 kilo… Bakınız.

AHMET KAYA (Trabzon) – 2 kilo mu?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Dinle ki anlayasın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Devam et Zülfü ağabey, devam et.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – “2 kilo, 3 kilo domates, biber alıyorum, buzdolabına bırakıyorum bir haftalık, on günlük ihtiyacımı bir defada alıyorum. Hâlbuki günlük ihtiyacımız kadar alışveriş yapmış olsak   -tane örneği de verdim- haftalık yerine, on günlük yerine, günlük ihtiyacımız kadar alışveriş yapsak bu tefecilerin, soyguncuların değirmenine su taşımayız.” dedim, sözümün arkasındayım. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Şimdi de bu haysiyet kırıcı hedef göstermeden dolayı benim şahsıma yapılan hakaretleri, küfürleri o haberi yapan kimse, servis eden kimse onlara seçmen adedince 24 milyonla çarparak iade ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne dedi Başkanım, ne dedi Başkanım?

BAŞKAN – Efendim, cüzdanla ilgili olarak “Cüzdanına sen sahip çıkamıyorsun, bütçeye nasıl sahip çıkacaksın?” dedi. Yani kayıtlara geçsin diye mi söyletiyorsunuz bana?

Buyurun Sayın Ağbaba.

 

 

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Demirbağ’ın çok zoruna gitmiş. Tabii, her gün linç ediliyor milletvekilleri, ben ona da bir şey demediğimi ifade etmek istiyorum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Doğrusunu söyledim.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Anladım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii, turfandaların zararlı olduğunu, bayat ekmeğin faydalı olduğunu, çürümüş sebzenin faydalı olduğunu bu dönem öğrendik sayenizde.

Şimdi, Sayın Elitaş nereye gitti bilmiyorum ama beni cüzdanımı koruyamamakla suçladı ama ben de Elitaş’ı cüzdanımı çalmış olmakla suçlayacağım; bana yakışmaz, söylemeyeyim onu da. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Veli Bey, ayıp, ayıp.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir müsaade edin ya.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ben biraz önce cüzdanımı içeride unuttum, almış getirmiş ama bu söylenecek laf mı ya?

Şimdi, arkadaşlar, dünya tarihine geçecek çarklar yapan bir partisiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Zorunuza gitse de, hoşunuza gitmese de bu söylediklerim, söylediklerimin hepsi gerçek. Ya, arkadaş, bak, ne diyor? “3’lü mutabakat metni” diyor “asgari ücrette tarihî 3’lü mutabakat” diyor. Ben yazmadım bunu. Burada ne diyor? “Tüm gelirlerin asgari ücret olan kısmından vergi almayacağız.” diyor. Kim diyor? Sayın Profesör Doktor Vedat Bilgin yapmış bu açıklamayı.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Kanunu yapan kim?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bu açıklamayı yapmış.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Kanunu yapan kim?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bu açıklamayı... Vallahi, haberiniz yok sizin, haberiniz yok.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Az önce işinize geldiği için...

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sonra, Aydemir kardeşlerin, daha doğrusu Aydemir amca oğullarının vermiş olduğu kanun teklifiyle sadece asgari ücretten vergi kaldırılıyor dedim. Bir daha anlatayım anlamadıysanız. Perşembe akşamı Bakan açıklama yaptı “Vergi kalksın.” dedi; cuma günü Jülide Hanım, burada “Devrim yapıyoruz.” dedi, alkışladınız; cuma akşamı Aydemir ve arkadaşları bir kanun teklifi verdi, bunun tam tersi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bunu anlattın zaten az önce.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Siz, herkesi ofsayta düşürdünüz, herkesi ofsayta... Bakın, o gün bir şey daha... Hakkını verelim, MHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Mustafa Kalaycı bir konuşma yaptı. Bunun yanlış olduğunu ve...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, teşekkür ediyorum, süreniz doldu.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Peki; durum budur efendim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, müsaade edin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Sayın Elitaş yani şunu da söyleyeyim: Tabii ki milletvekilleri kendi iradeleriyle o teklifi verirler; Meclisin komisyonu da Genel Kurulu da bunlar için var. Bu teklifler gelir, burada yeniden, tekrar düzenlenir yani “Teklifi öyle verdim, böyle verdim...” bunları tartışmanın bir anlamı yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Sayın Ağbaba burada “Cüzdanımı çalmış.” diye ifade etti.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Demedim, demedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakın, içeride unuttuğunu söyledim.

NİLGÜN ÖK (Denizli) –  Dedin, dedin.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Demedim be, demedim!

BAŞKAN – Hayır, hayır “Çaldı.” demedi arkadaşlar, müsaade edin ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Çaldı.” demiş...

VELİ AĞBABA (Malatya) – Demedim, “Demem.” dedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Çaldı.” demiş ama çarpıtmak da yakışmaz.

BAŞKAN – “Çalmış diyebilirim ama demiyorum.” dedi yani, zaten boş cüzdan bırakmış arkada.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Boş olduğunu nereden biliyorsun?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dinleyelim Başkanım, dinleyelim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkanım, müsaade edin ki şu derdimi anlatayım. “Hırsız” ithamıyla tırnak içinde bir şey söyledi. Bakın, şunu söylüyorum: Sayın Ağbaba...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, senin latifene o da latife yaptı ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Latifeyi de... (Gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar... Sayın Elitaş, mikrofonu açayım, dediklerinizi hiç duyamıyorum.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, senin latifene latife yaptı ya! Yorulmuşsun sen, bunu da anlayamıyorsun ya!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Bugün cüzdanına sahip çıkamayan, yarın millete nasıl sahip çıkacak?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum latifesine ama bakın “Çalmayla itham etsem yanlış olur.” diye, ben dinledim kendisini içeriden fakat Sayın Ağbaba, çarpıtmakta çok mahir bir arkadaşımız.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sizin kadar değil, elinize su dökemem bu konuda!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesi, her iradeden üstün bir iradedir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ya, nerede? İrade mi bıraktınız ya!

AHMET KAYA (Trabzon) – İradeyi mahvettiniz ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Kim ne açıklarsa açıklasın son kararı verecek olan Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleridir ve o da gerçekleşmiştir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Karar verdiler mi sen gelinceye kadar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Hiç kimse şaşırmadı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Siz gelinceye kadar karar verebildiler mi Sayın Elitaş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sadece, muhalefet bizim kanun teklifi vermemize şaşırdı!

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, benim de tam söylediğim budur zaten yani komisyonlar da Genel Kurul da bunun için var.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Engin Bey, bakın, sırf sizlerin hatırı için karşılık vermiyorum ben.

BAŞKAN - Evet, gruplar adına görüşmeler, konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahıslar adına söz Sayın Bedri Yaşar’ın.

Sayın Yaşar, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, biraz önce Grup Başkan Vekili Sayın Elitaş bu kademeli tarifenin önümüzdeki yıl geçeceğini, bununla ilgili kanun teklifinin gündeme getirileceğini söyledi, ben de teşekkür ediyorum kürsüden kendilerine. İnşallah, önümüzdeki yasama döneminde bu kademeli tarifeyi de Meclisten geçirmiş oluruz.

Tabii, gecenin bu saati fazla bir şey söylemek istemiyorum ama özellikle bu asgari ücretle beraber -bizim de desteklediğimiz- asgari ücretteki işverene düşen verginin de kaldırılması, iade edilmesi zaten bizim de desteklediğimiz bir kanundu. Sayın Genel Başkanımız 4 bin lira olarak açıklamıştı, ayrıca işveren payının da işverenle işçiler arasında paylaşılması şeklinde bir öneride bulunmuştu. Yani, muhalefetin söylediklerini yapmak size bir şey kaybettirmez, burada konuştuğumuz her şey millet adına, milletle beraber milletin geleceği için bunları gündeme getiriyoruz.

Tabii, son dönemlerde özellikle dövize endeksli mevduattan bahsediyoruz. Bu kurun artışıyla beraber biraz önce burada, bir milletvekilimiz de stokçulardan, karaborsacılardan bahsetti. Ben de diyorum ki bakın, bunlarla mücadele etmek sizin işiniz. Yani bugün, icranın başında sizler varsınız, bu kur artışlarıyla beraber özellikle ithalatçıların getirdikleri malzemeler var, bunlarla ilgili belli fiyatlar var, bunları aşağı indirmekte…  Ben, buradan uyarıyorum mümkün olduğunca, sanki bu yapılan zamlarla bir mevzi kazanılmış gibi bunları geri almaktan imtina ediyorlar. Yani bunlar yükselirken böyle yıldırım hızıyla düşerken maalesef Mehter Marşı’yla aşağı doğru geliyor. Ben, buradan, iktidarı yani sizleri uyarıyorum, bir an önce bununla ilgili müdahalenizi yapın. Kur yüzde 30 geri geldi, o zaman hiç olmazsa temel ihtiyaç maddeleri ve hammaddeleri de dâhil bir an önce fiyatların yüzde 30 geri gelmesi lazım, bunu da yapacak sizlersiniz. Ümit ediyoruz ki özellikle bu dövize endeksli mevduatlarla ilgili tüm mevduatların tamamı dövize endeksli mevduata dönerse artık TL’den bahsetmek bir tarafa biz de herhâlde Türk lirasını Türk doları olarak tarif edeceğiz gibi görünüyor. İnşallah, bu işlerden de bir an önce kurtuluruz.

Yine bu maddede, özellikle gaziler, şehit yakınlarıyla ilgili yapılan harcamaların belediyelerin bütçesinden karşılanması var. Pandemi döneminde de bunun sıkıntılarını yaşadık. Nasıl hükûmetin sosyal projeleri varsa belediyelerin de genel görevleri arasında bu sosyal projeler var. Bu konuda ayrıma gitmek “İşte ona bağışta bulunursun, buna bulunamazsın, şuna yaparsın.” Bunların da ortadan kalkacağı, belediyelerin de sosyal belediyecilik anlayışı içerisinde hizmet etmelerinin bu manada önünün açılması lazım. Bugün, özellikle, Ankara Büyükşehir Belediyesi bu yurt problemiyle ilgili gelen öğrencileri ta terminalde karşıladı, aldı otellere yerleştirdi; bakın, böyle bir faaliyette bulundu. Kötü mü oldu? Yok. Bu öğrencilerin mağduriyetini hiç kimse istemez, hepimiz de bunu destekledik. Muhtarların yine buna benzer sorunları var, muhtarların. Muhtarlar, bugün, elektrik faturaları, su faturaları belediyeler tarafından ödensin istiyorlar. Ne yapıyorlar? Uyduruk gerekçelerle “Ödenebilir.” diyor. Belediyelerin yarısı ödüyor, yarısı ödemiyor. Sayın Başkanım, buna da bir açıklık getirilebilir. “Ödenir.” desek hiç problem kalmayacak ama bunun yanı sıra, kimisi uyduruk faturalar düzenliyor, belediyeye götürüyor, bunlar da ayda yaklaşık 2.500-3 bin lirayı geçmeyen faturalar. Muhtarlar için bunu söylüyorum. Buna da bir açıklık getirilirse belediye meclislerinden bu kararlar alınabilir -ama işte bu gerekçelerden dolayı tam uygulanmıyor- hiç olmazsa muhtarların bu temel ihtiyaçları da belediyeler tarafından karşılanmış olur.

Bunun yanı sıra, tabii, özellikle yine bu belediyelerin hizmet alanıyla ilgili, kısıtlamak yerine denetleyerek bu işi çözmemiz lazım hangi konuda olursa olsun. Denetim görevi kimde? Sizde, iktidarda. Yine, emtia fiyatları dâhil… Bakın, müteahhitlerle ilgili 4734’e göre alınan ihalelerden bahsediyorum. Şimdi, bu kürsüde bazen müteahhitlerden bahsedince herkes 5’liyi algılıyor. Dolarla, yapsatla, KÖİ’yle, ne bileyim, araç garantili, hasta garantili, yol garantili, geçiş garantili projelerden bahsetmiyoruz; onların zaten hepsi dolara endeksli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Tamamlıyorum.

Ama onun dışında, rekabete açık… Bunların çoğu da TOKİ müteahhitleri, size de göndermiştir; bende 150 imzalı hem Meclis Başkanlığına gönderilmiş, Cumhurbaşkanımıza gönderilmiş, Bayındırlık Bakanlığına gönderilmiş dilekçeler. Eğer bunlarla ilgili bir iyileştirme yapmadığınız takdirde bunların…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) -  Fiyat farkı mı diyorsunuz?

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Ya fiyat farkı ya tasfiye kararnamesi.

Bununla ilgili bizim bunların önünü açacak bir faaliyette muhakkak bulunmamız lazım. Yani burada yapılacak uygulama devletin lehinedir. Bunu yapmadığınız takdirde teminat mektuplarının hepsi nakde döner. Devlet, bugün 100 liraya yaptığı bir işi ihaleye çıktığı zaman 200 liraya yapacaktır, bunun örneği geçmişte var. Dolayısıyla, biz burada muhalefet olarak teklifte bulunuyoruz. Tabii, çalışmanız güzel bir şey. Bakın -bundan önceki kanunda da söylediğim gibi- biz problemlerin  ortasında yaşıyoruz. Bizim görevimiz -muhalefet de olsa- milletvekili olarak toplumunun her kesiminin problemlerini buraya getirip taşımak, buna çözüm önerileri sunmak, sizden de destek istemek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Bu konuyla ilgili destek olursanız mutlu olurum. Aynı şekilde, bu kanuna…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yaşar.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Bir saniye açarsanız, tamamlayalım. Bitiriyorum.

BAŞKAN – Yani açayım tekrar ama çok yorulduk, lütfen yani.

Buyurun.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Bu kanunun geneliyle ilgili olumlu düşündüğümüzü, olumlu oy vereceğimizi de buradan ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemi yok.

Bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Ama öncesinde Sayın Elitaş’ın bir söz talebi var.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, Sayın Bedri Yaşar biraz önce inşaat müteahhitleriyle ilgili kısmı söyledi. Az önce ifade ettiğimiz gibi, inşallah 4 Ocak tarihinde gene Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunacağımız kanun teklifini de arkadaşlarımız şimdi hazırlıyorlar. O kanun teklifi içinde de fiyat farkı kararnamesine imkân veren düzenlemeyi de gerçekleştireceğiz.

Bunu kamuoyuyla paylaşmak istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – 2008’dekine benzer bir şey olması gerekiyor, evet.

Şimdi, 8’inci madde üzerinde 1 adet önerge vardır, önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 299 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesinde geçen “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Mahmut Toğrul                          Hasan Özgüneş                   Hüseyin Kaçmaz

                Gaziantep                                    Şırnak                                       Şırnak

              Kemal Peköz                             Ali Kenanoğlu

                   Adana                                     İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hüseyin Kaçmaz’da.

Sayın Kaçmaz, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tabii, asgari ücret üzerinde çok konuşuldu, müsaadenizle Türkiye’deki bir hukuk garabeti üzerine konuşmak istiyorum. Dreyfus hukuk garabetini neredeyse bütün herkes bilir ancak kendi çağımızın Dreyfus’ları olan mazlumları iktidar görmezden ve duymazdan gelir. Hakkında konuşacağım mazlumun hikâyesi hukuk tarihine geçen Dreyfus olayından çok daha vahim, çok daha korkunç, çok daha kahredici ama bu dönemin kurbanı, bu dönemin Mehmet Emin Özkan’ı olan mazlum, bir Dreyfus değil ismiyle müsemma yoksul bir Kürt çocuğu. Lehinde çok sayıda somut delil olan, aleyhinde ise siyasi hesaplar dışında hukuki dayanak bulunmayan 14 yaşındaki bir çocuğun 16 yaşındaki bir başka çocuğun katili olarak cezalandırılmasının detayları tek kelimeyle dehşet verici. Mazlum, Yasin Börü ve arkadaşlarının hayatını kaybettiği saldırı sırasında ağabeyi ve babasıyla Kulp’taki bir köy düğününde sahne aldığını söylediyse de savcıyı ve hâkimi ikna edemedi. Dosya savcısı, mazlumun olay sırasında köyde olup olmadığına dair herhangi bir araştırma yapmadı, lehe olan tek bir delil toplamadı ve tüm bunların sonunda Mazlum tam tamına  yüz yirmi dört yıl hapis cezası aldı. Ancak, HTS kayıtları Mazlum’un telefonunun olay sırasında Kulp ve Lice ilçelerinden sinyal verdiğini gösteriyordu yani Mazlum doğru söylüyordu. Cinayetin işlendiği olay yerindeki görüntüler üzerine yapılan araştırmada bilirkişi Mazlum için “muhtemel tanımlama” değerlendirmesi yapmıştı yani “Kesin odur.” diyememişti. Zaten olay yeri görüntülerine göre de şüpheliler maskeliydi. Tüm bu somut deliller üzerine avukatlar, Mazlum’un düğünde olduğuna dair görüntüleri, düğün davetiyesini, damat ve babasının yazılı beyanlarıyla birlikte Yargıtaya temyiz başvurusunda bulundular. Yargıtay, sadece Yasin Börü cinayeti hakkındaki kısım için bozma kararı verdi. Bu karardan sonra savcı da karara uyarak yine beraat talep etti. Fakat her ne olduysa yirmi sekiz gün içerisinde aynı savcı bir önceki mütalaasını değiştirerek Mazlum’un yeniden cezalandırılmasını istedi. Oy birliğiyle Mazlum’un yeniden yargılanması kararını veren mahkeme de savcının değişen mütalaasıyla verdiği kararı kaldırdı. Ve tüm anlattıklarım bir ay içerisinde oldu. Bu karar mealen “Mazlum orada olmadığını ispat etmişse bile Mazlum’u bırakamayız.” demekti. Yani bir ay önce “Cinayetle alakası yok.” denilen Mazlum, bir ay arayla tekrardan cinayet faili oluverdi. Düğün görüntülerini inceleyen bilirkişi, Mazlum’un düğündeki kişi olduğuna dair “kuvvetle tanımlama” şeklinde Mazlum’un lehine bir rapor hazırladı yani aslında hukuken çok daha güçlü bir delil olmasına rağmen, mahkeme bunu esas almadı. Bu rapor, mazlumun olay anında cinayetin  işlendiği yerde değil, 140 kilometre uzakta bir düğünde olduğunun aslında tespitiydi ve mazlumun iddialarını net bir şekilde doğrulamaktaydı. Üstelik dosyada şöyle ilgi çekici bir husus var: Bu her 2 raporu da düzenleyen bilirkişi aynı bilirkişiydi, aynı bilirkişinin imzası var. Dosyadaki garabete bir örnek daha vermek gerekirse, dosyada, yargılanan bir sanığın, aslında olay tarihinde cezaevinde olduğuna dair net bir veri ortaya çıkmıştı. Peki, tüm bu lehine delillere rağmen neden bir çocuk kurban olarak seçiliyor? Değerli milletvekilleri, soruyorum: Neden bir çocuk tüm bu lehine olan delillere rağmen kurban olarak seçiliyor? Size amacı söyleyeyim, 6-8 Ekim Kobani kumpas davasında kamuoyuna yönelik iktidar propagandasının boşa çıkacak olmasını engellemek istiyor iktidar. Neden bir çocuk kurban olarak seçiliyor? Amaç, yedi yıldır hapiste tutulan mazlumun suçsuzluğunun kabul edilip beraat ettirilmesi hâlinde, bu siyasi kumpas davasını da HDP’ye dönük kapatma davasını da doğrudan boşa çıkaracak bir sonucun doğması engellenmek isteniyor. Çünkü bu dava, Kobani kumpas davası ve paralel süreçte işletilen HDP’yi kapatma davasının ana kaynaklarından biri olarak kullanılmak isteniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) - Velhasılıkelam, 14 yaşındaki bir mazlum, iktidarın siyasi hedefleri için diri diri dört duvar arasına gömülüyor. Dedik ya, Mazlum’unki Dreyfus olayından çok daha vahim, çok daha korkunç ve çok daha kahredici. Ama Mazlum bir Dreyfus değil, ismiyle müsemma yoksul bir Kürt çocuğu.

Cezaevinde yüzlerce, binlerce insanımız suçsuz yere yatıyor hâlâ. 90’lı yıllarda işkenceyle alınan ifade tutanaklarıyla söz konusu cezaevlerinde masumlar yatıyor. Tarih nasıl ki Dreyfus’u yazdıysa işlemediği bir suçtan ötürü ömrü dört duvar arasında geçen Mehmet Emin Özkan’ı, Mazlum’u ve rehin tutulan yoldaşlarımızı da yazacaktır. Bu dava tarihî bir kumpastır, tarihî bir utançtır, tarihî bir katliamdır. Yol yakınken bu vebali ve bu zulmü sonlandırın. Bize olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin.

Mazlum bu arkadaşlar, bu zulme son verin. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaçmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 299 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 9 - 10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7’nci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: 

"Büyükşehir belediyeleri, kendisinden izin veya ruhsat almak ya da hat kiralamak suretiyle çalışan ve toplu taşıma hizmeti yürüten gerçek ve tüzel kişilere; nüfus, hattın uzunluğu ve hattı kullanan sayısı kriterlerini esas alarak tespit edeceği hatlardaki toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz veya indirimli olarak yararlananlara ilişkin gelir desteği ödemesi yapabilir. Bu ödemeler karşılığı tutar bir sonraki yıl Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçesine konulacak tutarlardan ilgili Büyükşehir Belediyesine aktarılır.”

           Ömer Fethi Gürer                         Kadim Durmaz                    Süleyman Girgin

                   Niğde                                       Tokat                                       Muğla

          Mehmet Bekaroğlu                          Ahmet Kaya                                 Cavit Arı

                  İstanbul                                    Trabzon                                     Antalya                                                                                                           Fikret Şahin

                                                                Balıkesir

 

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Cavit Arı’nın.

Sayın Arı, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CAVİT ARI (Antalya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi öncelikle saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi hakkında söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz üzere, şehir içi otobüsleri, halk otobüsleri şehit yakınları, gazi, gazi yakınları, yüzde 40 engelli ve üzeri engelliler, 65 yaş üstü vatandaşlarımız, polis, jandarma, postacı gibi yaklaşık 15 kalemdeki vatandaşımızı ücretsiz taşımaktadır, bazı gruplara da indirimli taşıma yapmakta. Ülkemizde 22 bin otobüsçü esnafımız bulunmakta, işte, bu hizmeti bu 22 bin otobüsçü esnafı vermekte. Şimdi, bu 9’uncu ve 10’uncu maddelerle büyükşehir belediyeleri ile il belediyelerine bu ücretsiz taşımalarla ilgili olarak destek yapabilme imkânı getirilmekte. Daha önce belediyeler, otobüs işletmelerine zaten yardım yapmaktaydı ancak bu yardımları birlikler ve kooperatifler üzerinden yapabilmekteydi. Bu düzenleme, artık gerçek kişi ve tüzel kişilere yardım yapabilme imkânı getirmekte, böylelikle otobüs işletmecilerini gereksiz yere birlik ve kooperatiflerle uğraşmaktan kurtarmakta. Bu anlamda, biz de, bu düzenlemeyi destekliyoruz ancak zaten belediyeler, özellikle de Cumhuriyet Halk Partili belediyeler bugüne kadar taşıma esnafına zaten gerekli desteği yapmaktaydı. Örneğin, Antalya Büyükşehir Belediyesi 2019’dan bu yana, Cumhuriyet Halk Partisine geçtikten bu yana halk otobüslerine gerekli desteği yapmaktalar. İlk günden itibaren önce 0,33 kuruşla başlayan destek kademe kademe devam etti, 0,44 kuruş, 0,66 kuruşla devam etti, bugün, 24 Kasımdan itibaren 1 TL olarak devam etmekte. Ayrıca, pandemi süreci içerisinde kilometre başına da 1 TL destek verdi Büyükşehir Belediyesi. Bugüne kadar Antalya Büyükşehir Belediyesi şehir içi otobüslere 38 milyon lira destek verdi. Yani zaten belediyeler destek vermekte, özellikle de Cumhuriyet Halk Partili belediyeler ancak halk otobüslerinin buradaki sorununun çözümü sadece belediyeler değil, eğer konuyu sadece belediyelerin üzerinden çözülecek bir konu olarak düşünürsek işletmecilerle yani otobüsçüler ile belediyeleri karşı karşıya getirmekten başka bir şey yapmayız. Burada sorunun esas çözümü, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 2018 yılında belirlenmiş bir rakam var. 2018 yılında Ankara, İstanbul, İzmir illerinde, büyükşehirlerinde 1.330 TL, diğer büyükşehirlerde 1.000 TL, diğer illerde ise 800 TL bir destek yapılmakta. Ne zamandan bu yana bu rakam? 2018. 2018’den bu tarafa ülkemizde çok şeyler değişti; mazota, benzine olağanüstü fiyat artışları geldi, parçalara yine aynı şekilde olağanüstü fiyat farkları geldi ve aynı rakamları, aynı desteği bugün Bakanlık devam ettirmekte. İşte, otobüs işletmecilerimiz yani buradaki vatandaşlarımız esas bu nedenle mağdur. Eğer otobüs işletmecilerine biz destek olacaksak, çözüm bulacaksak Bakanlığın buradaki desteğini artırması gerekir. Örneğin, Antalya’da kasım ayı içerisinde indirimli yolcu taşıyan otobüsler eğer ücretli taşısaydı 12.750 TL ücret alacaktı, hiç ücret ödemeyenlerin tamamı ücretli binmiş olsaydı 14.750 lira para alacaktı ama kaç para aldı? 1.000 lira para aldılar. İşte, esas, sorunun çözümü burada değerli arkadaşlar.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz şehir içi otobüsçülerin sorunlarının çözüleceğine dair söz verdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAVİT ARI (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

CAVİT ARI (Devamla) – Sayın Genel Başkanımız 11 Kasım 2021 tarihinde Antalya’da sektör temsilcileriyle toplantı yaptı ve burada söz verdi. Eğer Bakanlık bugün otobüsçülerin bu mağduriyetini gidermez ise biz söz veriyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında şehir içi otobüsçülerin bu mağduriyetini gidereceğiz. Zaten belediyeler aracılığıyla da mağduriyetlerini gidermeye devam ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Şehir içi otobüs işletmecileri ne istiyor, onu ayrıca söyleyeyim: Benzin, mazot fiyatlarının indirilmesini, eski hâle gelmesini bekliyor, mümkün olursa tabii ki. Yine, mazottan, benzinden, KDV’si indirilmiş, ÖTV’si indirilmiş yakıt bekliyor. Bunları yapabilirseniz otobüs işletmecileri rahatlar diyorum, hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde 1 adet önerge vardır, önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 299 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 11- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 86 – 2021 yılında götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesi yapılmış kamu üniversite sağlık hizmeti sunucularının Kuruma 31/12/2021 tarihine kadar bu sözleşme kapsamında verdikleri tedavi hizmetlerine ilişkin toplam tahakkuk tutarının götürü bedel sözleşme tutarından düşük olması durumunda, aradaki fark terkin edilir. Terkin edilen tutar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesine bu amaçla tahsis edilecek ödenekten karşılanır.

Bu maddeye ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirlenir”

 

     Ömer Fethi Gürer                     Kadim Durmaz             Mehmet Bekaroğlu

             Niğde                                   Tokat                                 İstanbul

 

         Ahmet Kaya                       Süleyman Girgin                    Fikret Şahin

           Trabzon                                 Muğla                                Balıkesir

 

           Cavit Arı                           Aykut Erdoğdu

           Antalya                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Aykut Erdoğdu’nun.

Sayın Erdoğdu buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin makroekonomik yapısını etkileyecek bir yasa üzerine konuşuyoruz, ben de kürsüye yüce heyetinizi Türkiye'nin makroekonomik yapısı ve son alınan kararlarla ilgili bilgilendirmek üzere çıktım.

Değerli arkadaşlar, Türkiye iktisat tarihinde en son kırk yıl önce görülmüş ve ağır bedeller ödediğimiz bir düzenlemeyle karşı karşıyayız; dövize çevrilebilir mevduat meselesi. Gördüğüm kadarıyla AK PARTİ Grubu ile Milliyetçi Hareket Partisi Grubu bu sistemin çalışacağına düşünüyor ancak bu sistemin çalışmasında büyük riskler olduğu için sizleri bilgilendirmeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, aynı hayaller, hatırlıyorsanız, pandemi sonrasında döviz kuru bastırılarak, faizi düşürerek sağlanmaya çalışılmıştı. Cumhurbaşkanının damadı Berat Albayrak, Ekonomi Bakanıydı, faizler bir taraftan düşürülür ve KGF kredileri dağıtılırken diğer taraftan döviz üzerine baskı kurularak bir ekonomik denge kurulmaya çalışılıyordu. O zaman bu kürsüden “imkânsız üçlüyü” anlattık. “İmkansız üçlü” iktisadın temel prensibidir. Dışa açık bir ekonomide kur ve faizi aynı anda tutamazsınız. Berat Bey bunu yapabilmek için ne yapmak zorundaydı? Rezervleri satmak zorundaydı, 128 milyar dolar rezervimiz ortalama 6 liradan satıldı -bugün geldiğimiz yerde 12,5 lira- rezervimiz elden gitti. Şimdi, başka bir yanlışlığı deniyorsunuz. Eminim umudunuz var ama ben sizi de uyarayım, bu işin sonunda başarı riski çok düşük ve çok ağır faturalar çıkabilir. Şu an yapmak istediğiniz şey ne? Politika faizini yüzde 14 olarak belirlediniz, diyorsunuz ki: “Bu faizle, eğer kur çıkarsa biz kur farkını size vereceğiz.

Arkadaşlar, ya, çıkmazsa da şöyle bir şey: “Enflasyon” denen bir şey var. Mesela enflasyon-kur-faiz arasındaki ilişki hakkında bir bilgin var mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SALİH CORA (Trabzon) – Yok.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - O zaman bozma, anlatayım yani faydalı olalım birbirimize.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Cora’nın hangi konuda bilgisi var ki?

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Bir ülkede kuru ve faizi belirleyen temel makroekonomik değişken  ağırlıklı enflasyondur. “Ağırlıklı” diyorum, başka şeyler de vardır. Siz enflasyonu bu oranın altına düşüremezseniz faizi yüzde 14’te tutmak için,  kuru yüzde 14’te tutmak için ne yapmak zorundasınız? Hadi, faizi, politika faizini belirlediniz, kuru tutabilmek için piyasanın talebine karşılık döviz satmanız gerekiyor. Çünkü yüzde 14 reel… Düşünsenize yani enflasyonunuz 50’yi geçecek, siz yüzde 14 faiz koyacaksınız; insanlar da ahmakça parası erirken gelip bunda tutacak. Bunu yapabilmenizin yolu tekrar rezerv satmak zorunda kalacaksınız. Şu an elinizde rezerv var mı? Şu an elinizde rezerv yok. Eksi 40 milyar dolar net olarak ekside bizim rezervimiz. Kur düştükçe aynı zamanda biriktirmek zorunda mısınız? Ee, biriktirir… Aldıkça da rezervinizin fiyatı çıkacak.

Peki, Türkiye'nin bir yıllık finansman ihtiyacı ne kadar? Kabaca,  180 milyar dolar. Hadi, 20 milyar dolar cari açıktan fazla aldınız, 160 milyar doları döndürmek zorundayız. Siz bu işlemleri yaptıkça ne oluyor? Bizim CDS’imiz -yani “credit default swap” ülkenin batma riski, ödememe temerrüt riski- şu an 600 puan. Eğer bu yolda giderseniz… İnşallah 600’de kalır. Bütün bu 160 milyar dolar finansmanı ağırlıklı bir şekilde 600 baz puan CDS üzerinden yapmak zorundayız.

Değerli arkadaşlar, bu, sürdürülebilir mi? Bu, sürdürülemediği için kurlar üzerindeki baskı devam edecek. Peki, kurlar üzerinde baskı devam etti ve kur yüzde 14’ün üzerinde oynadı. Ne yapıyorsunuz? Kura garanti veriyorsunuz. Peki, bu kura kim garanti veriyor? Hazine garanti veriyor. Şimdi, ben asgari ücreti yeni artırılmış bir işçiyim, param da yok, borcum da yok, gelecekte bana diyorsunuz ki: “Siz, 1 milyon dolarını TL'ye dönmüş bir adamın kurunu garanti edeceksiniz.” Ya, böyle bir hakkınız var mı? Bakın, çok acı tablolarla karşı karşıya kalacaksınız. Milyonlarca dolar ki bunlar da bu ülkenin insanı kızmıyorum,  siz veriyorsunuz bu garantiyi. Milyonlarca doları TL'ye döner, hiçbir riski almaz diyelim ve buradan bir kur farkı doğarsa işte o garip gureba, o yetim, o asgari ücretli bunu ödemek zorunda kalır. Biz, sizi bu kürsüden, daha önce yap-işlet-devretler konusunda uyardık mı? “Bu kadar olmayacak, bu kadar araç geçmeyecek, bu kadar garanti işlemez.” dedik mi? Dedik, hepsi gerçekleştirdi mi? Gerçekleşti. Şimdi, tek tek yeniden...

 YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Hayır.

 AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Ya, “hayır” diyorsunuz arkadaşlar. Bütçeyi beraber yaptık, gözünüzü seveyim, koymadık mı garantiye, geçmedi mi?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Kâra geçiyor.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – 6,5 milyar dolarlık garanti bütçede yok mu? Ya, niye itiraz ediyorsun? Hani oradan bir şey söylemekle olmuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Buyurun.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Ben elimden geldiğince kürsüde muhatap olmamaya çalışıyorum, muhatap derken, insicamı şey yapma, yani saygısızlık etmek istemem.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Söylemeyelim mi?

BAŞKAN – Sayın Kırkpınar rica ediyorum.

SALİH CORA (Trabzon) – Saygısızlık etmedi.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) –  Ama şunu anlatmaya çalışıyorum: Kur garantisi, aynı bu hazine garantileri gibi. Ben beş sene önce bu kürsüden anlattım bu hazine garantileri geleceğimizi borçlandırıyor diye. Artarak devam edecek arkadaşlar, artarak devam edecek. Türkiye'nin her yıl yüzde 7 büyüyeceği varsayılıyordu, büyüyemedik, bu kadar müşteri gelmedi, bu kadar uçak inmedi, yarın öbür gün bu kadar hasta da gelmeyecek ama şimdi bütün bu garantileri aşacak bir boyutta hazineyi, torunlarımızı borçlandıracak bir külfet altına sokuyorsunuz, yarın öbür gün buna çok üzülürsünüz, hatta bunun belki hukuki hesabı da olur ama en önemli hesap, vicdani hesaptır. Ben yine vicdanlarınıza bırakıyorum. Bu iş, yanlış bir iş.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

İç Tüzük 86’ya göre lehte ve aleyhte olmak üzere oyunun rengini belli etmek üzere 2 milletvekilimize söz vereceğim.

İlk söz, lehte olmak üzere Sayın Nilgün Ök’ün.

Sayın Ök, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) - Hadi bakalım, şimdi laf atacak, biz bakacağız.

NİLGÜN ÖK (Denizli) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; oyumun rengini belli etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisimizi ve ekranları başında bizi izleyen aziz milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Sayın muhalefet sıralarından dediler ki: “Hadi bakalım, laf atacak mıyız, atmayacak mıyız?” Gecenin bu saatlerine kadar geldiğimiz bütçe görüşmelerinden olan yoğunluktan dolayı hem konuşmamı kısaltmış bulunmaktayım hem de size bu konuda laf atacak, meal verecek konuşma olmayacak ama yine siz alınırsanız bilmem.

Sayın Başkan, değerli milletvekili; gün içerisinde bazı konuşmacılar bugüne kadar ücretlerin vergilendirilmesinde hiçbir şey yapmadığımızı, mecbur kaldığımız için bu düzenlemeyi getirdiğimizi ifade etti. Şimdi, sizlere, ne yapmışız, çok kısa özetlemek istiyorum: AK PARTİ olarak, iktidara geldiğimiz 2002 yılında gelin vergisinde en alt dilim vergi oranı yüzde 20’ydi yani düşük gelirli bir kişi bile yüzde 20 oranında vergi ödüyordu. Fon payıyla bu oran yüzde 22’ye çıkıyordu. 2003 yılında yaptığımız düzenlemeyle alt dilim vergi oranında yüzde 25’lik indirim yaparak en alt dilim vergi oranını yüzde 15’e indirdik. Yine, 2008 yılında hayata geçirdiğimiz asgari geçim indirimiyle de, ücretli çalışan vatandaşlarımızın maaşlarındaki vergi yükünü daha da aşağıya çektik. Böylece, asgari ücretle çalışan bekar bir kişinin efektif vergi yükü yüzde 5’e; evli, 3 çocuklu bir kişinin üzerindeki efektif vergi yükünü de yüzde 1,5 seviyesine indirdik.

Görüldüğü gibi, sessiz devrimlerin öncüsü olan AK PARTİ, asgari ücretle çalışan vatandaşlarımızın üzerindeki vergi yükünü yüzde 20’den yüzde 1’lere çekmiş durumdadır. Bugün, şu anda, bence burada çok önemli tarihî bir ana hep birlikte şahitlik ediyoruz. Şu anda yaptığımız tarihî reform niteliğindeki düzenlemeyle de asgari ücreti vergi dışı bırakıyoruz. Ayrıca, memurlarımız dâhil tüm çalışanlarımızın asgari ücret kadarki gelirlerini de vergiden muaf tutuyoruz. Böylece, bütün ücretli çalışanlarımızın kazançları aylık 300, yıllık 3.600 TL artmış olacak. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son vermeden önce, bu tarihî… Başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, 13 maddeden oluşan bu kanun teklifini sunan İbrahim Aydemir Milletvekilimize ve milletvekili arkadaşlarımıza, Cumhur İttifakı’na, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerimize…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bize yok mu bize?

NİLGÜN ÖK (Devamla) – …katkı sağlayan tüm milletvekillerimize, Grup Başkan Vekillerimize, bürokratlarımıza, Meclis çalışanlarımıza, Bakanlarımıza şükranlarımı arz ediyorum.

SALİH CORA (Trabzon) – Veli Ağbaba’ya da(!)

NİLGÜN ÖK (Devamla) – Rekor niteliğinde maddeler içeren, vatandaşlarımızın hayatına pozitif dokunacak olan, görüşmekte olduğumuz bu teklife kabul oyu vereceğimi beyan ediyor, tüm çalışanlarımıza, işverenlerimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Evet, Sayın Milletvekilleri, şimdi oyunun rengini belirtmek üzere aleyhte Sayın Engin Altay’a söz vereceğim.

Sayın Altay, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Altay sözünde durur.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, İç Tüzük gereği aleyhte söz verdiniz ama lehinde konuşacağımı peşinen bilmenizi isterim. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Saat 23.25. Saat 16.00’da bu kanunu görüşmeye başladık. Dokuz saat oluyor herhâlde. Dokuz saatte, 13 maddelik bir kanunu, tümünün görüşmeleri dâhil tamamladık; hayırlı olsun. Bu umarım daha sık olsun. Bunun sık olmasını sağlayacak faktör de arkadaşlarımızın ve yürütmenin -yürütme şimdi burada yok- kanun tekliflerini muhalefetle istişare ederek buraya indirmesidir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Var, orada.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Milletvekilleri bürokrasinin marabası değildir, bunu peşin söyleyeyim.

Değerli arkadaşlar, asgari ücretten vergi alınmaması bizim yıllardır dile getirdiğimiz bir hadiseydi. Hem yürütmeye hem yüce Meclisimize hem Komisyona teşekkür ediyoruz. Çünkü asgari ücretten gelir vergisi alınmamakla birlikte bütün çalışanların kazançlarının asgari ücret kadar olan kısmından vergi alınmaması ayrıca Türkiye’de yaşayan herkes için olumlu bir kanundur, olumlu bir girişimdir ve vatandaşlarımıza, çalışanlarımıza hayırlı olsun. Aynı hayırlı işleri memur maaşı zamlarında, emekli maaşı zamlarında da inşallah yaparız.

Bizim bu pakette sadece -Sayın Hamzaçebi’nin ve Sayın Emecan’ın 7’nci madde bakımından altını ısrarla çizdiği; o da amacımız üzüm yemek olmakla, bağcıyı dövmek olmamakla birlikte- yasama yetkisinin yürütmeye terkine itirazımız var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Uçak var Başkanım, uçak kaçıyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Biz Cumhurbaşkanı bütçeyi sarf etmesin demiyoruz, elbette parayı o harcayacak ancak arkadaşlar, Cumhurbaşkanı “Benim 296 milyarım var, bunu şöyle şöyle harcamayı düşünüyorum.” diyecek, buraya gönderecek -Akif abi doğru mu- ve biz, siz, hep birlikte onay vereceğiz. “Al bu parayı ne yaparsan yap.” demek yasama yetkisini devirdir, bizden size söylemesi; biz bu konuyu ayrıca, ayrıca yargıya taşıyacağız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Elitaş’ın uçağı var.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Öte yandan, Sayın Elitaş, Hazine Maliye Bakanı kur korumalı TL vadeli mevduatını, bunu bir bildiri gibi yaydı piyasaya; bunun hiçbir yasal dayanağı yok, hiçbir yasal dayanağı yok; Merkez Bankasınınkinin var kısmen, o da tartışmalı ama kısmen var denebilir. Böyle şey olur mu? Millete bir iddia ortaya koyuyorsunuz, TL mevduatı olan insanlara “Senin paranı doların garantisine alacağız.” diyorsunuz; alamazsınız. Nerede yasal dayanak, nerede?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkanım, gece bu saatte bana sataşıyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi gece on ikide aklınıza geldi, gece on ikide aklınıza geldi, bunu yapalım mı? Bunu önce düşünecektiniz Sayın Elitaş, önce düşünecektiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, sataşıyor bana.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu, şu anda ayaktadır, askıdadır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bir yasal dayanağı yoktur. Bunu da, bunu da sizden bekleyen binlerce insan var, haberiniz olsun.

Kanun çalışanlarımıza hayırlı olsun, yeni yılınız kutlu olsun efendim.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa iletmelerini rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sevgili Başkanım, bir sürü para harcadınız, biz hâlâ elektronik cihazla giremiyoruz.

BAŞKAN – Doğru söylüyorsunuz, bunu Genel Sekreterliğe ileteceğiz.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve 91 milletvekilinin Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucunu okuyorum:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

322

 

 

Kabul

 

:

322

 

(x)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

         

 

Kâtip Üye

Abdurrahman Tutdere

Adıyaman

Kâtip Üye

İshak Gazel

Kütahya”

 

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Hayırlı ve uğurlu olsun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Oy birliğiyle.

BAŞKAN –

Gündemimizdeki konular tamamlanmıştır. Alınan karar gereğince, denetim konuları ve kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 4 Ocak 2022 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 23.33

 



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 299 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(*) Bu ifadeye ilişkin düzeltme bu birleşim Tutanak Dergisi’nin …’nci sayfasında yer almaktadır.

(x) Bu düzeltmeye ilişkin ifade bu Birleşim Tutanak Dergisi’nin … sayfasında yer almaktadır.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

Maddeye git

    Copyright©2022. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul